şimdiye kadar okuma fırsatı bulduğum ikinci Taha Kılınç kitabı, ilkini hem ben hem de babam çok beğenince ani kararla tüm kitaplarını almıştık. bende gözüme hoş gözüktüğü için ikinci olarak bu kitabını okumak istedim ve bayıldım. kısa kısa seyahat notları içeren bir kitap aslında, hem kısa olduğu için hem de Taha Kılınç’ın dili sizi sürüklediği için okuması kolay ve çok çok keyifli bir kitaptı. Yazarın amacı insanları seyahate özellikle belli toprakları ziyarete teşvik etmek ve anlattıkları ile merak uyandırıp amacına ulaşıyor.
bir dönem zweig kitaplarının o derin dünyasını çok sevdiğim için her ay mutlaka 1-2 kitabını okuyordum ama 1-1.5 yıldır ara vermiştim. ara verdikten sonra böyle bir kitapla geri dönmek biraz talihsizlik oldu çünkü açık ara en sevmediğim kitabı oldu. kitabı okurken çok zorlandım, 2 gün boyunca bugün okuyacağım artık diyerek sürekli elimde gezdirdim; neyse ki sonunda okuyabildim ama okumasam da olurmuş. okurken zevk almadım, bitirdikten sonra da ne okudum ben diye durup düşündüm; kısaca sevmedim.
“en derinlerimde yatan duygularımı seziyor, aslında birbirimize yabancı olmamıza karşın neyin beni üzüp canımı acıttığını biliyor, buna karşılık beni tanıyan kişi değerimi anlamıyor ve paramparça ediyor beni.”
Yırtıp parçaladığım bir kabusun ağzı kapalı kara torbasına hapsolmuştum adeta, bir yorum uğruna, bu çelişen duyguların gizemli karmaşasından uyanabilmek uğruna kıvranıyordum.