Emer zêweyî

Emer zêweyî
@ramanwer
Jîyaneke felsefî Astrofil. Genel kültür yazarı.
Kulak vereceğiniz insanları seçin!!! çünkü onlar sizin ruhunuza hitap edeceklerdir.
Reklam
Şimdi maziye dalıp iyi dinleyin dediklerimi... Çok kaybettim.. Sevdiklerimi, hayallerimi, hayatımı, en çok da kendimi. Bu kadar kaybeden biri olarak bu kadar güçlü durabilmek yoruyor insanı. Ve bu kadar kaybetmek yeniden başlamayı oldukça zorlaştırıyor, "ya bir daha" ile başlayan cümleler yüzünden. Cevaplanmamış sorular yoruyor, belirsizlikler yoruyor, beklemek yoruyor, anlaşılmamak, duyulmamak, görülmemek yoruyor, can yakıyor. Koca dünyaya, bu kadar insana karşı yalnız savaşmak yoruyor. Mutsuzluklar yoruyor, kabullenişler, ümitsizlikler yoruyor. Bu kadar Çok kaybettim.. Sevdiklerimi, hayallerimi, hayatımı, en çok da kendimi. Bu kadar yorgunluktan sonra insana bir şey kalmıyor, geriye dönüp "ben nasıl bu kadar dayanabildim" demekten başka bir şey gelmiyor elinden, dilinden. Gözlerdeki yorgunluk, yüzdeki kırışıklıklar, saçlardaki aklar değil miydi insanı anlatan? Onlardı anlatan evet ama var mıydı bir dinleyen, gören, duyan? Hikâyesi burda başlıyor insanın. İnsan en çok da görülmediğinde, duyulmadığında, anlaşılmadığında dertliydi, kederliydi. İşte bu yüzden küsmüştü dünyaya, insanlığa en çok da kendine. İşte burda başlamıştı bir insanın hüzünlü tükeniş öyküsü, tam da burda ölmüştü insan aslında, toprağın altına girmeden de ölünebileceğini burda anlamıştı. Güçlü olmak ile güçlü görünmek çok başka. İnsanların arasında dağ gibi durup, yalnız başınayken yıkılmamak için verilen çaba bambaşka. Yaşamak başka, yaşayabilmek bambaşka. Hayatı anlamak başka, anlamlandırabilmek bambaşka. Hep demişimdir; insan yutkunamadığı hakikati kendisinden bile saklamaya çalışmasıyla meşhurdur. Ben, heves ettiğim şeylerin kursağımda birikmesinden oluşan hayal kırıklıklarını bir yorgan gibi üzerime örtmüş olanım. Ben, olsun diye çabaladığım her şeyin olmayışını yutkunarak seyredenim. Ben elimi
Car cara ava heyatê jî dibe jehra mirinê.
Gelo ma mûrekkeb xelas nabe Pênûs ji dest nakeve. Lênûs çima tişî nabe ? Dawîya nivîsê naye.
Sadakat ve yeni yuva üzerine. İki insan evlilik yoluna girdiğinde, psikolojik olarak en hayati eşik "Kök aile ve akraba çevresinden ayrışarak, kendi bağımsız yuvasını kurma" olgunluğudur. Psikolojide buna Birincil Sadakat denir. Evlenecek olan bir kadının hayatındaki en öncelikli, en korunması gereken güvenli alan artık çocukluk arkadaşları veya akrabaları değil; müstakbel eşidir. Dışarıdaki bir üçüncü şahsın (akrabanın) yaşam tarzı, niyetleri veya yarattığı negatif enerji eş adayını huzursuz ediyorsa, kadının burada göstermesi gereken olgunluk o akrabayı eşine karşı savunmak değil; eşinin huzurunu her şeyin üstünde tutmaktır. Çünkü dışarıdaki insanlar günün sonunda kendi hayatlarına bakarlar; ancak kadın ve erkek bir ömür aynı yastığa baş koyacaktır. Manipülasyon ve "İyi Görünme" Refleksi İlişkilerde dışarıdan sızmaya çalışan, kıskanç veya kendi hayatında dikiş tutturamamış üçüncü şahıslar, niyetleri deşifre olduğu an çok tehlikeli bir psikolojik savunma mekanizmasına başvururlar: Kendini aşırı iyi, masum ve mağdur göstermek. Eş adayının haklı tepkisinden sonra o kişinin birdenbire nişanlıya karşı çok daha iyi, sempatik ve fedakar davranmaya başlaması, psikolojide tipik bir "alan koruma ve manipülasyon" refleksidir. Amaç, nişanlı kadının gözündeki kredisini kaybetmemek ve kadını "Bak, gördün mü, o senin hakkında yanılıyor, ben aslında çok iyiyim" düşüncesine sevk ederek erkeğe karşı kışkırtmaktır. Olgun bir kadın, bu ani iyileşmelerin ve sempatikliğin arkasındaki taktiksel hamleyi görebilecek ferasete sahip olmalıdır. Güçlü Bir Evlilik İçin Sınır Çizmenin Önemi Sağlıklı bir evlilik, dışarıdaki tüm akraba ve arkadaş çevresine karşı çelikten bir duvar örebilmekle mümkündür. Erkek, doğası gereği kuracağı yuvayı dışarıdaki tehlikelerden ve huzursuzluklardan koruma
Reklam