Ayrıca hiç tahmin etmedikleri diğer zorluklarla da yüzleşeceklerdi. Afgan müttefiklerin çay içmek ve namaz kılmak için sürekli ara vermesi Birleşik Devletler'in ateş desteği programını altüst etti. Greg, şaşkın ve bezgin Amerikan meslektaşlarına Afganların savaş tarzının bu olduğunu izah etti. Onlara düşman hedeflerine nasıl ateş edeceklerini öğretebilirdiniz fakat onlardan, tanımadıkları bir pilotun saldırı programı için namazdan ya da çaydan vazgeçmelerini bekleyemezdiniz.
Her şeye hazır olduğumu zannetsem de buna hazır değildim. Hiç şahit olmadığım bir sükûnet ve kuvvetle beni teşvik etmeyi sürdürdü. Nasıl bu kadar güçlü olabiliyordu? Onun Mike'a, görevimize ve milletimize olan bağlılığı beni hayrete düşürdü. Ofisim böylesi bir tabiat kuvvetini taşıyamayacak kadar küçükmüş gibi göründü. Acı verici derecede güzel, kederli, fedakâr ve metindi.
Kadınların, özellikle sevdikleri kişiler söz konusu olduğunda, sezgileri benim idrakimin çok ötesindeydi. Sadece Mike olduğunu değil, onun çoktan öldüğünü de biliyordu. Bunu sesinden anlayabiliyordum.
Koordineli hava ve kara taarruzu ve kuzeydeki önemli Afgan şehirlerinin Birleşik Devletler ve Afgan güçlerinin eline geçmesi üzerine savaş esiri sorunuyla karşı karşıya kaldık. Afgan güçleri yüzlerce düşmanı esir almış olsa da onları kaydedip alıkoyacak bir hapishane sistemi mevcut değildi. Birleşik Devletler silahlı kuvvetleri henüz bir savaş esiri protokolü tesis etmemiş ya da esirlerle ilgilenilmesi için kaynak tahsis etmemişti. CIA'in esirlerle alakalı bir tüzüğü olmayıp (öyle bir şeyi zaten istemezdi) cephede çok az Birleşik Devletler askeri bulunduğundan bu işle ilgilenmek hâliyle Afgan müttefiklerimize kaldı. Bunun üzerine diğer her şeyde yaptıkları gibi doğaçlama yapmayı tercih ettiler.
Bir saat kadar sonra asıl meseleye geldiler. Kibarca ifade etseler de dertleri belliydi: Birleşik Devletler'in sözünü tutacağına güvenebilirler miydi? Birleşik Devletler ve uluslararası topluluğun ülkelerini yeniden inşa edip ulusal birlik hükümeti kurmalarına yardım edeceklerine inanmış bir şekilde Sovyetlerle nasıl mücadele ettiklerinden bahsettiler. Verilen tüm sözlere rağmen bunların hiçbiri olmamıştı. Birleşik Devletler yalan söylemişti. Peki, şimdi farklı mı olacaktı?