İlkokul 2. sınıfa giderken henüz yeni yeni Türkçe'yi sökmeye başlamış birkaç kelimeyi de yarım ve malak söyleyebiliyordum. Bir öğretmenimiz vardı adı İsa Küçük'tü büyüyünce öğrendim ki düşüncesine ülkücü deniyormuş. Bir gün sırada andımızı okurken sözlerini hatırlayamadığım için bana hakaret etmişti. O gün son ders zili çalana kadar yakıcı sıcakta tek ayak üstünde tam 216 defa andımızı okutturmuştu.(bunu hiç unutmadım) Sürekli bizlere siz eğitim hak etmiyorsunuz siz hep cahil kalacaksınız ve bizlere muhtaç kalacaksınız diyordu. Yaş aralığımız 6 ile 10 arası olan biz çocuklara sürekli bu cümleleri tekrarlıyordu. Tabii o zamanlar ülkücülük nedir sağcılık nedir solculuk nedir bilmiyorduk. Sürekli ırkımıza hakaret edip bizi aşağılayan ve kendisini Üstün gören bir karakteri vardı. Önceleri bize neden böyle davrandığını anlam veremiyordu büyüdükçe bu nefretinin neyden kaynaklandığını anlamaya başladım. Daha 8 yaşında andımız okunurken nefret etmiştim Ne mutlu Türküm demeye. Ben Türk değildim benim annem de Türk değildi benim babam da Türk değildi. Olmadığım bir şeyi olmuşum gibi gösteremez bunun için mutlu olamazdım! Sonra ortaokula geçtim orada da andığımızı okutuyorlardı. İlkokulda içimde kalan bir şey vardı. Ortaokulda öğrenci sayısı fazla olduğu için rahat rahat o kalabalığın içinde Ne mutlu kürdüm diye biliyordum. Bunu fark eden birkaç arkadaşım beni müdüre şikayet etmişti. Tüm okulun önünede beni azarlamış hakaret etmişti. Ortaokul müdürüme selam olsun hala bağıra bağıra Ne mutlu kürdüm diyorum! Bunu niye anlatıyorum biliyor musunuz. Henüz çocukken zihnimize kazınan şeyleri unutmak mümkün değildir. Benim anam babam sizden olmayan sizin düşmanınızdır demedi. Senin dilini konuşmayan teröristtir demedi. Senin dilini iyi telaffuz edemiyorsa cahildir demedi. Kendi