Merdan Yanardağ

Merdan Yanardağ

Yazar
5.4/10
71 Kişi
·
119
Okunma
·
10
Beğeni
·
1557
Gösterim
Adı:
Merdan Yanardağ
Unvan:
Türk gazeteci ve yazar.
Doğum:
Sivas/Divriği, 1959
Sivas'ın Divriği ilçesinde dünyaya geldi. Eğitim hayatı İstanbul'da 12 Eylül Darbesin den sonra tutuklandı ve hapis yattı. Gazeteciliğe 1985 yılında başladı. Gazetecilik hayatı Günaydın Gazetesi'n de muhabir olmasıyla başlayan Yanardağ; Sabah, Güneş, Gündem, Aydınlık gazetesinde ve Söz dergisinde çeşitli görevlerde bulundu. Birçok televizyon kanalında editör, program yapımcısı/sunucusu, haber müdürü, genel yayın yönetmeni ve genel müdür gibi farklı görevlerde bulundu. Bianet'e makaleler yazdı. 1996 senesinde ÖDP'nin kurucuları arasında Yanardağ da vardı. Bu partiden 2001 yılında ayrıldı. SoL gazetesinde de köşe yazarlığı yapan Yanardağ, halen Yurt gazetesinin Genel Yayın Yönetmenidir.

5 Ağustos 2013'te İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karara bağlanan Ergenekon davasında 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hüküm Yargıtay'da kesinleşmemiş olmasına rağmen tutuklandı Muğla Cezaevinde 1 yıl yattıktan sonra serbest bırakıldı. Basın ve yayın hayatına devam etmekte.

Eserleri 

Kadro Hareketi (1988-2009, 2 Baskı)
MHP Değişti mi? / Ülkücü Hareketin Analitik Tarihi (Gendaş Yayınları, 2002)
Milliyetçilik MHP Faşizm (Aykırı Yayınları, ortak kitap, 2002)
Yeni Muhafazakarlar (Çivi Yazıları, 2004)
Türkiye Nasıl Kuşatıldı / Fethullah Gülen Hareketinin Perde Arkası (Siyah Beyaz Yayınları, 2006, 21 Baskı)
Bir ABD Projesi Olarak AKP (Siyah Beyaz Yayınları, 2007, 3 Baskı)
Medya Nasıl Kuşatıldı? (Siyah Beyaz Yayınları 2008, 3 Baskı)
Ergenekon ve Sosyalistler (Siyah Beyaz Yayınları, 2009, 2 Baskı)
Türkiye Neden Feda Edildi? (Destek Yayınları, Eylül 2013)
...siyah ile beyaz karıştığında ayırt etmek kolaydır. Ama şeker ile tuz birbirine karıştığında ayırt etmek hiç de kolay değildir.
Merdan Yanardağ
Siyah Beyaz Yayınları (2006)
Said-i Nursi, Kıbrıslı bir şeyh olan Derviş Vahdetti’nin Volkan gazetelerinde yazılar yazmış, 13-14 Nisan 1909 tarihindeki bu gerici ayaklanmaya katılmış (isyan Rumi takvimle 31 Mart 1325’te başladığı için olay ‘31 Mart Vakası’ diye bilinir), isyan bastırıldıktan sonra sürgüne gönderilmişti. Derviş Vahdettin’in, o dönemde Kıbrıs’ı elinde tutan İngilizlerle ilişkili olduğu, dahası 31 Mart isyanının İngiliz istihbaratı tarafından yönlendirildiği güçlü bir iddia olarak ortaya atılmıştı. Nitekim, isyan bastırıldıktan sonra, yapılan yargılamalar sırasında İngiltere resmen suçlanmıştı.

İsyancıların tasfiye edilmesinin ardından tahtan indirilen Padişah Abdülhamit bile, 31 Mart’ı teptipleyenlerin İngilizci Kamil Paşa’nın oğlu Sait Paşa ve Prens Sabahattin yanlışı İsmail Kemal olduğunu söylemişti.

