Giriş Yap
328 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
7/10 puan
Serinin 4 numaralı kitabını da ardımızda bıraktık. Nazım Hikmet’in 1936 yılındaki yazılarını içeriyor. Gerçek manada bir Irkçılık tarihçesi mi onu bilemem lakin Alman Faşizmi ve Irkçılığı üzerine, günümüzde dahi farklı şartlar altında geçerliliğini koruyacak konular içerdiğini düşündüğüm bir eser diyebilirim. Şimdi Irkçılık ve Milliyetçilik kavramlarını birbirine karıştırmaya çalışanlar olduğu gibi şimdi bunlara bir de Faşizm denilen saçmalık eklendi ki bunların hepsi birbirinin aynısı gibi sunuluyor. Baştan sonra saçmalık silsilesi bunlar diyebilirim. Ben, “-İZM” konulu her şeye karşıyım. Ne varsa. Çünkü bunun saçma olduğuna inanıyorum. Ama Milliyetçiyim. Üzerinde yaşadığım toprağı seviyorum. Ama Irkçı da değilim. Demek ki bunlar farklı şeyler. Bunlara aynı demek çorbayı tencereden çatalla içmek gibidir. Saçmadır. Belli bir ayrım vardır, olmalıdır da zaten. Almanya üzerinden Hitler ve ideolojisinin ne kadar yanlış olduğunu gözler önüne seren bir eserdir bu kitap. Bu yönüyle de önemlidir. Çünkü Hitler de bu “-İZM” konusuna inanan biridir ve bu onun sonu olmuştur: Faşizm. Dünyada saf ırk yoktur. Tamamen saf kalmayı başarmış tek bir kabile dahi bulamayız. Çünkü aynı kabile içi her birliktelik ırkın gücünü zayıflatır. Hasta ve sağlıksız nesiller gelir. Bu yüzden farklı ve güçlü nesin karışımı mecburidir. Bu sebeple de her detay, her ayrıntı araştırılmalı lakin aşırıya kaçmamalıdır. Ben bu çalışmanın değerli olduğunu, öznelliğin nesnellikten fazla olmasına rağmen gözlem içeren bir kitap olduğunu, bu gözlemlerin de değerli olduğunu düşünüyor; hepimize iyi okumalar diliyorum..
Yazılar 4
9.0/10 · 43 okunma
Reklam
Ali Erdal' ın Türk Kimliği Eserine bir inceleme
TÜRK KİMLİĞİ Meydana Er Diliyor -Beklenen Tefekkürün Ayak Sesi- Bu kitap bir milletin onuru; ona kendini tekrar hatırlatan ve özgüvenini tekrar tazeleyen bir cehd... Her bölümü bir destan olması bir yana; Osmanlı Tokadı bölümünü okumak yeter, nasıl bir millet oldugumuzu anlamak adına... * Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden, Daha keskin eliyle, başını gövdesinden, Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına; Yerleştirse başını, iki diz kapağına; Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi? Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi! NFK, Çile - Muhasebe * Edebiyatçı, yazar, mütefekkir Ali Erdal’ın birkaç kitabı hakkında yazılar yazdım. Kardelen Dergisi’nde de yayınlanmıştı. Bu birkaç yazıda değerlendirme yaptığım kitaplardan pek alıntı yapmadan sadece kitapları kendi kelimelerim ile eleştirmiştim. Aslında çok alıntılar yapılabilirdi. Fakat hocamın son kaleme aldığı Türk Kimliği kitabı hakkında eserinden alıntı yapmadan, buluşlarını dile getirmeden, her bir kıymet hükmü eksik kalır diye düşünerek, bolca tırnak içi aktarmalara yer vermeye çalıştım. * Türk Kimliği zengin muhtevası ve hacmiyle yedi fasıl, yüz on başlık ve üç yüz doksan iki sayfadan müteşekkil; çile, çaba, bilgi, tefekkür