Saraybosna Radyosu, 1992’de Yugoslavya’nın dağılma sürecinin ardından Bosna Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesiyle başlayan savaş sırasında, kitabın yazarı Tijan Sila’nın ve ailesinin yaşadıklarını anlatıyor. Ancak kitap, savaşın tarihsel ayrıntılarını anlatmaktan çok, bu sürecin bir çocuğun gözünden nasıl deneyimlendiğine odaklanıyor.
Şehir kuşatma altındayken Saraybosna’da hayatın nasıl devam ettiğini, insanların savaşın ortasında gündelik yaşamlarını sürdürmeye nasıl çalıştıklarını okuyoruz. Elektriğin, suyun, güvenliğin olmadığı bir ortamda bile insanların yaşamı bir şekilde sürdürmeye çalışması okuru derinden etkiliyor.
Savaşın ortasında hayat nasıl devam edebilir diye düşünürken, aslında insanların savaş sona erse bile o günlerin izlerini hayatları boyunca taşıdıklarını fark ediyorsunuz. İşte tam bu noktada kitap, insanı savaşın kendisini sorgulamaya itiyor.
Saraybosna Radyosu, bir yandan Bosna Savaşı’nın tarihsel gerçekliğine karşı merak uyandırırken, diğer yandan yazarın hayatında kısaca değindiği ama ayrıntılarını anlatmadığı bazı olaylara dair daha fazlasını öğrenme isteği doğuruyor. Okur olarak hem dönemin atmosferini hissediyor hem de anlatılan hayatın eksik kalan parçalarını düşünmeye devam ediyorsunuz.
Dilerim ki bir gün hiçbir insan; dini, dili ya da ırkı nedeniyle savaşmak zorunda kalmaz.