Gelenekte bu vardı! Kendi ideolojik-siyasal projelerini (şeriatı) hayata geçirmek için gerektiğinde batılı emperyal güçlerle işbirliği yapmak...
Merdan Yanardağ
Siyah Beyaz Yayınları (2006)
Muhafazakârlar dini, toplumu birleştirici bir istikrar ve otorite aracı olarak vazgeçilmez sayar. Dini, kapitalizmin gelişiminin önünde bir engel olmaktan çıkarır ve hatta onu kapitalizmin gelişimi için bir güce dönüştürmek ister.
Rand Corporation’da araştırmacı olarak çalışan ve Pentagon’a danışmanlık da yapan Albert Wohlstetter, Türkiye’de de görevlendirilen birçok CIA ajanının hocalığını yapmıştı. CIA Ortadoğu istasyon şeflerinden Paul Henze (1924-2011) ve 19 Ocak 1969’da ziyaret ettiği ODTÜ’de devrimci öğrenciler tarafından arabası yakılan ABD’nin Ankara büyükelçisi Robert Commer (1922-2000) bunlardan birkaçıydı. Daha önce Vietnam’da görev yapan Commer, katliamlardaki rolü nedeniyle “Kasap” lakabıyla anılıyordu.
AKP,..., iktidar olmak için Batı ve ABD’yle çatışmak yerine onlarla uzlaşmak gerekliliğini düşünen ve anlaşmayı gerçekleştirmek için utanç verici bir işbirliğine “evet” diyenlerin partisi olarak kuruldu.
Türbana bir İslami kural ve inancın gereği olarak “evet” demek, aynı nedenlerle recme de (zina yaptığı iddia edilen kadını taşlayarak öldürme) evet demeyi gerektirir. Türbana “evet” diyenler, hayatı dine göre düzenleyen diğer kurallara “hayır” diyemez.
Artık valilerin yüzde 80’inden fazlası, eşleri türbanlı olan İslamcı ya da imam-hatip mezunu kişilerden oluşuyor. Artık, bürokrasi Anadolu’da Cumhuriyet’i, moderniteyi ve aydınlanmayı temsil eden toplumsal bir kategori olmaktan çıktı.
184 syf.
·Beğendi·9/10
Son zamanlarda siyasi içerikli kitaplara merak sarmış durumdayım. Çünkü Türkiye’nin siyasî geçmişine dair çok az bilgim vardı. Sadece mantıksal yönden bakıyordum olaylara elimden geldiğince, o şekilde yorumluyordum. Ve insanın okudukça okuyası geliyormuş onu farkettim. Bilmiyordum ve hâlâ bilmiyorum çoğu şeyi, en azından bunun farkındayım.


Siyasi içerikli bir kitap okuyorsanız gerçekten sinirlerinize hakim olmanız gerekiyor. Yapılan haksızlıklar, yolsuzluklar, ahlaksızlıklar, iftiralar,..., saymakla bitmez. Türkiye’nin ne tür oyunlara alet edildiği ve bunun bile bile yapıldığı; her defasında çıkmaya çalıştığı bataklığa zorla geri itildiği; Türkiye’yle adeta “siyaset oyuncağı” gibi oynandığına tanıklık ediyorsunuz.
.
.
.
Öncelikle şunu belirteyim, kitabın yazarı Merdan Yanardağ’ı, TELE 1’de Emre Kongar’la birlikte gerçekleştirdiği “18 dakika” programından tanıyorum. Sosyalist gazeteci ve yazar, 12 Eylül Darbesinden sonra tutuklanarak hapis yatmış 1985 yılında gazetecilik hayatına “Günaydın Gazetesi”nde muhabir olarak başlayan Merdan Yanardağ, “Sabah”, “Güneş”, “Gündem”, “Aydınlık Gazetesi” nde ve “Söz” dergisinde çeşitli görevlerde bulunmuş.

1996 yılında ÖDP’nin kurucuları arasında yer almış, bu partiden 2001 yılında ayrılmış. “Sol” gazetesinde de köşe yazarlığı yapan Merdan Yanardağ, halen “Yurt” gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni.

Merdan Yanardağ, 5 Ağustos 2013 yılında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karara bağlanan Ergenekon davasında 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmış ve Muğla Ceza Evi’nde hapis yatmış.
.
.
Bu kitap, “Türkiye Neden Feda Edildi” soru başlığında pek çok soruya cevap niteliğinde yazılan bir kitap. Bir halk nasıl mankurtlaştı? Türkiye Soğuk Savaş’a nasıl kurban edildi? Bütün darbeler kötü, gerici ya da faşist mi? gibi...
.
.
Kitapta iki önsöz bulunmakta. Bunun nedeni de, yazarın kitabı bitirdikten sonra Ergenekon soruşturması nedeniyle gözaltına alınması. Bunu da ikinci önsözde belirtmiş kendisi.
.
.
Anlatıma geçersek, büyük İslam coğrafyasında 1000 yıldır devam eden karanlık çağ, İmam Gazali ve Nizamülmülk’ün işbirliği ile başlamış. Nizamülmülk’ün İmam Gazali’yi öne çıkarması, hepimiz için gerçekten çok hayırlı bir adım olmuş(!!).

