kitap yavaş ilerliyor. kitabı almadan önce yorumlarını okumak isteyenler için ilk bunu söylemek istiyorum. ikinci söylemek istediğim şey ise, neden kitabın etiketlerinde romantizm yok? vasya ve morozko arasındaki ilişkiye o kadar yoğunlaşılmamıştı, hatta ana konuya gelmesi ve ikisinin düzgün bir şekilde tanışması 22. bölümü buldu ama yine de ortada bir romantizm olduğunu inkar edemeyiz, ki ben buna bayılırım.
kitap vasyanın doğumuyla başlıyor, ya da doğmadan kısa bir süre öncesi de olabilir. maalesef pek hatırlayamıyorum o kısmı. yukarıda da söylediğim gibi sinopsisteki konuya gelmesi 22 bölüm sürüyor, 300. sayfa civarlarında. bu durum bazı kişileri sıkabilir. beni de kitaba ilk başladığımda sıkmıştı, hemen ana konuya gelmek istiyordum ama okudukça aslında ana konunun, yani bir kış gecesinde yaşanan o olayların neden öyle olduğunu, alınan küçük kararların birer birer o olayı nasıl doğurduğunu ve tek bir gereksiz olay dahi okumadığımızı anladım.
kitabın dili çok güzel. okurken size psikolojik bir tatmin verecek kadar süslü ama rus kültüründen pek çok kelime barındırmasına karşın sizi boğmayacak kadar da basit. gerçekten masal gibi geldi bana. bu tür anlatımlara nedense kıvrak demek istiyorum.
vasya... bilenler için savage daughter şarkısından oluşan bir karakter gibi. bilmeyenler için de öneririm bu şarkıyı. hem güçlü ve gururlu hem de bu güç ve gururunu egosuyla sarmamış, güçsüz olması gereken anlarını yaşayabiliyor. kitapta sevmediğim tek karakter vardı ve bence bunda kitabı okuyan herkes hemfikirdir. anna (kötü kadın müzeyyen) klasik haşin, sert, kötü kalpli üvey anne tiplemesi ama hikaye içinde hiç sırıtmadı ve bu kötülüğünün motivasyonu beni ikna etti. yine de sevmiyorum.
daha çok uzatabilirim bu incelemeyi. belki seriyi bitirince daha uzununu yazarım, belki de