Zamanla geçmeyen şeyler var. Solmaz, yumuşamaz veya anıya dönüşmezler. Her zaman sert ve büyüktürler, bir insanın karnında ve göğsünde bir heykel gibi dururlar ve orada gürlerler. Unutulmuş olabilirler ama onları hatırlayınca şu ana taşınırlar ve her zaman sanki tam şimdi meydana geliyormuşçasına büyüktürler.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Filmlerde anılar siyah beyaz gösterilir.
Kişi yol kenarında durur, araba uzaklaşır, kişi küçülürken sonunda tamamen ortadan kaybolurken arka pencereden görülür. Filmlerde ölüm böyledir.
Fakat gerçekte öyle görünmez. Zaman ne' annemi küçültür, ne de renkleri soldurur. Annem sadece parçalara dönüşür ve parçalar havada asılı kalır. Tüm parçalar tertemizdir:
Saçlar, parmaklar, gülüşler, yüzündeki çizgiler ve burun delikleri, kırılan dizler, karın gurultusu —ama annemin kendisi kayıp.
Bir ev gençken onunla biraz da çocukmuş gibi ilgilenmek gerekir. Düzeltilmeli ve onarılmalı, özen gösterilmeli ve bakım yapılmalı. Fakat mesela ev iki yüz yaşına geldiğinde, zaten kendi başına kendini idare eder artık. Çürüyecek her şey zaten çürümüştü. Sarkacak veya çatlayacak her şey zaten sarkmış ve çatlamıştı. Eski bir evde geriye kalan tek şey güzelce yaşama zorunluluğu, yani daha önce o evde nasıl yaşanılmışsa öyle yaşanılıyor.