Gazali’nin Şia öğretisinin, dinin akla ve bilime göre yorumlanmasının ve çağa uyumlu hale getirilmesinin önünü kesmesi de, adımın güzelliğini gösteriyor(!). Bu sayede “düşünmeyen ve sorgulamayan kullar” topluluğunun temelleri atılmış oldu.
Gazali’ye en büyük itiraz, yine İslam dünyasından; felsefeci, matematikçi, hekim, hukukçu ve yorumcu İbn-i Rüşt’ten geliyor. Tartışmayı entellektüel ve felsefi düzeyde İbn-i Rüşt kazanırken, siyasal düzeyde kaybediyor..
.
.
.
Bir halk nasıl mankurtlaştı? sorusuna gelince; bu halk, ülkesini işgal edenleri; malına, canına ve namusuna saldıranları; Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkarak paylaşan İngiltere’yi, Fransa’yı, İtalya’yı, ABD gibi emperyalist ülkeleri “dostu” olarak gördü.

Buna karşılık Kurtuluş Savaşı’nda kendisiyle birlikte düşmana karşı savaşan; ordularını donatarak silah, cephane, para ve giyecek veren; generallerini göndererek Sakarya Savaşı ve Büyük Taarruz’un planlamasına doğrudan katılan Sovyetler Birliği’ni (Rusya) ise büyük bir akılsızlık ve vefasızlıkla 1950’den sonra düşman ilan etti.

Oysa, 1928’de Mustafa Kemal’in sağlığında yapılan Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’nda Kurtuluş Savaşı’na katılan iki Sovyet generalin, Voroşilov ve Frunze’nin “Yeni Türkiye’nin Kurucu Sembolleri” olarak heykelleri var. General Frunze anıtta Atatürk’ün hemen arkasında duruyor. Bu durum Cumhuriyet’in kurucuları tarafından her iki Sovyet generalinde Kurtuluş Savaşı’nın kurmay kadrosu içinde sayıldığını gösteriyor.

Bakınız anıt: https://hizliresim.com/qAalMZ

https://hizliresim.com/M1bypM

.
.
.
Soğuk Savaş döneminin başlamasından sonra Türkiye’de, yaklaşık 60 yıldır solcular, sosyalistler ve sol Kemalistler devletten tasfiye edildi. Böylece, halka gerçeklerin anlatılması ve gösterilmesinin önüne geçilmiş oldu.
.
.
Birçoğumuz, Ergenekon ve Balyoz davalarının gerçek anlamını ve tarihsel niteliğini bilmiyoruz belki de; şahsen ben çok iyi bilmiyordum. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Robert Pearson’nun 6 Haziran 2003 tarihinde Ankara’dan Washington’a gönderdiği şifreli raporda, Ergenekon ve Balyoz davalarının gerçek nedenleri yazıyor. Bir kısmı şöyle ki:

“(Türk generaller) AKP’den seçilmiş Tayyip Erdoğan’ın davranışlarından rahatsızlık duymaktadır. Erdoğan güçlü bir müttefikimizdir. Generallerin bu tutumu Amerikan menfaatlerinin korunması açısından engelleyicidir. Orgeneral Özkök’ün sadakatli duruşu sahiplenilmelidir. Muhalif generaller, Orgeneral Hilmi Özkök’ün çizgisine itiraz etmektedirler. Erdoğan kendisine desteğin devamı halinde ABD’nin bir müttefiki olarak Ortadoğu ve Irak dahil olmak üzere Türk hava sahasını, kara ve demiryolları ile Mersin ve İskenderun Limanları’nı kullanımımıza açacağını taahhüt etmektedir. Ancak Türk ordusundaki üst rütbeli subaylar tarafından sürekli engellenmek istenmekteyiz..”
.
.
.
Çöküşümüze zemin hazırlayanlardan DP’yi (Demokrat Parti) anlatmak gerekirse; 1950’de iktidara gelen bu parti, Osmanlı-Türk uluslaşma ve modernleşme sürecinde tutucu kanadı temsil eden ve İslamcılıkla iç içe olan muhafazakar geleneğin bir parçasıdır.

