melike

İdeal erkek benim için ne anlama geliyor diye düşündüm. Aşkın belirsizlikleri karşısında sağlam duran, kendisini hırpalayan, ayrılmakla tehdit eden bir kadın karşısında savrulmayan bir adam olmalı. Güçlü hissetme ihtiyacını savaş ya da yıkımla değil; gücünü yeni bir şeyler oluşturmak ve yaratmak için kullanmalı. Gücünü başkalarından, özellikle de kadınlardan almak yerine, paylaşarak ve vererek, dünyada yardımcı güç olma yoluyla elde etmeye çalışmalı. Kendi kadını da dahil, başkalarındaki güzelliklerin ortaya çıkmasına fırsat vermeli. Sevdiği kişiye sonsuz saygı duymalı. Başkalarının başarılarını tehlike olarak görmemeli çünkü zaten kendi değeri konusunda kararlı olmalı. Kendi gücünü kazanmak için başkalarının zayıflıklarını sömürme ihtiyacı duymamalı.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kırışıklıklara gelince… Ne olmuş yani? Bu bunalım, kırışıklıklarla ilgili değildi. Kendime verdiğim hasarı iyileştirmemle ilgiliydi. Hiçbir kırışıklık benim ışıltımı çalamazdı. Aynada kendime bakacaktım, yüzümdeki çizgilere değil. Karşımdaki kadına bakacaktım ve kim olduğumu hatırlayacaktım. Hayranlık duyduğum diğer kişilerin yanındayken de kendime duyduğum sevgiyi koruyacaktım. Bize aşkın kırılganlığıyla başa çıkma kuvveti veren, işte budur.
Başkalarıyla olan ilişkilerimizin kendimizle olan ilişkilerimizle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğunu söylemeye gerek bile yok. Diğer insanlar aynaya görev görür ve kim olduğumuzu bize yansıtırlar. Anneler bebeklerinin aynasıdır, terapistler hastalarının ve eşler birbirinin. Buna (hiç şaşırmayacaksınız) ayna tutma denir. Etkisi, hastanın benlik ve gerçeklik anlayışını düzenlemektir. Bir terapist olarak hastaya gücü yansıttığınızda (olumlu ayna tutma) faydalı etkileri olur. Bu yüzden, bazen hastaların terapistlerine aşık olduklarını sanmaları pek şaşırtmalı. Ayna tutma, varlığımızı doğrular. Kişisel olmayan ilişkiler dünyasında, biri sizi daha yakın tanıdığını hissettirdiğinde bir ödül elde edersiniz. Bu gücü ifade etmek onları çok güçlü hissettirir. Ve o kişi sizi sevgi ve heyecanla karşıladığında size kendinizi çok kuvvetli bir şekilde onaylanmış hissettirir. Asıl özel olan durumu işte burada yatar; kurulan bağda, bireyde değil. İçgüdüsel olarak, hepimiz olumlu ayna tutulmasını isteriz. Bu, toplumsal varlıklar olarak insanlığımızın önemli bir kesimidir ve narsisizmin belirtileriyle karıştırılmamalıdır. Eğer abartılı isteklerimiz varsa narsisizm ortaya çıkabilir ve ayna tutma yöntemleri amacından saptırılarak kullanılabilir. Bu pek çok ünlü baştan çıkarıcı tarafından kullanılan harika bir yetenektir. Kişinin ruhunu yücelterek ve pek çok katmanını olumlu bir yolla yansıtarak, yüzeysel pohpohlamanın ötesine geçerler. (“Ah, içindeki mutsuzluğu görebiliyorum; öyle güzel ki.”)
Herkes samimiyet ister, diye düşündüm. İnsanlar gerçekten görülmeyi ve tanınmayı istiyor; ama başkalarının içeri girebilmesi için geçmesi gereken sayısız kapı yaratmışız…..
Aşk hissini hepimiz severiz; insana kendini ayağını yerden kesecek kadar mutlu hissettirir ama aşk tek bir histen ibaret değildir. Kolay da değildir. Mutluluğun yanında öfke, sıkıntı, incinme gibi zorlu duygular da beraberinde gelir. Bunun yanı sıra, zorlu ve kaçınılmaz korku yığını vardır: reddedilme korkusu, hayal kırıklığına uğrama korkusu, kendini kaybetme korkusu, terk edilme korkusu, sevilmeye değer görülmeme korkusu. Bu korkular mantıksız olabilir ama yine de gerçekleşme olasılıkları söz konusudur. Aşık olmak hislerden daha fazlasıdır, bir yetenektir.