• Alışıyordum. Tek ögesi eylemden oluşan cümlelerde dahi samimiyet arayacak kadar hem de. Alışmak deyince hiç kabul etmeyeceğim hususları nasıl yıkarım, diyordum. Yıktım. Oysa aşılmazdı her biri gözlerimde. Hiç, derdim yalnızca. Koca bir hiçtir benliğimde kabullenmeyi inkar ettiklerim. Gözlerimin önünde geçiyordu saatler ve aralanıyordu günler, durduramıyorum, diye ben duruldum. Bunun alışmak olduğunu farkedememiştim ta ki gözlerimi araladığımda... Duydum , bir kapı aralandı, hızlıca merdivenlerden aşağı indim. Dairesinde tefecisini öldüren Raskolnikov ben değildim. Buna inanır gibi dışarıdaydım, dairemde bir ölü var saydım ve öyle baktım pencereye. Pencere soğuktu, göğe açılmıyordu gri beton bulutları davet ediyordu yalnızca. Yürüyordum, yürüyüşüm kadar gelişi güzeldi yüzüm , cam vitrinde gördüm o soluk gözlerimi ki sigara dumanlarını soluduğum sokaklarda, duvarlara sabitlenmiş durak levhaları arasında katediyorken mesafeyi mecnun değildim, Leyla'yı değil otobüsü bekledim. Gri değildi göğü kentin, pencerem kapalıydı otobüse binerken hatırladım penceremi yeniden. Pencere, dedi kadın, ayaktaydım bana bakıyordu kadın, açtım pencereyi. Tek kelimelik cümlelerin tahakkümü altına sığınıyorduk böylece, alışmıştık çünkü. Öğrenci dedi bir öğrenci, indi bindi, son durak, bir kişi, diye devam etti tüm konuşma. Adam, bir kişi, dedi. Gözlerimle ona, evet, dedim. Bomboş ruhumla uzattığım liraları aldı şoför. Bir değil iki kişi olacaktık diye geçirdim içimden, adam bunu duymadı. Son duraktaydım, Zincirli kuyu mezarlığında... Ben buraya gelmeyi hiç istemiyordum ki. Kollarımla sürmediler buraya, zihnimle alay ettiler, şekil verdiler ürettikleri arabalardan daha çok hasar aldığımı duymadan kırıla kırıla bir heykel gibi, gülünç bir adamın utancı kadar açık seçik oraya gelmiştim öylece . Ağaçlar arasında usul usul geçtim ervahı ruhlar sarındı suretime, soluk benzimin hayat suyunu almaya bir sarmaşık dolandı ayağımdan gönlüme, ben Fuzuli değildim. Akşam sefaları ve öteki çiçekler, öteki çiçekler hep solardı sarmaşıklar bunu bilmez onların çiçeği yoktu. Sarmaşıklar içiyordu hayat suyumu , açacak bir çiçek olacaktım çünkü... Ölümü kabullenemezdim, kente yerleşince ve selaya karışan isimleri işittiğimde ölen benmişim, komşumuz değilmiş meğerse . Kuşlar konsun diye beklemiştim önceki sabah ezanında bulgur serptiğim pencereme, konmadı hiçbir kuş. Göğe seyri olmayan kentin betonuna sindim, yüzüne ayet okunan ölüydüm, toprağımın üstü başı örtülü kadınların boğucu sesleri arasında birer yasin .

    - a l ı n t ı o l s a iyi o l u r d u k.
  • Nasıl olduğunu kendisi de anlamadan Raskolnikov birden kendisini Sonya'nın ayakları dibinde buldu; ağlıyor, kızın dizlerine sarılıyordu.Sonya önce çok korktu, yüzü bembeyaz, yerinden fırladı ve titreyerek ona baktı.Ama bir anda herşeyi anladı ve gözleri sonsuz bir mutlulukla parladı.Onun da kendisini sevdiğini, hem de sonsuz bir aşkla sevdiğini anlamıştı; hiç kuşkusu yoktu bundan...Demek o mutlu an gelmişti...
  • Bir suçun ve fazlasıyla cezanın anlatıldığı roman. Balta, insanlığın kötü yanına inen bir metafordu. Makale de bu metaforun doktriniydi. Baltayı kullananın da Raskolnikov olması gerekiyordu. Çünkü Raskolnikov kendi nezninde tıpkı Nietzsche'deki gibi bir üstinsandı . Fakat Raskolnikov da sonrasında insancıl duyguları olduğunu ve pişmanlık yaşadığını keşfetti. Keşke Raskolnikov bu temizliğin kötünün azaltılmasıyla değil de iyinin çoğaltılmasıyla yapılabileceğini anlayabilseydi. Dostoyevski, kendine bir üstinsan yaratmış bu kitabında. Toplumdaki iyiliğin, karakterdeki duygulara eziyet çektirişini güzelce resmetmiş.
  • ''Sevdiğiniz ama bir yığın olumsuz özelliğe sahip bir roman karakteri dünyada karşınıza çıksa onunla göz göze gelseniz onu okuduğunuz kitabın içindeki gibi sevebilir miydiniz?
    Raskolnikov sizden onu bir süre evinizde gizlemesini rica etse kabul eder misiniz? Yada onun tefeci kadını öldürmeye gideceğini bildiğiniz halde ses çıkarmadan hayatınıza devam eder miydiniz?Polis aramak aklınızdan geçmez mi?Gidip tefeci kadına bu adam seni öldürecek kaç kurtar canını der miydiniz? ''
  • Şurada Dostoyevski ile varoluşu ..
    Freud ile kadinlari.. nietzsche ile bıyıkları..
    OĞUZ ATAY ile ölüm düşüncesi..
    Ahmet arif ile mahpus şiirlerini ..
    Kafka ile milena'sini ..
    İnce memet ile hatce'sini.. dev böcek samsaýı
    Raskolnikov' u unutmadan hayatı akışına bırakıp farid farjad' a eşlik edip kendimizden geçelim...
  • Türkiye'de Raskolnikov yıllardan, yüzyıllardan beri tefeci kocakarıyı öldürüyor. Sonra bu zor durumun nasıl atlatılması gerektiğini düşünüyor, bunalımlar geçiyor, çözümler arıyor, saplantılara kapılıyor.

    İsmet Özel