DP dönemindeki en büyük kontrgerilla operasyonu İstanbul’da azınlıklara yönelik olarak yapılan, göç eden köylülerin kışkırtılmasıyla 6-7 Eylül 1955 tarihinde gerçekleştirilen vahşi yağma tertibiydi.

Saldırılar sırasında 15 ila 30 kişinin öldüğü ve 300 kişinin de yaralandığı bildirildi. Yaklaşık 400 kadına da tecavüz edilmişti...

Ve bu yaşananların hepsinin mimarı olarak komünistler sorumlu tutulmuş, aralarında Aziz Nesin, Kemal Tahir, Asım Bezirci ve Hasan İzzettin Dinamo gibi yazarlarında bulunduğu solcu aydınlar tutuklatıldı.
.
.
.
Bir de Adnan Menderes olayı var.. Onu anlatmayayım artık. Ama her ne olursa olsun bu durum asılmasını gerektirmezdi. Asılmasındaki tek neden bu değildi tabi.
.
.
.
Bütün darbeler kötü, gerici ya da faşist mi? Bu sorunun sebebi 27 Mayıs’tır. Klasik bir darbe olmaktan çok uzak olan, önemli bir sivil toplumsal muhalefet hareketine dayanan; aydınlar ve devrimci gençlikle birleşen bir genç subaylar müdahalesiydi.

Türkiye İşçi Partisi (TIP), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS), Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) ve Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (Dev-Genç) gibi sosyalist hareketin efsane örgütleri bu ortamda kurulmuş, “Yön” başta olmak üzere çok sayıda sol ve sosyalist dergi bu dönemde çıkmış, sosyalist edebiyat üzerindeki yasaklar kalkmış, sansürsüz kitaplar yayımlanmaya başlamış, Marksist eserler Türkçeye kazandırılmıştı.

Durum böyleyken, 27 Mayıs’ın, 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbeleriyle aynı kefeye konmaması gerekir.
.
.
.
Türkiye’yi yakından ilgilendiren, Mısır’daki gelişmelere bakılacak olursa, AKP iktidarının bölgedeki en önemli müttefiki, Mısır’daki Müslüman Kardeşler yönetimiydi. AKP’nin deneyiminin Mısır üzerinden bütün bölgede yaşama geçirildiği gösterilmek ve Türkiye modelinin bölgesel karakteristiğine vurgu yapmak isteniyordu. Böylece AKP yönetimindeki “Ilımlı İslam ülkesi” Türkiye’nin Müslüman dünyadaki liderliği de tescil edilmiş olacaktı.

3 Temmuz 2013 tarihinde, Mısır’da Mursi’nin devrilmesi, “Ilımlı İslam” rejimleri için ilk ve en başarılı model ülke diye sunulan Türkiye’yi de yakından etkileyecek. Bu gelişme öncelikle AKP ve Tayyip Erdoğan iktidarını temellerinden sarsacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gezi Parkı eylemlerinden böyle korkmasının gerçek nedeni budur.
.
.
.
Birinci cumhuriyetlerin yıkımı, Odatv davası ve daha pek çok konunun da ele alındığı bu kitap, ilerledikçe gerileyen bir ülke olduğumuzun tarihi bir kanıtı niteliğinde. Okunulmasını tavsiye ederim.

İyi okumalar herkese..
198 syf.
·3 günde·10/10
İlk baskısı 2006 yılında yapılan kitapta Fethullahçı örgütün devlet içindeki yapılanması, yasa dışı ilişkileri ve siyasi amaçları net biçimde gözler önüne serilmiş.
TSK’ dan tutun da devletin diğer tüm birimleri içindeki gizli ve hain örgütlenmesi artık herkesçe bilinip kabul edilen Gülen Cemaati’nin iç yüzü detaylarıyla anlatılmış. Hem de 35 yıl boyunca Gülen’ in ikinci adamı olan Nurettin Veren’ in belgeli ifadeleriyle. Kendi ifadesine göre örgüt hakkında defalarca yaptığı suç duyuruları göz ardı edilmiş.
Fazla detay vermeyeyim.
Büyük kısmı Merdan Yanardağ’ ın haber programında Nurettin Veren ile yaptığı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.
264 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Dikkat spoiler içerir.
Ülkemizdeki liberallerin özellikle 2010 referandumu ve Ergenekon sürecinde yaptıkları ve yazdıkları ile gerçekleştirdiği ihaneti anlatan güzel bir araştırma eseri. Yetmez ama evet diyenler, AKP'yi demokrasi muhafızı olarak görüp ona muhalefet edenleri darbe destekçisi olarak görenler yüzünden ülkenin ne hale geldiğini anlatıyor. En başta liberalizm nedir ve nasıl gelişmiştir diyerek başlayan kitapta sonra kendisini solcu zanneden bazı yazarların açıklamalarına yer veriliyor. Altan kardeşler, Halil Berktay, Hasan Cemal, Ali Bayramoğlu, Ümit Kıvanç, Murat Belge gibi yazarların Ergenekon sürecinde yazdıkları ve söyledikleri inceleniyor. Ayrıca Taraf gazetesinin nasıl kurulduğu, maddi olarak nasıl desteklendiği, Gezi olaylarının toplumdaki yeri, bizzat yazarın katıldığı kanlı 1 Mayıs olaylarına neler yaşandığı, AKP'nin nasıl kurulduğu ve sonrasında neye dönüştüğü gibi konulara da yer veriliyor. Anlatımı biraz kafa yorsa da güzel bir kitap.
184 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Dikkat spoiler içerir.