verimleri ile dolu 'Taç Eser' nitelemesini hak edecek, Üstad Necip FAZIL’ın haberini verdiği beklenen tefekkürün bizlere bir müjdesi, ayak sesi… * Müfredatlara girmesi gereken, tarihimizde sultanlara yazılmış siyasetnâmelere eş, zamanımızın idarecisine ışık olacak, yol gösterecek bir eser... Başkan ERDOĞAN’a birileri bir önceki eser Mübareze ile birlikte Türk Kimliği’ni tavsiye etmeli; hatta kendilerine hediye edilerek bir şekilde ulaştırılmalı… Ayrıca her Türk’ün okuması gereken bir kitap… Hiç olmazsa öğretmenlerin, hiç olmazsa münevverlerin, hiç olmazsa yöneticilerin, hiç olmazsa bakanların, özellikle dış işleri ve haliyle büyükelçilerin, ki nasıl bir milleti temsil ettikleri idrak edilsin. * Kitap, içinden bir İmam-ı Gazali, bir İmam-ı Rabbani çıkaramamış bir toplumu düşünmeye ve hatta “sistemli düşünmeye” yani yazmaya davet ediyor. Evet herkesi… Hiç olmazsa eli kalem tutanlarını…” Bu devrin cihadı: Söz ve fikirdir” hatırlatmasını yaparak. Biz düşünmeyen, yazmayanlara; tembelliğimizi yüzümüze vuruyor. “Türk Kimliği hakkında şudur budur diye ahkâm kesmek yerine muradım; sadırlarda ve satırlarda hissetmek ve hissettirmek, Türk kimliği üzerinde düşünmek ve düşündürmek…” diyor. Ne nazik ve güzel murat… Eserde de hakikaten bunu başarmış. Bir ömür çilesini çektiği birikimi meyvesini vermiş. Destan ve Kurşun, Ertuğrul Gazi ve Mübareze bunun ipuçlarıymış. Türk’ün ve Türklüğün muhasebesini derinlemesine bu çapta ele alan bir eserin kaleme alındığını duymadım, görmedim. Bir ilk; yeni şeyler söylemek lazım cancazım, dediği gibi Mevlana’nın, yeni şeyler söylemiş Ali Erdal. (Kaynağı Bulan Adam) Ertuğrul Gazi, bu eserin işaret fişeği kabul edilebilir. Türk Kimliği, Türk’ün kafakağıdı olmayı hak ediyor. Biraz uzunca olsa da… * Kitabın ismi ilk görüldüğünde akla bir ırktan bahsediyor gibi geliyor insana…Fakat okuyunca görülüyor ki, hiç de öyle değil. Bir imân, bir din, yani İslâm ile hemhâl olmuş, onda fena bulmuş bir milletin ismi o… Okuyunca anlıyor insan. Hatta muarızlarının ifadesi ile böyle kıymetlendirilmiş. * Hem usûl hem esasın hakkını vererek düşünmüş ve düşünmeye davet ediyor, etmekle kalmıyor düşünmeye ortak ediyor: “Yaratılanların detaylarını idrak ile yaratılışı, dolayısıyla yaratıcıyı tefekkür ediyor insan farkında olmasa bile…Yaratıcı, yarattıkları üzerine dikkatimizi çekerek; müessir, eser vereni, kendisini düşündürüyor.” Açılımı kitapta. * Kitabın içindekiler kısmına bakıp, başlıkları okumak bile bir yazı okuyormuş gibi geliyor. Meselâ, bir başlık: “Ya bir de Türkçe’nin kahramanları olmasaydı?” derken. Türkçe yaşayamaz, Türk yok olurdu dedirtmiyor mu? Yunus Emre olmasaydı, eser vermeseydi, Türkçe nasıl yaşardı? Bugün bile halâ Yunus’u anlayabiliyoruz. Bu Türk’e ve Türkçe’ye cansuyu değil de nedir? Anlatıyor. * “En mühim hadise insanlığın Vahye muhatap olması… her devrin en mühim hadisesi de peygamberlerin zuhuru… peygamber aksiyonlarından sonra insanlık tarihinin en mühim hadisesi de Türklerin Müslüman oluşudur.” Büyük iddia? Okumak lazım ki anlaşılsın! Bu tespit