"Derinliği olan romanları tercih ediyorum. Kuşkusuz bazen tek bir cilt, pek çok cilde yayılan devasa bir eser kadar derin olabilir. Bir ruhun keşfedilmesiyle ilgili olarak önceden saydığım belli koşullar dikkate alındığında, bütün bir dönemin sentezini yapma ihtirasını taşıyan bir eser bu alışıldık çerçeveyle yetinemez elbette. Bu bir yana kimi isimlerin ve kimi eserlerin benim için katalizör olduklarını belirtmeliyim; kafamdaki en küçük ayrıntıya kadar eserin hayata geçirilip tamamlanmasını sağladılar. Sınırlı bir toplumsal sı-nıfın sınırlı bir bölümünü (soyluluk) kâğıda geçirmek Marcel Proust binlerce sayfa yazmasına mal olmuştu. Bir de Jean-Christophe var, iyi bir örnek olup olmadığını bilmiyorum. Balzac ve biraz da Zola var kafamda. Yüzlerce cildi dolduran tefrikaları hiç kale almıyorum."
Oğuz Atay Üzerine Notlar...
Oğuz Atay’ın edebiyatımızdaki büyüklüğü yalnızca “iyi romanlar yazmış” olmasından kaynaklanmaz; o, Türk romanının düşünme biçimini değiştiren yazarlardandır. Ondan önce Türk romanı büyük ölçüde toplumsal gerçekçilik, köy-kent çatışması, sınıf meselesi, Batılılaşma problemi, aile yapısı ve ahlakî çözülme gibi temalar çevresinde ilerliyordu. Bunlar elbette çok değerliydi; fakat Atay, romanı dış dünyanın aynası olmaktan çıkarıp zihnin, dilin, parçalanmış benliğin, ironinin ve bilinç akışının laboratuvarına çevirdi. Yani Atay’ın esas devrimi şudur: Türk romanında “ne anlatılıyor?” sorusunun yanına güçlü biçimde “nasıl anlatılıyor?” sorusunu koymuştur. Oğuz Atay, özellikle Tutunamayanlar ile Türk romanında alışılmış olay örgüsünü dağıttı. Klasik romanda genellikle bir olay vardır; kişiler bu olayın içinde gelişir, anlatıcı okuru belli bir çizgide taşır. Atay’da ise roman düz bir yol değildir; daha çok labirenttir. Mektuplar, ansiklopedik parçalar, günlükler, şarkılar, parodiler, iç konuşmalar, oyunlar, dipnotlar, başka metinlere göndermeler, sahte belgeler, yarım kalmış düşünceler ve zihinsel sapmalar bir araya gelir. Bu yüzden Tutunamayanlar yalnızca Selim Işık’ın ya da Turgut Özben’in hikâyesi değildir. Aynı zamanda Türk aydınının kendi kendisiyle hesaplaşmasının romanıdır. Atay, romanı “olay anlatma” sanatı olmaktan çıkarıp bilinç, dil, hafıza, kültür ve kimlik krizi anlatısına dönüştürdü. Bence çok kritik bir şey var burada: Atay, Türk romanına yalnızca yeni teknikler getirmedi; Türk insanının özellikle de Cumhuriyet sonrası aydınının içindeki çatlağı görünür kıldı. Oğuz Atay modern edebiyatımızda çoğu zaman modernist ve postmodernist romanın öncülerinden biri olarak anılır. Bazı kaynaklarda Tutunamayanlar, Türk romanında bilinçli postmodernist denemenin ilk büyük
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Proust bize aşık olmanın o trajik formülünü vermiştir: “Arzulayarak yanılırız, kıskanarak acı çekeriz, yas tutarak parçalanırız, unutarak eksiliriz.”
Rilke 'Görmeyi öğreniyorum' diye yazmıştı.. İzahını Proust ile yapalım.. "Gerçek keşif yeni diyarlar bulmak değil, yeni gözlerle bakmaktır.."
İki insan ayrılırken; şefkatli konuşan taraf, artık âşık olmayan taraftır. Marcel Proust
Marcel proust'un dediği gibi " ßenim de içimde daima var olacağını zannettiğim birçok şey yok oldu " maalesef.