Savaş meydanını arşınlayan bir komutanın bedeni gibi, insanların kalplerinde de sayısız yara izi birikirdi. İşte böyle, farkındalıklar birer birer arttıkça dünya sonunda ona yetişkin mi diyecekti?
Erkek düşmanlığının belki bir hedefi var ancak nerdeyse hergün, kurbanlarını abaküs sayar gibi saydığımız ölümcül bir bilançosu yok. Ne kimsenin canına kastediyor ne kimseyi yaralıyoruz; hiçbir erkeği meslek sahibi olmaktan, tutkunlarının peşinden gitmekten, istedikleri gibi giyinmekten, hava karardıktan sonra sokaklarda dolaşmaktan, kendini keyfine göre ifade etmekten alıkoymuyoruz. Olur ha biri böyle bir şey yaparsa da bu, hetero-ataerki kapsamında, yine bir başka erkek oluyor.
Öncelikle, sesimizin davamızın meşruiyetini zedeleyecek kadar çok çıktığını iddia eden ve çoğunluğu erkek olan bu insanların onayını almamıza gerek var mı gerçekten? Erkek düşmanlığımız bizi, öfkemize tahammül edemeyen erkeklerden uzaklaştırıyorsa onların zahmete değdiklerini söyleyebilir miyiz? Çabalarımızı hak ediyorlar mi sahiden? Onlarla ilişkimizin neden yanlı olduğunu, ayrıcalıklarının neden yerle bir edilmesi gerektiğini duymayı kabul eden, tüm erkeklerin kokuşmuş olduğunu söylediğimizde kartal çığlıkları atmayan erkekler de yok değil. Onlar meseleyi idrak etmiş durumda, hatta bizimle aynı fikirde. Bizim asıl müttefikimiz onlardır işte, feminizm sahnesinde öne geçmeye çalışırken bize dirsek atanlar ya da sorunlu davranışlarına dikkat çekmemize tahammül edemeyenler değil.