Bu anlayış esas olarak "La İlahe illallah" kavramına dayanıyor. Yani bu evrende ibadet edilmeyi hakeden Allah'tan başka ilah yoktur. O Allah ki, El Hâlık, El Bari, El Rezzak, El Mumît, El Muhyi, El Muid, her işi takdir eden, kolaylaştıran, hayrı elinde bulunduran her şeye kadir olandır. "La İlahe İllallah", insan hayatı için bu derece basit, kapsamlı bir görüş ortaya atan bir hayat tarzıdır. "La İlahe İllallah", beşerin ulûhiyetini reddedip sadece Allah'ın ulühiyetini onaylar. O ulûhiyet ki en önemli nitelikleri Rubübiyet ve hâkimiyettir. Allah'ın hâkimiyeti ki, onda adaletsizlik, ihmalkârlık, kuşku yoktur, hiç kimse kayırılmaz. O hâkimiyet ki, insanlığın hayatı ancak onun gölgesinde düzenlenir. O ilahi hâkimiyet ki, gerçek eşitliği, adaleti ve özgürlüğü üretir.
Bu anlayışla akideyi siyasi dile dökersek, şu ân beşeriyete hükmeden rejimler ve hükümetler ulûhiyetin en önemli hususlarını gaspettiler. Bu da hâkimiyettir ki, insana verdiler. İnsanın hâkimiyeti, Allah Subhanehu ve teala’ nın hâkimiyetine dayanan İslâmi yönetim ortadan kalktığından bu yana, dünyadaki tüm insanlığı kapsayan bu adaletsizliği üretmiştir.