Bazı kitapların kapak tasarımları, içeriğinden bağımsız olarak bizi elimizden tuttuğu gibi bambaşka bi'yere götürür. İşte "Sarıyaz" benim için öyleydi, elimden tuttu ve bırakmadı.
Hani Edip Cansever demişti ya "gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor" diye evet gerçekten de hiçbir yere gitmiyordu, gidemiyordu. Hatta bırakmak istediğimiz zamanlarda bile, o bizi asla bırakmıyordu. Bazen bi'şarkıyla, bazen bi'kelimeyle, bazen bi'renkle, bazen bi'oyunla, bazen de ağzınızda kalan bi'karpuz tadıyla selamlıyordu; aklımızı, kalbimizi, ruhumuzu...
Ve *Sarıyaz*'ın elimden tutup götürdü yer tüm kavuşmaların gerçekleştiği, şimdi olmayan, olamayan fakat o anda var olan tüm güzel insanların seslerinin yankılandığı bi'bahçeydi, sessiz, sakin ve huzurlu. Akdenizin dinginliğinde, Torosların eteğinde, mavi bi'gökyüzünün altında, bi'taş evin bahçesiydi yeşilin bin bir tonuyla çevrili. Ve ben hep oradayım; üzüldüğümde, sevindiğimde, ağladığımda ve güldüğümde... ahhh kalbim! ne çok özlerim!
----------------------------------------------------------
Mahir Ünsal Eriş ~ Sarıyaz
Olmasındı!
" Neden mecbur olsundu ki. Bir kadın neden bütün hayatını başkalarının mutluluğu üzerine kurup sonra da her mutsuzlukta kabahatli çıkan olmak zorundaydı ki zaten? Aman şu üzülmesin, aman buna laf gelmesin diye bütün bir ömrü gereksiz bir mengenenin sıkışıklığında geçirdikten sonra bir de üstüne, sanki doğuştan verili bir görevi başaramamış gibi her sızlanışında taşa tutulmak neden kaderi olsundu? Yeterdi! "
.