Kalkülüs ve cebir gibi şeylerde başarılı olmanın, o kişinin zekâsının basit bir işlevi olduğunu varsayıyoruz. Oysa Doğu’nun ve Batı'nın sayı sistemleri arasındaki farklılıklar çok farklı bir şey ortaya koyuyor; matematikte başarılı olmanın temeli bir grubun kültürü de olabilir.
Batılıların iletişimi, dilbilimcilerin "transmitör oryantasyonu" olarak adlandırdığı şeyi içeriyor; fikirleri açıkça ve anlaşılır biçimde aktarmak, aktaran kişinin sorumluluğudur.
Hepimiz kendimize özgü bir kişiliğe sahibiz. Ancak içinde bulunduğumuz toplumun geçmişinden gelen eğilim, varsayım ve refleksler bu kişiliğin üzerinde yer almaktadır ve bu farklılıklar olağanüstü spesifiktir.
Kültürel miraslar etkili güçler niteliğinde. Derin köklere sahip ve uzun ömürlü. Kuşaktan kuşağa direniyor, onları yaratmış olan ekonomik, sosyal ve demografik koşullar ortadan kalktığında bile neredeyse hiç bozulmuyor ve tavır ve davranışları yönlendirmekte öyle bir rol oynuyorlar ki onlarsız dünyamıza bir anlam vermek olanaksız.