Sanki dışarıda, hemen şurada elli metre ötedeki tahta kapının dışında Şişli’nin kalabalık, insan ve trafik dolu caddeleri uzanmıyor da, sessiz, boş dağların yamaçları yükseliyor ve ardındaki geniş, bomboş bozkırlar var.
Güneşin kızıllığını, insan sevgisini öğretti bana, diyorum. Hiç de, belirli bir insan üzerinde toplanmıyor bu sevgi. Toprak altındaki solucanlardan, gökyüzünde yüksekliklere tırmanan ve gerilerinde bulutlardan yollar bırakan uçaklardan da öteye gidiyor.
Hiç düşündünüz mü? Ölen bir insanı gerçekten bir kez daha görebilir misiniz? Ölen bir okula gidebilir misiniz? Ölen bir evde uyuyabilir misiniz? O yıllar öldü. O yılları bişe öldürecek biçimde yaşattılar.