Araftakilerden biri olmayı seviyorum. Tamamlanmamış şeyleri seviyorum. Ölümün her daim bir seçenek olması hoşuma gidiyor. Hayatı sonuna kadar götürmemeyi seviyorum ben."
İnsanlar dünyayı üçboyutlu görüyordu. Bu da bir indirgemeydi. İncan en nihavetinde sınırları olan, her seyi genelleyen, otomatik pilotta yaşayan, zihnindeki dolambaçlı yolları düzleştiren bir yaratıktı ve tabii ki bu yüzden sürekli kaybolup duruyordu.
İnsan beyninin dünyaya dair karmaşık bilgileri filtreden geçirerek indirgediğini, mesela insanın bir ağaca baktığında sonsuz karmaşıklıktaki sayısız yaprakla dal "ağaç" denen şey olarak gördüğünü biliyordu. İnsan olmak, dünyayı sürekli indirgeyerek anlaşılabilir ve basit bir anlatıya dönüştürmek demekti.
Pişmanlıkları vardı. Kimileri uzun zamandır ölümü tercih edeceklerini düşünmüşlerdi ama aynı zamanda kendilerinin farkhı bir versiyonu olarak yaşamayı da istemişlerdi"
hem de hayatta olmak.*
"Schrödinger'in hayat anlayışı. Kendi zihninin içinde hem ölü
"Exactement! Bu pişmanlıklar beynimize her ne yapmışsa, orada -nasıl desem- ne çeşit bir nörokimyasal tepkime olmuşsa, aymı anda hem ölümü hem de yaşamı istemenin karmaşası bizi bir şekilde arada bırakmaya yetmiş olmalı."