• Irkçılık zamanla değişen bir şey değildir, hep vardır. Bu bağlamda iyi bir insan olabilmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sence insanlar iyi bir insan olarak doğup sonradan ırkçılık gibi hasta bir fikre saplanarak mı kötü oldular, yoksa zaten doğuştan kötü olup sadece iyi olabilmek için fazlasıyla çaba mı harcıyorlar?
  • Ahmet Ümit'ten okuduğum ilk roman Beyoğlu'nun En Güzel Abisi. Polisiye romanlar okumayı seven biri olarak bu kitapta diğerlerinde olmayan bir şeyler buldum: sıcaklık ve samimiyet. Sade ve akıcı bir üslubu var yazarın ama sizi olayların içine çeken asıl unsur bu değil. Başkomiser Nevzat, Komiser Ali ve Kriminolog Zeynep var mesela Londra'nın kalabalık caddelerinde koşuşturan Dedektif Mike yerine. Sokaklarında gezindiğiniz Beyoğlu'nda cereyan ediyor olaylar. Evet kitap kurgu ama gerçeğe çok daha yakın Gezi olayları, 6-7 Eylül, kürtlere yapılan ırkçılık, kadına şiddet, esrar çeken sokak çocukları, kumara göz yumabilen bazı polisler hepsi de bu topraklarda yaşanan olaylar. O yüzden kendimi bir roman okuyordan çok, haberlerde çıkan gerçek bir cinayet soruşturmasını takip ediyormuş gibi hissettim.

    Biraz da kitabın hoşuma gitmeyen taraflarından bahsedeyim.
    SPOILER içerebilir!
    Yazar kendine kitabın içinde bir rol biçmiş. Hayır, başkomiser Nevzat değil yine bir yazar kitaptaki rolü. Bu karakterin üzerinden de kendini eleştirmiş. Bu eleştiri işini okuyucuya bırakmalıydı diye düşünüyorum. Bu şekilde beni eleştirebilecek kişi yine benim demek istiyormuş gibi bir izlenim bıraktı bende. Bir de kitapta bir paradoks vardı. Yani kitabın sonu aslında başı, başı ise sonuydu. Kitabın içindeki yazarı daha az antipatik bir karakter yapsaydı bu güzel bir ayrıntı olabilirdi. Ama bu haliyle bende sadece tatsız bir gülümseme bıraktı.

    Toparlayacak olursam okumazsaniz çok şey kaybederseniz diyebileceğim bir roman değil fakat okursanız hoş vakit geçirebilirsiniz.
  • Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır. Ve eğer Eğer uğrunda ölmeye hazır değilseniz, "özgürlük" kelimesini lûgatınızdan çıkarın.
  • Irkçılık, ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır ve yazık ki tedavisi mümkün değildir.

