Beni seviyordun.Öyleyse bırakıp gitmeye ne hakkın vardı ?Bizi birbirmizden yoksulluk,düşkünlük, hatta ölüm ,Tanrı’nın ya da şeytanın üzerimize yağdırcağı hiçbir şey ayıramayacakken,sen bunu kendi isteğinle yaptın.Senin kalbini ben yaralamadım.Sen yaraladın!Bunu yaparken , benim kalbimi de yaraladın.Güçlü kuvvetli olduğum için ,bu bana daha da kötü geldi.Ben yaşamak istemiyor muyum?Bu acaba benim için nasıl bir hayat olur ? Senin yokluğun… Ah tanrım Catherine !
Beni sen öldürdün derken yalan söylediğini pekala biliyorsun .Sonra seni unutmak kendimi unutmak demek olacak Catherine.bunu biliyorsun. Hem senin o sonsuz bencilliğin içinde sen huzura kavuştuktan sonra benim cehennem acıları içinde kıvranmam yetmez mi ?
İnsanlar seni tüketir. Eğer izin verirsen.Çünkü çoğu bunun farkında bile değildir.Biri sana negatfiliğini yüklemeye çalıştığında zihnine şunu söyle. Bu sana ait bunu ben taşımayacağım.Görünmez bir kalkan taktığını hayal et. Bunu sen seç.
Her şey yok olup yalnız o kalsa, benim varlığım yine devam ederdi; her şey yerinde kalıp da o ortadan kaybolsa, dünya bana büsbütün yabancı olurdu.Ben onun bir parçası olamazdım.Benim Edgar’a karşı duyduğum sevgi , ormandaki bitkiler gibidir.Kış nasıl ağaçları değiştiriyorsa,zaman da bu sevgiyi değiştirecektir.Heathcliff’e karşı beslediğim sevgi ise , alttaki ölümsüz kayalara benzer .Görünüşte çok az zevk verir ama gerçekten gereklidir. O her zaman benim ruhumda.Nasıl ben kendim için bir zevk kaynağı değilsem,o da zevk olarak değil , gerçek varlığım olarak ruhumdadır.Onun için ayrılmaktan söz etme bir daha olacak şey değil bu !