teknolojide tekerleğin icadı neyse, tefekkürde de o kadar orijinal bir buluş. Bunu daha önce söyleyebilen olmuş mudur? Bilmiyorum. Ama eser böyle tespitler ile de dolu. * Üstad Necip Fazıl bu eseri eline alıp görseydi bahtiyar olurdu, ektiğim tohum bitmiş, toprak utanmasın; küheylan koşmuş, çatlamamış, doğuran kısrak utanmasın derdi herhalde. Bir gün anlaşılır şiir Çoğu gitti azı kaldı Demişti ya. Şiirin anlaşıldığı gündeyiz. Ne mutlu, ne saadet bize bu günleri gördük; huzur içinde gözlerimizi yumabiliriz artık: Ölsek de ne gam… * Eserde zerreden kürreye doğru; varlıkların orjinalitesinden, kimliğinden başlayıp topluluklara ve milletlere, oradan insan ve sonra Türk’e varan kimlik arayışı yolunda varılan sonuç laboratuvar netliğinde gözler önüne seriliyor. Bütün varlık teşrih masasında; insanlık, insan ve Türk, hatta diğer ırklar analitik tahlile tabi tutulup mizaçları levhalandırılıyor. “Allah bir kavme verdiğini o kavim kendini bozup değiştirmedikçe, değiştirmez.” (Ra’d, 13) “İşte Türk kimliği; o değiştirilmemesi, korunması gereken!.. Değiştirmememiz ihtar edilen… Can vermeye değecek olan… İşte onun üzerine tefekkür. Milletin her ferdine hele eli kalem tutan, dili dönenlere -milletini putlaştırmadan- vazife...” * Türk’e neden bu kadar önem atfediyor? Çünkü: “Hiç şüphe yok ki, Türk kimliğinin kaynağı İslâm…Kimliği; imân ve fikir kazandırır.” Türk de: “İslâm ne diyorsa o…Şöyle olmaz mı? demeden: baş üstüne!” der. “Batıya, Avrupa’ya gittiğinizde hangi millettensin diye sorduklarında eğer Türküm dersen, ikinci soruya muhatap olmazsın. Çünkü bilirler ki, sen Müslümansın. Türk demek Müslüman demektir.” (Seyyid Ahmed Arvasi) * "Öyle bir hayat yaşamışız, nizâmını kurmuşuz ki, Islâm iliğimize kemiğimize işlemiş. Bize dostluk ve düşmanlık, bizim şahsımızda İslâm’a… Bize küfrün nefreti ve bizi ortadan kaldırmak istemesi de; Müslümanların sevgisi ve bize ümit bağlaması da aynı sebepten.” Müslümanlığımızdan… “Pakistanlı Tebliğ Cemaati mensubu bir öğretmen niye tebliğ için Türkiye’yi seçtiniz soruma: - İslâm dünyasını bir aslan olarak düşünürsek, Türk aslanın başı… Kuyruk vesaireyle vakit harcamak boşuna…O uyandı mı mesele yok, dedi.” 'Bizi niye bıraktınız' diye ağlayandan, 'Türkiye Avrupa’nın kuyruğunda sürünmektense Türk dünyasının önünde gitsin' diyenlere kadar; daha birçok ifade örnekleri deryadan damla gibi eserden düşenler. * “Ne mutlu sağlam, doğru fikir ve imânın küheylanı olabilen milletlere!..” * Türk’ün: “Davası: İ’lâyı Kelimetullah…canını vereceği… Ordusu: Peygamber ocağı… Askeri: Mehmetçik… Arzusu: Şehadet şerbeti… Azmi: Napolyon: 'Başka milletler için müdafaanın bittiği, yenilginin mutlak olduğu yerde, Türk milletinin taarruzu başlar.' Onun için destanlar yazmış kahramanları mahcup.” Tespiti… "Bu milletin gücü; silah, ordu ve benzeri imkân 'paradan' önce ve onlardan çok imân ve fikir sayesinde insanı kazanmış, mekânı ve zamanı zapt etmiş köklü müesseselerindendir.” * Allah Allah… Zayıflık ve çaresizlik zannedilen Osmanlı’nın Fetret Devri’ni Kampenella’nın güneş