arılar ve arısızlar ile bir yolun çiçeklerini suluyorum ayrıca uzun bir aradan sonra tekrar kitapların içine dalıp yüzeye çıkmamaya çalışıyorum, burada her şey benim ve her şey benimledir!
Tüm yakın ilişkilerimiz içinde en kendine özgü olanı arkadaşlıktır. Evlilik ve aile kurumsaldır, yemin ve yükümlülükler, para ve yasalarla korunur. Başka ilişkilerde, örneğin öğrenciler ve öğretmenler, patronlar ve çalışanlar arasındakilerde belirli kültürel kalıplar ve kurallar mevcuttur. Arkadaşlıklarsa farklıdır. Yükümlülükler tam olarak açık değildir, sorumluluklar belirsizdir. Arkadaşlarımızın her zaman yakınımızda yaşamasını, bir kriz anında yanımızda olmasını ya da öylesi anlarda bize ihtiyaç duymasını bekleyemeyiz. Arkadaş olarak gördüğümüz insanların bizi de aynı şekilde görüp görmediğini bilmenin de hiçbir yolu yoktur. Arkadaşlık ve arkadaşlığın nasıl başlayacağı, değişeceği ya da biteceğiyle ilgili hazır bir kalıp mevcut değildir. Her bir arkadaşlık o kadar tekildir ki her seferinde sil baştan icat edilmesi gerekir.
Yine de arkadaşlarımıza âşık oluruz, onlar tarafından dönüştürülürüz, onlara güvenmeyi, onlarla ilgilenmeyi ve onların bizimle ilgilenmesine izin vermeyi öğreniriz. Arkadaşlık öyle bir güven gerektirir ki bu tür sözleşmelere giriyor olmamız bile aslında bir mucizedir.
Bugün yirminci yüzyılın imkânsız kadın arkadaş ideallerinin hayaletleri arasında yaşıyoruz. Aynı zamanda kadınların giderek daha fazla kötü arkadaş olarak görüldüğü güçlü bir mirasın da parçasıyız. Arkadaşlığın nasıl olması ve olmaması, nasıl hissettirmesi ve hissettirmemesi gerektiğine dair pek çoğumuzun düşüncelerini şekillendiren de bu hikâyelerdi. Ben de onlardan özgürleşmek amacıyla tüm bu hikâyeleri ortaya sermek istedim.
Yirminci yüzyıl modern kadın arkadaşlığının yılı olduğu kadar; çok duygusal veya neredeyse duygusuz, her işe karışan ya da mesafeli, arkadan bıçaklayan ya da paspas olan, dışlayıcı veya hain kötü arkadaşın da yüzyılıydı.