Oldukça güzel bir araştırma eseri. Kendisi de Ergenekon davasından ceza alan yazar, ülkemizin şu anki durumunu ve neden bu durumda olduğunu 1000 yıl öncesine giderek ve günümüze kadar gelerek anlatmaya çalışıyor. Gazali ve İbni Rüşt arasındaki tartışmadan başlayarak, İttihat ve Terakki Cemiyetine, Demokrat Parti dönemi icraatlarından Mursi yönetimindeki Mısır'a, ülkedeki sağ sol çekişmelerinden Gezi Parkı ve Ergenekon davasına, ılımlı İslam teoremine kadar pek çok farklı alandan örnekler vererek ülkenin şu anki durumunu anlatmaya çalışıyor. Biraz yanlı da olsa çok ilginç tespitleri var. Bu konulara ilgi duyanların mutlaka okuması gereken kitaplardan biri.
198 syf.
·Beğendi·9/10
Yazardan oldukça güzel bir araştırma eseri. Fethullah Gülen ve cemaati hakkında detaylı bilgiler veriliyor. Yazarın röportaj yaptığı isimler ise Gülen'in 35 yıllık sağ kolu Nurettin Güven ve eski İstanbul Organize Şube Müdürü Adil Serdar Saçan. Bu isimler özellikle örgütün yayılma politikası ve mali durumu hakkında ciddi bilgiler veriyor. Ayrıca yazarın kendi yaptığı bazı tespitler de mevcut. Mutlaka okunması gerekenlerden.
192 syf.
·Beğendi·7/10
Fena değil diyebileceğim bir araştırma eseri. Amerika kökenli neo-con akımının ne şekilde kurulduğu, fikir babaları, yayıldığı ve etkin olduğu süreç, siyasi ve askeri alandaki etkinliği gibi konular ilk bölümde anlatılırken ikinci bölümde bu akımın felsefesi anlatılıyor. Bu arada Türkiye'ye de değiniliyor ve AKP dönemi de bir yeni muhafazakar hareket olarak görülerek akımın başındaki insanlar ve görüşleri anlatılıyor. Biraz fazla kavramsal olsa da idare eder diyebileceğim bir kitap.
264 syf.
·Puan vermedi
"Amerikancı AKP-Cemaat iktidarının 2007-2014 yılları arasındaki başarısı,kendilerinin eseri değildi. Çünkü donanımsız,kültürel birikimden yoksun,Fanatik,dogmaların esiri,yarı cahil,köylü kurnazı ve takiyeci soğuk savaş artığı siyasal İslâmcıların becerebilecekleri bir iş değildi bu...." Tespitler,tasvirler,tanımlar harika. Bir solukta okunuyor.
264 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bu kitap, nasıl bir çağda ülke'de yaşadığımızın resmini çizerken zihinlerdeki bulanıklığı ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bilimsel yalın gerçeğe dayanıyor. Daha önce okuduğum 'Cumhuriyet Senin İçin' kitabıyla birbirini tamamlar nitelikte bir kitaptı. Ayrıca, Postmodernizm nedir? Bu konuda bir kafa karışıklığı varsa gideriyor.
222 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Dikkat spoiler içerir.
Yazardan oldukça farklı bir konuda güzel diyebileceğim bir araştırma eseri. Eski TKP üyesi olan Şevket Süreyya Aydemir, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi isimlerin devletçilik ilkesi yanlısı olarak 1932-1935 yılları arasında çıkardığı Kadro dergisi ve bu derginin beyin takımı ile ilgili olarak ciddi bilgiler verilmekte. Sosyalist devrimler, ülkemizdeki karışık siyasi ve ekonomik durum, Kadro dergisi beyin takımının hayat hikayeleri, Sultan Galiyev görüşlerinin oluşumu, sonrasında çıkan Yön dergisini etkileyişleri, dergi kurucularının hayatlarındaki dönüm noktaları gibi Cumhuriyet ilk döneminde geçen olaylarla ilgili olarak çok detaylı ve güzel bilgiler veren bir kitap. Meraklıların mutlaka okuması gerekenlerden.
184 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Dikkat spoiler içerir.
2006 yılında Kanaltürk'te yapılan röportajlardan yola çıkarak Fethullah Gülen cemaati hakkında kimsenin bir şeyler yazmaya ve anlatmaya cesaret edemediği dönemlerde oldukça çarpıcı şeyler yazan yazarın, önemli isimlerden Nurettin Veren ve eski emniyet müdürü Adil Serdar Saçan ile yaptığı röportajlar ve kendi görüşlerinden oluşan önemli bir araştırma eseri. Cemaat okullarının nasıl kurulduğu, Asya Finans'ın bir gecede nasıl Bank Asya olduğu, %23 hissesine bir anda 7.5 milyar doları kimlerin verdiği, bir anda Veren'in nasıl aforoz edildiği ve başına neler geldiği anlatılıyor. Adil Serdar Saçan da bunlarla uğraştığı için başına neler geldiğini, teşkilattaki F tipi yapılanmanın nasıl geliştiğini ve ne seviyede olduğunu, Danıştay saldırısı ve Ümraniye baskınının neler içerdiğini anlatıyor. Yazar bu arada AKP ve cemaatin ABD bünyesinde nasıl geliştiğini, aralarındaki ilişkinin nasıl geliştiğini de yorumluyor. Yazıldığı tarih itibarıyla oldukça öneme sahip, mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.

