Bugün Hanım Fıkıh Mektebi’nin düzenlemiş olduğu bir derste, Sena Vakfı’ndan Ayşe Aksoy hocamızla birlikte Yusuf el-Karadâvî’nin “Öncelikler Fıkhı” adlı eserini tahlil ettik. Bu tahlil, yalnızca bir kitap çözümlemesi olmanın ötesinde, ümmetin bugünkü hâlini anlamaya ve bireysel-dinî sorumluluklarımızı doğru konumlandırmaya yönelik derin bir düşünme fırsatı sundu.
Hocamızın da vurguladığı gibi, Karadâvî’ye göre ümmetin dirilişi ve istikameti, “öncelikleri doğru takdir etmesine” bağlıdır. Eğer Müslümanlar, hangi işin Allah katında daha öncelikli ve daha hayırlı olduğunu ayırt edemezse, bireysel olarak iyi bir Müslüman olsalar bile ümmet bilinci zayıflar. Tıpkı eğitimde önce okuma yazma öğretilmesi, uçağın düşme anında annenin önce kendi maskesini takması gibi; hayatın her alanında olduğu gibi dinî sorumluluklarda da bir sıra ve denge vardır.
Karadâvî bu dengeyi “öncelikler fıkhı” olarak adlandırır. Bu fıkıh, Müslümanın amellerini, niyetlerini ve çabalarını Allah’ın rızasına uygun şekilde doğru zaman ve şartlarda yönlendirmesini sağlar. Çünkü bir amelin değeri yalnızca kendisinde değil, yapıldığı zaman, yer ve niyette gizlidir.
Bugünün Müslüman toplumları ne yazık ki bu dengeyi çoğu zaman kaybetmiş durumdadır. Kimi zaman ferdi ibadetlere yönelip toplumsal sorumlulukları ihmal eder, kimi zaman da farzları geri plana atarak nafilelere ağırlık veririz. Örneğin Ramazan’da teravih kılan ama farz namazı terk etmiş Müslümanların türemiş olması ya da borcu varken umreye gitmek gibi davranışlar, öncelikler fıkhının ihlaliyle doğrudan ilgilidir. Karadâvî’nin işaret ettiği üzere, farzlar her daim nafilelerden önce gelir.
Ümmetin zayıflamasının bir başka yönü de “farz-ı kifâyelerin” ihmal edilmesidir. Bilim, teknoloji, ekonomi gibi alanlarda geri kalmamız da aslında bu ihmalin