devlet ütopyasının yaşanmış hali diye vasfediyor. Bir buluş. Oysa öyle bir zamanda bir devletin parçalanması, yağmalanması beklenir. Kargaşa yaşanır. Yazar: “Fetret Devri’nde Türk irfanının nasıl bir zafer kazandığının farkında değiliz” diye hatırlatıyor. * Ertuğrul Gazi İhtifali Osmanlı’nın kuruluşundan önce başlamış, yıkılışından sonra da devam edişindeki hikmete dikkat çekiyor. Kırkpınar, Kore Destanı, sadaka taşı, Osmanlı Tokadı… Ayrı ayrı kitaplık çapta konular. Darbeleri tahlil… Var eserde. * Ve hüküm: “Ben Allah’ın Türk milletini koruduğu kanaatindeyim. Fikirci yok. Fikir zaafımız bizi kargaşaya sürüklemez inşallah. Ama Allah bizi koruyacaktır. Bu milletin mayası sağlam.” Zira, maya İslâm’dan. Zira, “Canan, can vermeye değer.” Ölmeye giderken veya bir yakını şehit düştüğünde: “Allah devlete, millete zeval vermesin! Vatan sağ olsun! diye dua eden başka millet var mıdır?” uyarısı... * Kısa ömürlü devletleri, İslâm’dan sonra devlet-i ebed müddet oldu. Irkçılık, toplum kibridir. Irkçılık, Müslüman Türk’ün ayakları altındadır. Bayrağındaki hilal İslâm’ı, yıldız Türk’ü temsil eden bir millet… Ve bu bayrak yere düşmez, bu bayrağa basılmaz. Büyük Türkçe Sözlük teklifi müthiş… Türkçe konuşan milletleri duyumuyla bile heyecanlandıracak bir adım. * Resulullah diliyle “Müjdeye mazhar olmuş bir millet… Baş şehri: İstanbul…Onu fethetmiş. Müjdeyi ve fetih emrini verene minnet ve şükran…O’na salât ve selâm. Ayasofya da fethin sembolü, İslâm’ın zaferinin remzi… İstanbul’a sahip olduğumuz için Türklük dünyasının tabiî lideriyiz, İslâm aleminin kezâ… İstanbul… “Canım İstanbul”!.. Dünümüz, bugünümüz, yarınımız!.. Varlığı varlığımız, elden çıkışı yokluğumuz!..” * Son olarak: Türk Kimliği meydana er diliyor. Mubareze... Karşısına çıkacak bir fikirin, varlığın bulunduğunu düşünmezken; başka bir milletin de kendisi hakkında böyle bir eser vereni olmadığını iddia edebilirim. Aksini düşünen er meydanına lütfen. Tarih, kültür, sanat, dil, edebiyat, hikmet, muhasebe, ahlak vs. ile Türk kimliği, bütün değeri İslâmlığında parıldayan bir güneşin portresi olan bir eser. * Hayal değil hocam; temennileriniz, teklifleriniz, dilekleriniz gerçekleştirilmesi mümkün, HATTÂ ŞART olan tedbirler. Bugün değilse yarın muhatabını bulur. Kahramanı zuhur eder; uyuyan dev uyanır. Nasıl olsa “Dünya beşten büyüktür”, Yiğit düştüğü yerden kalkar! Tüm mazlumlar da yolunu gözlüyor. Ümitvarız. Yüreğinize, kaleminize sağlık, ömrünüze bereket… *** Ekrem Yılmaz
kendi yetersizliğinin özgürlüğü içine bırakılmak_
Kişilerin yaratıcı güçleri kayboldukça, bir kitle hareketine katılma eğilimlerinin gittikçe arttığını görmek ilginçtir. Burada, faydasız benliğinden kaçıp kurtulmakla, kitle hareketlerine duyulan yakınlık arasındaki bağlantı açıkça görünür. İçindeki yaratıcılığın gittikçe kuruması nedeniyle gerileyen yazar, sanatçı, bilim adamı; er geç ateşli vatanseverler, ırkçılık simsarları ve mukaddesatçılar kamplarından birine sürüklenecektir. Belki, cinsel bakımdan yetersiz olan kişi de aynı itici gücün etkisi altındadır.
