Zile basılı tutuyordum ama John gelip bana kızmıyordu. Bir daha da asla kızamayacaktı. Annemin her seferinde dört bardak su içmeme, babamın saçlarımı tam kurutmadan uyumama, anneannemin yaramazlık yapmama, Anıl'ın ise hem içkinin hem de sigaranın dozunu fazlasıyla aşmama artık asla kızamadığı gibi. Ölenler kızamıyordu. Ve ben onlara inat, belki dayanamazlar ve kızmak için dönerler diye şansımı denemekten asla vazgeçmeyecektim.
Bora'nın kapkara gözleri, batmış bir güneşin dünyada bıraktığı hasarı andırıyordu ve fakat soğuk değildi. Hâlâ sıcaktı. Güneş hep biraz önce batmış gibi. Fakat buna rağmen, zifiri karanlıktı.
"Bergamotu bilir misin?" diye sordum, merakla. "Hoş kokulu bir meyvedir. Seni kendine çeker. Ama tadına baksan, bir daya yemek bile istemezsin. Acıdır. O kokudan bu acı nasıl çıkar, anlamazsın..."
"Yedin ve midene mi oturdu?" diye sordu Holly.
"Yedim ve kalbime oturdu," dedim.