• Selamünaleyküm Arkadaşlar,
    Bitirmiş olduğum bu eserin konuşulacak ve tartışılacak bir çok yönü var. Kötü anlamda değil ama yoruma açık olduğunu düşünüyorum. Önceliği yazarımıza vermek istiyorum; Ömer Rıza Doğrul. M. Akif Ersoy'un damadı olur. Böyle bir şahsiyetin damadı da onun gibi olur düşüncesiyle daha bir saygıyla okudum romanı. Daha sonra yaptığım araştırmalarda pek iyi şeyler söylenmedi hakkında ama ben yazarların hayatlarıyla ilgilenmiyorum ayrıca eserini de gayet başarılı buldum. Baya çaba sarf edilmiş, çok emek var bu eserin hazırlanmasında. Çünkü bir efsane gibi, kulaktan kulağa anlatılan bir şahsiyeti anlatmak, hiç kolay bir şey değil ki tanıtmak için, birçok eser ve kaynaktan yararlandı.
    Esere değinecek olursak uzun bir kaynakçası var. Hatta yabancı bir yazarın yazdığı kitabı bile es geçmeden pek çok eserden yararlandı. Hz. Rabia’nın doğum tarihi, ailesi, hayatı, yaşayışı kısacası kim olduğuna, neler söylediğine dair yazdığı her şeyde “Falan bunu dedi, filan ise şöyle söyledi. Hangisinin doğru olduğunu bilemeyiz ama onun görüşü daha uygundur.” diyerek yorumladı. Anlatışı yalın, ayet, hadis ve rivayetlerle desteklenmiş. Onun çağındaki birçok alim ve arkadaşlarının anlattıkları; eserlerinde yer verdikleriyle desteklenen bir eserdir.
    Eseri ben üçe böldüm; Birinci kısım Hz. Rabia’nın hayatını oluşturuyor. İkinci kısımda ise tasavvuf yoluna nasıl varılır sualine cevap verir niteliğinde. Üçüncü kısımda velayet yıldızlarına yer verilmiştir.
    (Spoiler vereyim azcık)
    Hz. Rabia’nın gençliğinde köle olduğu ve yaşadığı bir hadiseden dolayı tövbe edip, köleliğinin ardında kalan zamanını ibadetle geçirdiğinden bahsediyor. Yine bir ibadet sırasında gördüklerinden ürken sahibi onu azad ediyor. Rabia hürlüğe kavuşunca geçinmek için çalışmaya başlıyor. Burada çok ilginç bir bilgi ediniyoruz geçim için sanata başvuruyor. Ney üfleme ve daha başka birçok şeyle ilgilenmiş. Burdan anlaşılıyor ki Hz. Rabia’nın şairane yönünü gençliğinde kazanıyor. Tabi dünyaya fazla yöneldiğinden ibadetlerini aksatıyor ve yine bir uyarı ile kendine geliyor ve dünyayı tamamen terk ediyor. İbadetlerine daha ağırlık veriyor özellikle gece ibadetine. Tövbesine bile tövbe ediyor, bütün ömrünü tövbe etmekle geçiriyor. Ve Allah aşkı öyle büyüyor ki kalbinde Hiçbir mahlukata sevgi ve nefret duyamıyor.
    Ahh, en çok onu istemeye gelenlere verdiği cevaplar hoşuma gitti. Çok sert ve utandırıcı cevaplar verdi. :)) Ve hiç evlenmemiştir.
    Birde cennet ve cehennem hakkındaki düşüncesini beğendim.#32242809
    Beğenmediğim tek şey Hz. Rabia’nın Kabe’yi bir puta benzetmesi. Bu düşüncesi hoşuma gitmedi açıkçası. Belki düşüncesi doğrudur da ben o derinliğe varamamışımdır.
    Hz. Rabia kendini kısa sürede öyle bir geliştiriyor ki bazı alimlerin yıllarca yaptığı araştırmalara o hiç bir araştırma yapmadan konuya hakim olabiliyor. Verdiği cevaplar onları bile şaşırtıyor. Bende Hz. Rabia hakkında pek bir şey bilmiyordum. Kitabı okurken “acaba onun gibi kadın alimler var mı? Alimler hep erkekler mi?” diye düşündüm. Sanki yazar yıllar sonra onun yazdığı bu eseri okuyup böyle bir sorunun kafamda oluşacağını hissetmiş olacak ki kitabın son kısmını kadın alimlere ayırmış ne de iyi yapmış. Bu bölüme Velayet Yıldızları başlığını vermiş. Ne ince bir düşünce (^.^) Evet kısaca bu şahsiyetlere de değinmek istiyorum;
    >Ümmü Harama; Kıbrıs’ı ilk fetheden mücahitler arasında idi.
