Modanın emrettiği gibi giyinmeli, istesek de istemesek de sevişmeli, ulusal sınırlar adına öldürülmeli, zamanın çabuk geçmesini ve emeklilerin bir an önce gelmesini arzulamalı, siyasetçileri seçmeli, yaşam pahalılığından yakınmalı, saçımızı değiştirmeli, kendimizden farklı olanlara lanetlemeli,dinimize göre pazarları,cumartesileri ya da cumaları bir ayine katılmalıyız. Orada günahlarımız için af dilemeli,doğruyu bildiğimiz için gururla kabarmalı ve sahte bir tanrıya tapınan komşu kabiliyet küçümsemeliyiz.
Her şeyi makul bir seviyeye kadar öğreniyor ama bir yerden sonra daha fazla ilerleme kaydedemiyorum.
Neden?
Çünkü bize anlatılan hikayeye göre yaşamlarımızın belli bir noktasında "sınırımıza dayanırız".
O âna dek,kitaplarımı sinemaya uyarlamak isteyenler çıktığında cevabım hep,"ilgilenmiyorum,"olmuştu; bana göre kitap okurken herkes zihminde kendi filmini oynatır,karakterlerin yüzlerini hayal eder,dekorları inşa eder, sesleri duyar,kokuları duyumsar. Tam da bu yüzden,senaryosu sevdiği bir romana dayanan filmlati ne zaman izlese,kendini aldatılmış hisseder ve ,"Kitap filmden daha iyiydi," der.