Artık sevgi falan istemiyordu, o defteri kapatmıştı. Babasının öğütlerini izleyebileceğini, resimden vazgeçebileceğini sanmıştı, ama gönül verdiği sanatta fazla ilerlemişti. Bir insanı hayallerinden ayıran dipsiz uçurumdaydı, artık dönüş yoktu.
Ne ileri gidebilirdi, ne de geriye. En iyisi sahneyi terk etmekti.
Bak, Eduard, artık yaşam sorumlulukları yüklenecek yaşa geldin. Bu saçmalığa elimizden geldiğince dayandık, ama artık ressam olmayı falan aklından silip meslek yaşamına yön vermeye başlamalısın.
"İyi misiniz?" dedi biri.
Hayır, iyi değildi, yerinden kıpırdayamıyordu ama konuşamıyordu da. İşin en kötü yanı, bilincinin yerinde olmasıydı, başına gelenin ne olduğunu çok iyi anlamıştı. Neden bayılmamıştı ki? Tam da Tanrı'ya yakınlaşmak için onca çaba harcadığı sırada, Tanrı ona acımıyordu.