    >Râyia bint-i İsmail; Namazıyla, niyazıyla meşhurdu.(Hz. Rabiayla çok karıştırdılar aradaki fark bu evlidir, Hz. Rabia hiç evlenmemiştir.)
    >Muâze;Ümmü Sabha ünvanıyla meşhurdu.
    >Şu’vâne; Güzel sesli idi. Bazı eserleri okur ve ağlardı. Ağlamaktan kör olacak hale gelirdi.
    >Hz. Nefise; Gündüzleri oruç tutarak, geceleri ibadet ederek geçirirdi.
    >Şuhde; Farünnisa diye tanınırdı. Katipti. Yazısı çok güzeldi.
    >Zeyneb;Çok geniş bilgili bir hanımdı.
    >Mümtaz Melek; Hindistan İmparatoru Şah Cihan’ın hanımıdır.
    >Cihânârâ;Hindistan İmparatoru Şah Cihan’ın kızıdır.
    >Dâraşkûh; Cihanara’nın kardeşidir.
    >Aişe bint-i Abdullah; Kemale ermiş, bütün servetini fakirlere dağıtmış.
    >Sıtkı Kadın; Türk şairleri arasındadır.
    Bu ve daha sayamadığımız pek çok alim(alime) var, hatta varlığından haberdar olmadıklarımız. (Allah onlardan razı olsun.)
    Yazarımıza çok teşekkür ederim şahane bir eser hazırlamış. Hz. Rabia hakkında pek bilgim yoktu ama şimdi örnek aldığım şahsiyetler arasında. Bu arada Hz. Rabia’nın Hasan Basri’yi bir araya getirme çabalarını anlayamadım gitti. Çok farklı zamanlardalarmış. Birbirine aşık olmayı bırak denk bile gelmemişler. (İlla bir şeyi abartacaklar)
    Romanı beğenerek ve severek okudum. Kesinlikle tavsiye ederim. Roman hakkında daha konuşacak çok şey var ama fazla uzun olur en iyisi burada bitirelim.
    Allah’a Emanet Olun Canlar…

    “Cennetten önce Cemâlullah gelir.”
  • "Ya rabbi! Ben seni iki sevgi ile severim. Muhabbetin biri benim aşk ve iştiyakımdan ve diğeri senin sevilmeğe olan liyakatindendir. Benim özleyişimin eseri olan muhabbetim mâ adayı bırakıp senin zikir ve yâdınla meşgul olmaklığım ve senin sevilmeğe lâyık olman, bana müşahede mertebesini ihsan buyurmandır.
    İmdi, hamd-ü sena ne buna has ve ne de bu hamdolunan cihet bana aittir. Belki herhalde ve her iki cihette şükür ye medhiye, sana mahsusdur."
  • Allah(C.C) derdi bedava değildir.
  • "- Ne istediğini bana söyle...
    O da şöyle demişti:
    -Ben bütün dünyaya sâhib olan Allah'dan bir şey istemeğe utanıyorum. Dünyaya sahib olmayandan ne isteyebilirim."
  • Hafta geçmez köyüne mihmân eden sensin beni
    Belki herşeb subha dek nâlân eden sensin beni
    Dest-i tedbir ile çâk olsunmu dâmân-ı firak
    Afıtâb hüsnüne hayran eden sensin beni...
  • -Nereden geldin? Cevap vermiş:
    -Bu dünyadan!
    Tekrar sormuşlar:
    -Nereye gidiyorsun?
    -Öteki dünyaya
    Yine sormuşlar:
    -Bu dünyada ne yapıyorsun?
    Cevap vermiş:
    -Bu dünyanın ekmeğini yiyiyorum, öteki dünya için çalışıyorum.
    Bunun üzerine biri şöyle demiş:
    -Bu kadar güzel söz söyleyen bir insan rahat bir ev sahibi olması gerek!
    Hz. Rabia da şöyle cevap vermiş:
    -Benim de böyle bir evim var. İçinde ne varsa dışarıya çıkmasına izin vermiyorum. Ve dışarı da ne varsa, içeri girmesine karşı geliyorum. Gelen-giden olursa alâkalanıyorum. Çünkü ben bir çamur parçasını değil, fakat kendi kalbimi dinliyorum.
  • Ve dünyayı terketmek her iyiliğin ve Allah'a karşı her itaatin köküdür.