Yedinci fark, FBI’ın basını çok sevip onu memnun etmek için çırpınıyor olmasıydı. CIA’nin Gizli Servisi açısından medya tabuydu. Bazı CIA görevlileri basından nefret ederdi. Pek çoğumuz basın sıkıntıları yüzünden sekteye uğrayan operasyonlara şahit olduk; zaman zaman kaynaklarımız medya yüzünden hayatını kaybetti. Dahası, medya çoğunlukla CIA’yi olumsuz göstermeye meyilliydi. Bir CIA operasyon görevlisi basından salgından kaçarmış gibi kaçardı.
Üçüncü fark ise büyüklüktü. FBI, CIA’den çok daha büyüktü. Doğu Afrika’daki bombalama eylemlerini soruşturmak için görevlendirilen FBI personelinin sayısı, Afrika kıtasındaki tüm CIA operasyon görevlilerinin sayısından fazlaydı. FBI’ın New York saha ofisindeki ajan sayısı, CIA’nın tüm dünya üzerindeki operasyon görevlilerinden fazlaydı. FBI her göreve en az iki ajan gönderirdi. Operasyonel anlamda ortaklık kavramı, benim daha önceki işimdeki tek çalışan operasyon görevlisi anlayışıyla ters düşüyordu. CIA görevlileri genelde tek çalışırdı — bilhassa kaynaklar ile ilişkilerin geliştirilmesi, kaynakların değerlendirilmesi, angaje edilmesi ve sevk ve idaresi hususunda.
FBI ile ilgili hüsranımın nedeni, belli suçları işleyen belli suçluların itham edilip yakalanmasında kanuni yaptırımlara öncelik vermesiydi. İleriye yönelik istihbarat toplama ya da analiz yok gibiydi. FBI’ın amacı önlemek değil, adaleti tatbik etmekti. Onlar için bilgi somut delil demekti ve delili de mahkemede savcıya sunabilmek için saklarlardı. Ajanlar çoğunlukla, Adalet Bakanlığı dışındakilerin de FBI’ın elindeki bilgilere ihtiyaç duyabileceğini düşünmezdi. İstihbarat gibi delilleri paylaşmak onlara ters geliyordu.
"FBI, sahip olduğu bilgiyle alakalı ne yapılması gerektiğine dair fikir yürütmeye başladığı andan itibaren Gestapo’dan hiçbir farkı kalmaz."
— J. Edgar Hoover