... Rahip oturmuştu. "Fevkalade bir dergi," dedim. "Daha iyisi yok." "Bayağı," dedi. "Tek kelime ile bayağı." " Katılmıyorum," dedim. "öykülerim bu dergide sık sık basılır." "Senin mi?" diye sordu rahip."Ne tür yazıyorsun?" Minik Köpek Güldü 'yü masanın üstüne açtım. Şöyle bir göz atıp eliyle itti. "Okudum bu öyküyü," dedi. "Palavradan ibaret. Ayrıca Kutsal Ayin üstüne yazdıkların adice söylenmiş iğrenç bir yalan.Kendinden utanmalısın."
Sayfa 71 - Parantez Yayınları
Alıntı
tanrının ağzından evrenin hikayesi, şeytanın günlüğü, ilahi komedya cehennem, rahel tanrıyla hesaplaşıyor. Bu bir klasör. Bunlar aynı klasöre koyduğum kitaplar. Evet ben bunları aynı klasöre
Rahibe Marie-Zoé örneği, tanrıbilimciler için geçerli olan ayrımların daha iyi kavranmasını sağlayacaktır. Vannes'daki bir tarikatta rahibe olan kadın, Philippe Boutry'nin altını çizdiği üzere, birçok şehvet günahı işlemiştir. On dört yaşında suistimalci amcası yüzünden saflığını yitirmiştir. Bir yurtta iki yıl geçirdikten sonra, on altı yaşında amcasına yeniden boyun eğer. Ailesinin evinde kendini rahatsız hissettiğinden, manastıra girmeye karar verir. Kaldı ki, çömezliği sırasında bir papaz onu baştan çıkarır. Genel bir günah çıkarma üç kez işlediği aslında sadece rastlantısal olan günahlardan kurtulmasını sağlar. Rahibe andı içer, ama düzeltilemez "talihsiz alışkanlıklar" yüzünden tarikat kurallarına uymaz. Bu alışkanlık haline gelmiş günah, genel günah çıkarmalara bile boyun eğmez. Kısacası, Marie-Zoé, genç kızlık, çömezlik, ardından da rahibelik yaşamı boyunca gereken saflığa uymaz. Daha da kötüsü, Ars papazına itirafı hazza dönüştüren en ağır günahını da açar. "Sık sık kabahatlerimi dile getirdim" der Rahibe Marie-Zoé, "çünkü öylesi üzücü şeylerden söz etmekten bir tür haz alıyordum. “ Günah çıkarma aslında rahip için olduğu kadar, günah çıkaran kadın için de bedensel bir karmaşa yaratabilir. Bu konuda, kılavuz kitaplar günah çıkaran papazların son derece ihtiyatlı olmasını öğütler; bazı aileler de papazların kendilerine danışan genç kızlara çok fazla şey öğretmelerinden yakınırlar.
Beden Üstünde Kesişen Bakışlar/ Dinin Etkisi/Çileci Tavır
Elbette, manastırların katılığına dayanamayacak kadar zayıf bireylerin çektikleri sıkıntıları kavramak çok zordur —üstelik amacımız da bu değil. Bu konuyla ilgili olarak, Sade'ın yazıları bir kenara, Portier des Chartreux. Histoire de dom Bougre écrite par lui-même'in (1741) (Chartreuse Manastırı'nın Papazı. Kendi Kaleminden Rahip Bougre'un Öyküsü) ya da Diderot'nun La Religieuse'ünün (Rahibe) yayımlanışından beri, erotik yazının, kadın kahramanlarını ısrarla bu manastırlara yerleştirdiği bilinir. Kitaplarda en önemli kuralın çiğnenmesi —çünkü tanrıbilimcilerin gözünde o mekânlarda cinsel ilişki kutsallığa hakarettir— kuşkusuz okuru heyecanlandırmayı amaçlamaktadır; bakireliğe toplu saldırının anlatıldığı sahneler için de aynı şey geçerlidir (Les 120 Journées de Sodome [Sodom'un 120 Günü]).
Beden Üstünde Kesişen Bakışlar/ Dinin Etkisi/Çileci Tavır
Eğer iyi olanı yapmak bilmek kadar kolay olsaydı, küçük kiliseler katedrallere, yoksulların kulübeleri de kral saraylarına dönerdi. Kendi nasihatlerini dinleyen kişi ancak bir rahip olabilir. Yirmi kişiye birden ne yapması gerektiğini öğretebilirim, ama o yirmi kişiden biri olmaya gelince iş değişir. Beynimiz duygularımızı dizginleyecek yasalar koyabilir, ama ateşli tutkular soğuk kuralların üstünden atlayıp geçer: gençlik denilen çılgınlık öyle bir tavşandır ki kötürüm olan doğru bir öğüdün ağlarının üstünden atlayıverir.
Sayfa 9·Kitabı okudu
Alıntı