Hayattaki her sorunu bir yere bağlayıp sorumluluklardan kaçmak çok konforlu değil mi? Bu aralar herkes anne ve babasını suçlamakla meşgul. Böyle bir moda var yani. Aslında mükemmel insanlar olabilirdik de niye olamadık gibi…
Herkese merhaba,
Kısa öykülerden oluşan kitapları seviyorum. Arıza Kelebekler’de kısa öykülerden oluşan ince bir kitap.
Güncel öykü yazarlarımız arasından Melisa Kesmez’i çok beğeniyorum. Didem Tomaslar da bazı hikayelerinde bende o sevdiğim öykü tadını bıraktı.
Öykülerden bazılarına özellikle değinmek istiyorum.
Mesela “Kalpleri Soğutma Merkezi” “Ayna Demir Nöronlar” “Kötülük Borusu” adlı öykülerde yazar daha alternatif bir geleceği anlatılıyor. Daha bilim-kurgu tadında öyküler.
İnsanların kalplerini soğutup acılarından kurtulması ya da suçluların ayna nöronlar ile empati yaptırılarak bir çeşit işkenceye maruz kalması fikri bana çok orijinal geldi ve okurken beni çok düşündürttü. Yani insanların empati yeteneği daha yüksek olsa belki bu kadar suç işlenmezdi, yani düşününce, fikir olarak oldukça hoş.
Siyahlı Kız öyküsü ise birçok kişinin boş boğazlık yapıp o an öylesine söylediği bir şeyin karşısındaki insanın üstünde ne kadar etki bırakabileceği üstüne. Yani cidden bazen şu ağzımıza sahip çıksak, bizi ilgilendirmeyen şeylere laf etmesek acaba dünya nasıl bir yer olurdu? Bir öğretmen olarak dediklerime özellikle dikkat etmem gerektiğini bir kez daha hatırlattı bana. Hangi meslekten olursak kim olursak olalım aslında karşımızdaki kişiye öylesine söylediğimiz bir şey o kişinin kırılma noktasına denk gelebilir. Özelliklerde çocuklar ve gençlerle konuşurken bence çok dikkat edilmesi gerekiyor aslında.
Sır öyküsü ise bir yalanın içinde yaşamak üstüne. Her zaman sorun yalanda yaşamak değil de bir yalanı yaşadığını öğrenmek diye düşünmüşümdür. Yani kafam oldukça karıştı aslında ya bir yalan ömür boyu sürmeli asla ortaya çıkmamalı ya da en başından hiç söylenmemeli. Sonradan ortaya çıkan yalan kadar kötü bir şey sanırım.
Son olarak da İpekten Zırh öyküsünün sakin