İlk olarak Cadıların Keşfi'ni neredeyse sevmeyen biri olarak çok şaşırttı Gecenin Gölgesi'ni bu kadar sevmem. Her neyse kitaba dönersek öncelikle iç kapakta yazan bir kaç eleştiriye aşırı katıldığımı söylemek istiyorum. Denildiği gibi yazarın bir tarihçi olarak geçmişi ziyaret etmesinden duyduğu mutluluk her sayfada kendini gösteriyordu. Bana göre ilk kitabın o soğukluğu mesafeli hali yoktu. Çok sıcak, çok sevecen ve okuru sımsıkı kucaklayan bir kitaptı. Ben serinin bu kitabıyla inanılmaz bir bağ kurdum. Hatırlamıyorum en son ne zaman bi kitapla bu kadar bağ kurduğumu. Yeri geldi büyüsünü keşfetmeye çalışan Diana Bishop oldum onun kadar çileden çıktığım, umutsuzluğa kapıldığım, kendimden emin olmadığım, bulunduğum zamana yabancılaştığım anlar oldu. Kocasını kaybetmenin yasını tutan, onu hala çok özleyen Ysabeau oldum ve onunla birlikte yas tuttum, büyük bir özlem duydum. Pişmanlıkların ve suçluluk duygusunun içinde boğuşan çok güçlü ama bir yandan çok kırılgan Matthew de Clermont oldum acısını birlikte yaşadığım çaresizliğini onun birlikte tattım. Otoriter, sert ama aynı zamanda sıcak, babacan, affedici yüce Philippe de Clermont oldum -kendisini babamdan çok sevdiğimi eklemeden geçmek istemiyorum- Jack oldum Annie oldum hatta aşkı için ciddi manada saçmalayan Marlowe bile oldum. Kitap beni kendisine, dünyasına, karakterlerine aitmişim gibi hissettirdi, çok değerli bir histi. Bu yüzden bitsin istemedim, veda etmek istemedim ve 2 günde %80'ini okuduğum bu kitabı 3. günde yalnızca 100 sayfasını okuyabildim. Profesyonel bir eleştirmen değilim size sayfalarca kitabın dilinden ve bilumum teknik özelliklerinden bahsedip övüp gömemem ama bana hissetirdiklerini anlatabilirim. Bu kitap beni; evimde, odamda, sığındığım en güvenli yerdeymişim gibi hissettirdi bu yüzden sona