Artık çok az şeyden eminim hayatta. Emin olmak ve güven duygusuyla ilgili serüvenimiz, deneyimlerimiz sonucu zaman içinde, kazanılmış güven, kaybedilmiş güven diye ikiye ayrılıyor. Kazanılmış güven, daha çok kendimize ilişkin bir iç alan oluştururken, kaybedilmiş güvense ne yazık ki, hayata karşı çok daha geniş bir alanı kapsıyor.
Bunlar hayatımda zaten vardı, ben yalnızca dile getirdim; amaçladığım başarı, bütün bunlardan edebiyat yapabilmekti. Hayatımız, herkesin hayatı gibi orada durur, gerisi hayatımıza nasıl baktığımız, onu nasıl ele aldığımızla ilgili bir bakış sorunu ve bunu ifade etme yeteneğir olsa olsa....
Eğer siz de aynen yaşamışsanız, ifade yeteneğiniz sayesinde onların dillendiremedikleri , adlandıramadıkları, çözümleyemedikleri şeyleri dile dökmeniz karşısında saygı ve hayranlık duyuyorlar ama, hiç yaşamadan, başınızdan geçmeden, yalnızca yeteneğiniz ve hayal gücünüz sayesinde bunları yazabilmiş , böyle şeyleri uydurabilmiş olmanız, onların adalet duygusunu incitiyor. Bu, dünyanın bütün okurları için geçerli olmayabilir, ben yalnızca tanıdığım okurlardan söz ediyorum.
Tuhaftır, hala bazı durumlarda konuşamam, keşfedilmeyi beklerim, beni görsünler, beni fark etsinler, beni anlasınlar isterim. Kendimi öne süremem. Tersine geri çekilirim. Hele birinden çok hoşlanmışsam, duvar kesilirim. O, beni görsün, anlasın, keşfetsin isterim. Kırk Oda kitabında yer alan ‘Makas’ hikayesinin kahramanı olan kadının şu sözlerinin yer aldığı bölümü, böyle bir duyguyu hiç tanımadan yazmak mümkün müdür sanıyorsunuz?