Enes

Enes
@ravachol
INTJ, 5w4.
74 okur puanı
Mart 2019 tarihinde katıldı
"Durum hiç iyi değil. Nükleer ve kimyasal silahlarla alakalı bir siyasetimiz olsa da biyolojik olanlarla alakalı hiçbir şey yok. Biyolojik silah istihbaratımız rezalet. Zeki ve kötü kişiler bir mutfakta bile patojen üretebilir. Bir nükleer tesisi bulabiliriz ama o mutfağı bulamayız," dedim.
Sayfa 298
Reklam
Onun amansız sorgulamasının neticesinde, biyolojik silahlar hususunda Birleşik Devletler'in ne kadar gevşek olduğunu fark ettim. Sadece istihbarat eksikliği değil, bu istihbaratı talep edecek bir siyaset de mevcut değildi. Konuşmamız günün büyük bölümünde devam etti.
Sayfa 298
Bazı üniversite yöneticilerinin, el-Kaide militanlarının kampüslerine girmesine izin verme riskini nasıl göze alabildiklerini merak ettim. Acaba Birleşik Devletler istihbaratıyla işbirliği yapmak, onları öğrencilerine yönelik bir tehditten daha çok mu korkutuyordu? Bu nasıl bir sorumsuzluktu? Yoksa asıl neden, CIA ile alakalı yanlış algılarından kaynaklanan cehalet miydi? Belki de her ikisinin karışımıydı.
Sayfa 297
Üniversite rektörü, üniversitesini ve ülkesini korumak için üzerine düşeni yapmayı kabul etmişti. Bazı üniversite yöneticileri sorumluluğu farklı tefsir ederek CIA'den sanki Orwell tarzı bir işgalciymiş gibi korkuyordu. Elbette ki CIA kanunen böyle bir işbirliğini dayatamazdı. CIA ancak isteyen vatandaşlarla işbirliği kurabilirdi. Vatanseverlik ya da şahsi menfaatler haricinde bir sebep ya da tehdit söz konusu değildi. Zaten en iyi kaynaklar ya da ortaklar, işbirliğine zorlananlar değil de bunu gönüllü olarak yapmak isteyenlerdir. Dolayısıyla Birleşik Devletler'in sağladığı ferdî hürriyetler espiyonaj faaliyetlerini olumlu yönde etkiler. Gerçi bazıları açısından bunun kabul edilemez bir çelişki olduğu da doğrudur. NR operasyonlarında buna her gün şahit oldum. Ferdî hürriyetler ülkenin güçlü olmasını sağladığı gibi hür vatandaşlara ülke savunmasının parçası olabilme hakkını da sağlar. Evet, bu insanlar bizim yabancılar hakkında yürüttüğümüz espiyonaj faaliyetleri konusunda bize yardım ediyordu fakat bunu anayasayla belirlenen vatandaş hakları ve sorumlulukları sınırları dâhilinde yapıyorlardı. Bu nedenle, arama, yakalama ve tutuklama yetkisine sahip olduğundan ülke sınırları dâhilinde istihbari önceliğin kendisine ait olduğunu düşünen FBI'a karşı gittikçe daha mesafeli olmaya başladım. Bu derece cebrî ve müdahaleci bir yetkinin tek bir yapıya teslim edilmesi, Kuzey Komutanlığı'nın kurulmasıyla Birleşik Devletler silahlı kuvvetlerinin anavatandaki gücünü artırması gibi, rahatsız ediciydi. İstihbarat ve emniyet hizmetlerinin tek bir dâhilî teşkilat olmasını istemiyordum. Emniyet kuvvetleriyle istihbaratın kendi vatanımızda silahlı kuvvetlerle bir bütün olmasını ise kesinlikle istemiyordum. Geçen yirmi senede Birleşik Devletler'i korumak için ter dökmüştüm ve şimdi de
Sayfa 296
Operasyonel incelememizi tamamladıktan sonra kalıp sohbet etmek istedi. "Ya el-Kaide? Bizden neden nefret ediyorlar?" diye sordu. "Bizden, küreselleşmeden ve onun çarpık ve muhafazakâr toplum görüşlerine yapabileceklerinden korkuyorlar. Küreselleşme, serbest piyasa ilkeleri ve onlarla beraber gelecek liberal değerlerin onları gömeceğinden korkuyorlar. Korkmakta da haklılar. Küreselleşme hız kazanıyor. Durdurmanın bir yolu yok. Bu arada elbette, bilhassa Ortadoğu'da, bizim politikalarımızla hemfikir değiller." "Fakat küreselleşmenin itici gücü özel sektördür," dedi. "Öyle ve o yüzden hangi ülke olursa olsun özel sektörün önemi çok büyük. Özel sektör, tıpkı el-Kaide ve yandaşları gibi, devletsiz unsurlardan oluşan bir şebekedir. Bu şebeke tehditlere çoğunlukla hükûmetlerden daha iyi tepki veriyor." "Ne gibi? Bir örnek ver." "Bizim 11 Eylül'e verdiğimiz tepkiyi düşün. O günkü tek kayda değer direnişi sergileyenler Birleşik Devletler'e ait savaş uçakları değil de United Flight 93'teki bir avuç sivil yolcuydu. Arkadaşları ve akrabalarından cep telefonlarıyla bilgi topladılar. Diğer uçağın intihar uçağı olarak kullanıldığını öğrendiler. Bunun üzerine hava korsanlarını etkisiz hâle getirip uçağın Washington D.C.'ye çarpmasına mani oldular. O vatanseverler, pasif yolcular olmaktan çıkıp devletsiz unsurlardan oluşan, kendinden menkul bir şebeke hâline geldi. Yüzlerce, belki de binlerce kişinin canını kurtardılar. Birleşik Devletler hükûmeti o gün tek kişiyi bile kurtaramadı." "Diğer bir örnek de Afganistan. Oradaki müttefiklerimiz, tüm ülkeye dağılmış olan kabile milisleriydi. Din adamlarıyla iş adamları da önemli bir rol oynadı. "El-Kaide'nin özel sektörü nasıl kullandığını bir düşünelim. Web sitelerinden bilgi topluyorlar. Turist haritaları kullanarak dolaşıyorlar.
Sayfa 293
Reklam