Türkiye, bizim ömür kitabımızdır. Biz bu memleketin hem ustası, hem acemisiyiz. Yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçerken bile koşma ihtiyacı hissederiz. Devlet dairelerinde panikleriz. Resmi plakalı araçlardan çekiniriz. Buna karşılık, başımıza ne gelirse gel sin, 'vatan sağolsun' deriz. Şikâyetsiz, çok güzel oluruz.Her daim bu toprakların değerlerini referans / ölçü alırız.
Biz, din ile milliyete aynı gözle bakıyoruz. İman ve irfan diyoruz. (Mehmet Akiften ilhamla.)
Kendimizi, bütün bu ölümlerin dışında tutuyoruz. Daha doğrusu, sıranın her an bize de gelebileceğini pek düşünmüyoruz. Sanki ölüm, başkalarına mahsus bir olay...
Ölüm düşüncesi, hırs ateşini söndürür, dünyaya düşkünlüğü azaltır. Öleceğiz yahu! Ya Hû!
Nihayetinde, bey de olur, abdal da. Mezarlıklarda herkes aynıdır. Hırslar dinmiş, ihtiraslar sönmüş, düşmanlıklar noktalanmış Evler, arabalar, türlü eşyalar, banka hesapları, bütün bu oyuncaklar insanların elinden alınmış. Evet, oyun bitti. Rüya sona erdi.
Yazmıştık, yine yazalım: Ölüm, biriktirdiğimiz şeylerin altında kalmak olmalı.
Kimi insanlar vardır: Oturup konuşurken başka, telefonda görüşürken başka, sosyal medyada başka davranırlar. Hangi yüzüne hitap edeceğinizi ve onun gerçekte hangisi olduğunu bilemezsiniz.Garip ama gerçek: Dürüstlük, doğruluk, ahlak gibi değerlerden çok da böyleleri dem vurur...
Madem 'dönüşmek' dedik, yazımız da ona uygun bitsin. Osman Toprak'ın Dönüştüren Düşünceler kitabından: "Sabır, sonsuz acılara katlanmak değil, acılarımızı incitmeden, onlardan bir çıkış yolu bulmaktır."