Mikroskobik

Mikroskobik
@reddikul
“Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır… Bu da gösterir ki, zaman ve mekân, insanla mevcuttur!” (Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nden ) Korktukça tutsak, umut ettikçe özgürsün.
74 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
"Suç eylemi için" diyor yazar, "ilgili ekonomi biçimi belirleyici önemdedir. Üretimin ve tüketimin, yine ticari malların dağıtımının organizasyonu, suç eylemleri üzerinde çok çeşitli açılardan etkilidir."
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Olayların temelini görmeyen ya da görmek istemeyen egemen sınıflar, kötülüğü kendi tarzlarında karşılamaya çalışırlar. Yoksulluk, sıkıntı ve bunun sonucunda demoralizasyon ve suçlar arttığında, tıkamak için, kötülüğün kaynağı aranmaz, bu koşulların ürünleri cezalandırılır. Kötülükler büyüdüğü ve faillerin sayısı arttığı oranda, daha sert takip ve ceza uygulamak gerektiği düşünülür. Şeytanın şeytanla kovulabileceğine inanılır.
Suçlar, toplumun sosyal durumuyla yakın ilişkidedir, ancak toplum bunu kabul etmek istemez. Kendisini suçlayan koşulları kabullenmemek için deve kuşu gibi kafasını kuma gömer ve suçun yalnızca işçilerin "tembelliği''nde ve "keyif düşkünlüğü"nde ve "dini [inancın]" yetersizliğinde olduğu yalanıyla kendisini kandırır. Bu kendi kendini kandırmanın en kötü, veya riyakarlığın en iğrenç türüdür. Toplumsal durum çoğunluk için ne kadar elverişsizse, suçlar o kadar çok ve ağırdır. Var olma mücadelesi en sert ve zorba görünümünü alır, birinin diğerinde ölümcül düşmanını gördüğü bir durum üretir. Toplumsal bağlar gevşer ve insan insanlara düşman olur.
İşçiler deyim yerindeyse sürüler halinde oradan oraya, ülkeyi baştan başa dolaşırlar ve işsizlikleri sürdükçe dış görünüşleri düşkünleştiği ve devamında içsel olarak da demoralize oldukları ölçüde, toplum tarafından daha büyük bir korku ve derin tiksintiyle değerlendirilirler. Düzen ve temizlik için en basit gereksinimlerden aylarca mahrum kalmanın, aç mideyle oradan oraya dolaşmanın ve çoğunlukla, tam da sistemin dayanakları tarafından iyi gizlenemeyen tiksinti ve aşağılamadan başka bir şey elde edememenin ne anlama geldiğini, namuslu toplum bilemez. Bu zavallıların aileleri en kötü sefalet içindedir ve resmi yoksul bakımına muhtaç kalırlar. Ümitsizliğin, ebeveynleri, kendilerine ve çocuklarına karşı en korkunç suçlara, cinayete ve intihara sürüklemesi ender değildir. Özellikle kriz zamanlarında bu ümitsizlik eylemleri ürkütücü ölçüde çoğalır. Fakat bu, egemen sınıfları rahatsız etmez. Böylesi sefalet ve ümitsizlik eylemlerinin yayınladığı gazetelerin aynı sayısında, sanki her şey mutluluk ve bolluk içinde yüzüyormuşçasına çılgınca şenlikler ve göz kamaştırıcı resmi gösteriler üzerine haberler de bulunur.
Sosyal yaşantımızda var olma mücadelesi gittikçe zorlaşıyor. Herkesin herkese karşı savaşı en şiddetli biçimde alevlendi ve çoğunlukla araç seçimi olmaksızın acımasızca yürütülüyor. "Ote-toi de la, que je m'y mette" (kalk oradan, ben oturayım) sözü yaşam pratiğinde, güçlü dirsek darbeleri, yumruk ve çimdikle gerçekleştiriliyor. Güçsüz güçlünün önünde eğilmek zorundadır. Maddi gücün, paranın, mülkün gücünün yetmediği yerde, hedefe varmak için en hilekar, en onursuz araçlar kullanıma sokulur. Özlenen hedefe ulaşmak için yalan, dolan, aldatmaca, sahtekarlık, yalan yemin gibi en ağır suçlar işlenir. Bu mücadelede birey bireye karşı olduğu gibi, sınıf sınıfa, cins cinse, yaş yaşa karşıdır. Çıkar, insan ilişkisinin tek düzenleyicisidir, başka hiçbir şeye itibar edilmez.