111 syf.
·
2 günde
·
Puan vermedi
Kahramanımız George Milton ve onun saf arkadaşı Lennie üzerinden dostluk, vefa, yoksulluk, ırkçılık gibi konulara değinen, yoksul da olsa, hasta da olsa herkesin sıkı sıkı sarıldığı bir hayali olduğu ve onları bu hayallerin ayakta tuttuğu mesajını veren, destansı bir anlatıma sahip sizi derinden sarsacak bir eser Fareler ve İnsanlar. Aldığı ödülleri sonuna kadar hak eden John Steinbeck, işçi bir aileden geldiği için midir bilinmez eserlerinde toplumsal konuları, özellikle işçi sınıfın yaşadığı sorunları, hiçbir detay kaçırmadan öyle ustalıkla ve çarpıcı anlatıyor ki kısacık da olsa aslında dolu dolu bir içeriğe sahip eser okumanın verdiği hazla eserde yaşananları da derinden hissediyorsunuz. Kesinlikle okunması gereken kitaplar listeme alıyor, sizlere de naçizane tavsiye ediyorum dostlar.
Reklam
168 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Kitaptan alıntılarla Basquiat’nın eserleri ve fotoğraflar için lütfen kaydırın. Instagram paylaşımı :) instagram.com/p/CjCxpo3qfjK/?igsh... Neden böyle bir giriş yaptığıma gelince, görsellerle kitaba biraz daha ilginizi çekmek istedim, deniyorum:) Çünkü anlatımı edebi bir şölen. Çok sesli bir anlatım; anlatıcının aktardığı olaylar ve Suzanne’nin anıları devinimli ilerliyor. Minimalist bir üslup. Çocuk kitaplarının ya da çizgi romanların ritmini çağrıştırıyor, çok hoş. Az kelimeye görsellerin eşlik ettiği kitapların aksine yazar anlatımıyla görselleştiriyor. Jean-Michel’in Suzanne’ye çizgi film karaktersin dediğini, ayrıca çizgi roman ve gazete toplamayı sevdiğini, bunlardan kestiklerini resimlerine koyduğunu baz alarak tam da onların hikayesine yakışan bir anlatım diyebilirim. Dul Bayan Basquiat biyografi/anı kitabı. Lakin oldukça kurmacanın olanaklarından yararlanıyor, alışageldiğimiz biyografilerden değil. Jennifer Clement, Basquiat ve Suzanne’nin arkadaşı, Suzanne ile yakınlar. Kitapta kendi anıları da yer alıyor. Anlatıcı diğer kişilere yaklaştığı mesafe ile yaklaşıyor yazara. Bu arada Clement 2015-2021 yılları arasında Uluslararası Pen’in başkanlığını yürütmüş, bu göreve gelen ilk kadın. En başta bahsetmem gerekeni en sona yazayım:) #dulbayanbasquiat ‘da 27 yaşında hayata veda eden, uluslararası bilinirliği sahip ilk Afroamerikan ressam olan Jean-Micheal Basquiat’nın hayatı, eserleri Suzanne Mallouk ile ilişkisi üzerinden anlatılıyor. Basquiat’nın Madonna ve Andy Warhol ile ilişkilerine Suzanne açısından bakmak güzeldi. Çok ilginç bir insan Basquiat, bağımlılıklarıyla, limuzinle dolaşıp banknot dağıtmasıyla, yaratıcı dürtüleriyle…80’li yılların New York sanat ortamı tüm canlılığıyla var ve olumsuzluklarıyla. Irkçılık, şiddet. ‘ “Ben bunun için resim yapıyorum,” diyor. “Siyah adamı müzelere sokmak için.” ‘ Suzanne Mallouk günümüzde psikanalistmiş ve uzmanlık alanı sanatçı tedavisi:) Avi Pardo çevirisi Müge Çavdar editi
Reklam
2
1000
10bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42