Cahit Zarifoğlu anlatıyor: "Tek başına bir okuldu Necip Fazıl. Beş on kişiyi değil, nesilleri okutmuştu. İki-üç nesil sürdü onun öğretmenliği. Bugünkü anlamda İslâmî duyarlığın temelini, tohumunu o attı. Kuruyan çeşmeler onunla yeniden gür sularını akıtmaya başladı. Fakat ona göre su hep bulanık aktı. Bir türlü durulmadı. Suların apaydınlık, berrak akacağı günlerin hasretiyle yandı durdu. O kavi, bilinçli nesillerin, ışıklı çehrelerin tariflerini veren eserleri, onların yokluğu ile öksüzler gibi durup bekledi. Ona hayrandık. Etrafında Anadolu'dan köylüler, işçiler de vardı, üniversiteden profesöler de, memurlar da, emekliler de, esnaf da. Öyle bir kaynaktı ki kim gidip ağzını dayasa içecek bir şey vardı. Bütün bu insanları birleştiren, onda kaynaştıran şey ise İslam'dı."