    Malcolm X
  • Bir siyahiyle ilgili bir şey olduğunda aklı başında insanların neden akıllarını kaçırdıklarını anlamıyorum.
  • Merhabalar Aklından Bir Sayı Tut kitabı ile yazarın kalemini çok beğenmiş ve diğer eserlerini de okumuştum en son kitabı olan Fırtınada Yanacaksın kurgusu ve üslubu çok iyi bir şekilde kaleme alınmış.Konu olarak Dave Gurney emekli bir dedektiftir dört yıl geçtikten sonra dedektiften White River’da olaylar çıkaran nişancıyı bulmak,beyaz ve siyahi polislerin birbirini öldürdüğü bir ortamda güvensizliğin dehşetin olduğu bir ortamda Dave Gurney’e başvururlar.Gurbey kanıtların yetersiz ve şüpheli olduğunu düşünerek üzerlerinde düşünmeye karar verir.Araştırmalarının sonucu olarak beyaz bir polisin siyahi bir polisi öldürmesiyle başlayan ırkçılık,kaos,cinayetlere yer verilmiştir.Ahmet Ümit’in Kırlangıç Çığlığı’nda olduğu gibi katil çok akıllı ve Dave Gurney Nevzat Başkomiser gibi tam katili yakaladım derken olaylar tam içinden çıkılmaz bir hal alacaktır.Kitabı ilk 30 sayfadan sonra elinizden bırakamayacaksınız
    Kitapta en beğendiğim alıntı ;
    “Saygısızlık öfkenin anasıdır.”
    Keyifli Okumalar Dilerim
  • Bülbülü Öldürmek kitabını hepimiz ismen bir yerlerden duymuşuzdur. Bu kadar bahsi geçen hatta üstüne bir de filmi çekilen bu kitabı elime aldığımda beklentilerimi karşılayıp karşılamayacağı konusunda çekincelerim vardı. Üzülerek söylüyorum ki ben de önyargılarla başladım kitaba.
    Kitap, küçük Scout Finch'in dilinden anlatılıyor. Scout; babası Atticus, ağabeyi Jem ve yardımcıları Calpurnia (nam-ı diğer, Cal) ile birlikte Maycomb adı verilen küçük bir kasabada yaşamaktadır. Küçük, huzurlu bir kasaba gibi görünmektedir Maycomb. Fakat toplumsal açıdan çok büyük yaralara sahiptir. Bunlardan en çok göze çarpanı beyaz- siyahi ayrımıdır.
    Maycomb halkına göre siyahilerin hiçbir hakkı yoktur bu dünyada. Ağır işlerde çalıştırılırlar, hizmetçi görevinde kullanılırlar... Hatta bu işleri ona vermeleri bir lütuftur beyazlara göre. Bundan dolayı onlara şükran duymalıdırlar. Üstüne üstlük "kanun önünde eşitlik" denen kavram siyahiler için geçerli değildir Maycomb'da. Davalı durumunda bulunan kişi bir siyahi ise mahkemede lehine karar çıkmasına imkan yoktur. Üstüne üstlük Maycomb'da siyahiler ile beyazların kiliseleri bile ayrıdır. Mahkemeyi bırakın, tanrı önünde eşit olduklarını bile düşünmezler onlarla. İbadetlerini aynı yerde yapmaya tenezzül etmezler.
    İşte bu zihniyete sahip küçük bir kasabada Tom Robinson adlı bir siyahi iftiraya uğrar. Kasaba mahkemesi Robinson'a avukat olarak Scout'un babası Atticus'u atamıştır. Beyaz jürinin ve beyaz davacının önünde siyahi bir davalının hiçbir şansı olmadığını bilse de, böyle hassas bir davayı kabul etmezse kendi ilkelerine ters düşeceği ve yine bu ilkelere göre yetiştirdiği çocuklarının yüzüne bakamayacağını düşündüğü için Atticus davayı kabul eder. Eder etmesine ama kabul ettiği için kasabalılar demediğini bırakmazlar. Finch ailesinin yüz karasıdır Atticus, nasıl bir siyahiyi savunmayı kabul eder, onda hiç akıl yok mudur ? Akıllarından geçen her şey dillerindedir Maycombluların. Öyle ki kasaba çocukların dahi gündemine yerleşmiştir bu olay. Atticus çocuklarını bu olaydan ve yankılarından uzak tutmaya çalışsa da elbet çocuklar üzerinde de tesirleri olacaktır.
    Kitap genelde ırkçılık ve yansımalarını konu alsa da tüm toplumlarda bulunan diğer yaralara da parmak basmayı ihmal etmiyor. Bunlardan bir diğeri de kadın-erkek ayrımı. Finchlerin komşusu Bayan Maudie, İncil okumaya daha fazla vakit ayırmak yerine bahçesindeki açelyalarıyla fazla ilgilendiği için kasaba halkından tepki çeker mesela. Scout bir hanımefendi gibi davranmalıdır, etek veya elbise giymelidir. Abisi Jem ve arkadaşı Dill ile vakit geçirmek yerine hanımefendiliğin inceliklerini öğrenmelidir. Scout'un halası Alexandra bile bundan rahatsızdır ve erkek kardeşi Atticus'u onlara yeterince iyi bakamamak ile suçlar. Atticus ne kadar çocuklarını yetiştirmede başkasının etkisinden hoşnut olmasa da mahkeme ve yankılarından çocuklarını sakınmak için kız kardeşinin yardımından yararlanacaktır.

    Böylesine derin bir olay küçük bir kız çocuğunun dilinden ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Mevzuların çocuklar üzerinde uyandırdığı duygulara, olaylarla baş etmeye çalışma biçimlerine, bunca olaya rağmen o çocukluğun verdiği büyü ile mutlu olabilmelerine yer yer gülümseyip yer yer hüzünleniyorsunuz. Kitabın dili de kurgusu kadar güzel. Hikaye, derinliği sebebiyle çok hızlı bir okuma sağlamayabilir ama böylesi çok daha güzel. Yazar çocukluğun saflığı,masumiyeti ile insanın acımasızlığını, bitmek bilmez önyargılarını ve ötekileştirmelerini birlikte vererek bu zıtlıklarla hikayeyi pekiştiriyor. Kitap damağınızda yıllar geçse de hatırlayabileceğiniz bir tat bırakıyor. Yapıtın dillerde bu kadar yer etmesinin sebebi de bence bu güzel ayrıntıları. Bu Harper Lee romanı, kesinlikle ölmeden önce okumanız gerekenlerden.