Yazarın biyografisi

Adı:
Merdan Yanardağ
Unvan:
Türk gazeteci ve yazar.
Doğum:
Sivas/Divriği, 1959
Sivas'ın Divriği ilçesinde dünyaya geldi. Eğitim hayatı İstanbul'da 12 Eylül Darbesin den sonra tutuklandı ve hapis yattı. Gazeteciliğe 1985 yılında başladı. Gazetecilik hayatı Günaydın Gazetesi'n de muhabir olmasıyla başlayan Yanardağ; Sabah, Güneş, Gündem, Aydınlık gazetesinde ve Söz dergisinde çeşitli görevlerde bulundu. Birçok televizyon kanalında editör, program yapımcısı/sunucusu, haber müdürü, genel yayın yönetmeni ve genel müdür gibi farklı görevlerde bulundu. Bianet'e makaleler yazdı. 1996 senesinde ÖDP'nin kurucuları arasında Yanardağ da vardı. Bu partiden 2001 yılında ayrıldı. SoL gazetesinde de köşe yazarlığı yapan Yanardağ, halen Yurt gazetesinin Genel Yayın Yönetmenidir.

5 Ağustos 2013'te İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karara bağlanan Ergenekon davasında 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hüküm Yargıtay'da kesinleşmemiş olmasına rağmen tutuklandı Muğla Cezaevinde 1 yıl yattıktan sonra serbest bırakıldı. Basın ve yayın hayatına devam etmekte.

Eserleri 

Kadro Hareketi (1988-2009, 2 Baskı)
MHP Değişti mi? / Ülkücü Hareketin Analitik Tarihi (Gendaş Yayınları, 2002)
Milliyetçilik MHP Faşizm (Aykırı Yayınları, ortak kitap, 2002)
Yeni Muhafazakarlar (Çivi Yazıları, 2004)
Türkiye Nasıl Kuşatıldı / Fethullah Gülen Hareketinin Perde Arkası (Siyah Beyaz Yayınları, 2006, 21 Baskı)
Bir ABD Projesi Olarak AKP (Siyah Beyaz Yayınları, 2007, 3 Baskı)
Medya Nasıl Kuşatıldı? (Siyah Beyaz Yayınları 2008, 3 Baskı)
Ergenekon ve Sosyalistler (Siyah Beyaz Yayınları, 2009, 2 Baskı)
Türkiye Neden Feda Edildi? (Destek Yayınları, Eylül 2013)

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 119 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 162 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.