"Gerçekten de tüm dünyayı bir kenara bırakarak ve her biri kendi dünyasını, kendi hayatını diğerininkiyle birleştirerek, hayatlarının onca yılını el ele, yalnız başlarına, sadece ikisi geçirmemiş olabilirler mi? Ayrılık vaktinin gelip çattığı geç bir saatte kadın, hüngür hüngür ağlayarak ve özleyerek, karanlık göklerde kopan fırtınayı duymadan, hızla esen ve siyah kirpiklerindeki gözyaşlarını alıp götüren rüzgârı duymadan erkeğin göğsüne yatmamış olabilir mi? Tüm bunlar, sık sık birlikte yürüdükleri ve umutlandıkları, hüzünlendikleri, sevdikleri, birbirlerini uzun uzun, 'çok uzun süre ve şefkatle' sevdikleri, yosun bürümüş yollarıyla, hüzünlü, terk edilmiş ve vahşileşmiş, ıssız, kasvetli, bahçe hayal olabilir mi?"