Mikroskobik

Mikroskobik
@reddikul
“Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır… Bu da gösterir ki, zaman ve mekân, insanla mevcuttur!” (Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nden ) Korktukça tutsak, umut ettikçe özgürsün.
Fransız Devrimi ve Büyük Sanayi
O dönemde burjuva sınıfın evli kadınlan evde, katı bir inzivada yaşıyorlardı; kadının yerine getirmesi gereken iş ve görevler o kadar çoktu ki, özenli bir ev kadını olarak bunlara yetebilmek için sabahtan akşama dek çalışmak zorundaydı ve ancak kızlarının yardımıyla işin altından kalkabiliyordu. Yapılması gereken şeyler, bugün de küçük-burjuva ev kadınının yapmak zorunda olduğu günlük ev işleri değildi yalnızca, bugünün kadınının modern gelişme sayesinde kurtulduğu birçok başka işi vardı onun. iplik bükmek dokumak, çamaşır ağartmak, çamaşır ve giysileri bizzat dikmek, sabun kaynatmak, mum ve bira yapmak zorundaydı, kısacası, gerçek bir kül kedisiydi ve tek dinlencesi Pazarları kiliseye gitmekti. Evlilik yalnızca aynı toplumsal çevre içinde olurdu, tüm ilişkilerde en katı ve en gülünç kast ruhu egemendi. Kızlar da aynı ruhla eğitiliyor ve katı biçimde evde kapalı tutuluyorlardı; düşünsel eğitimleri önemsizdi ve ufukları en dar ev ilişkilerinden öteye geçmezdi. Buna bir de, eğitim ve düşüncenin yerine geçen ve kadının yaşamını gerçek bir cehenneme çeviren boş ve kof bir biçimcilik ekleniyordu. Reformasyon ruhu, en berbat softalığa dönüştü, insanın içindeki en doğal güdüler ve yaşam sevinci, "saygıdeğer" olarak sunulan, ama ruh öldüren iğrenç yaşam koşulları altında boğuluyordu. Burjuvazide kofluk ve gerilik egemendi, onun altındakiler ise çok ağır bir baskı ve en sefil koşullar altında yaşıyorlardı.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
On sekizinci yüzyılın ilk üç çeyreğinde ekonomistler ve hükümetler, yüksek nüfus oranını, devletlerin en büyük mutluluk nedeni olarak değerlendiriyorlardı. Ancak on sekizinci yüzyılın sonu ve on dokuzuncu yüzyılın başlangıcıyla birlikte yeniden bir değişim oldu, bunun nedeni, on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında, özellikle Almanya'nın güneyinde ve Avusturya'da süren büyük ekonomik krizler, devrim ve savaş olaylarıydı. Bu kez yine, evliliğin yapılabileceği yaş yükseltildi ve evlenme için belirli bir servet ya da güvenli bir gelir ve belirli bir mevki aranır oldu. Yoksullar için evlenme olanaksız hale getirildi ve özellikle belediyelere, ikamet ve evlenme koşullarının saptanmasında büyük yetki tanındı.
Büyük güç siyaseti nedeniyle insan gücünü erkenden yitiren İspanya, bu nedenle daha 1623'de, 18-25 yaş arasında evlenen herkesi uzun yıllar tüm rüsum ve vergilerden muaf tutan bir yasa çıkarmak zorunda kaldı. Hatta yoksul kişilere genel kasalardan drahoma verilmesi sağlandı. Ayrıca en az altı erkek çocuğa sahip olan ebeveynlere vergi ve rüsumdan tam muafiyet sözü verildi. İspanya göçmenliği ve sömürgeciliği de teşvik etti.
Bugüne kadar yalnızca bölgenin ve en yakın çevresinin günlük gereksinimleri için çalışan salt zanaatçı üretimin yerine manifaktür, yani olabildiğince gelişmiş iş bölümüyle daha çok sayıda işçinin kullanılmasıyla seri halinde üretim geçti. Büyükçe maddi olanaklara ve ileri görüşe sahip tüccar, zanatın kısmen yerine geçen, kısmen onu defeden, ama onun loncasal örgütlenmesini de parçalayan bu yeni üretim biçiminin yöneticisi oldu. Böylece, kadının da gücünü tekrar mesleki faaliyetlerde kullanabileceği bir dönem başladı. Keten bezi üretiminde, yün iplik eğirme ve dokumasında, işlemecilikte, çuha kırkıcılığında, sırma yapımında vs. ev sanayii ya da fabrika biçimindeki işletme, kadına faaliyeti için büyük bir alan açıyordu. On sekizinci yüzyılın sonlarına doğru, 100.000 kadın ve 80.000 çocuk, İngiltere ve İskoçya'nın iplik, dokuma ve basma bez fabrikalarında çalışıyorlardı, ne var ki çoğunlukla ücret ve çalışma süresi açısından tüyler ürpertici olarak tanımlanması gereken çalışma koşulları altındaydılar. Aynı dönemde on binlerce kadının aynı şekilde sayısız fabrikalarda çalıştırıldığı Fransa'da da durum benzerdi.
Bunun yolu, daha önce sözü edildiği gibi, Amerika'nın keşfi, Afrika'nın çevresinin gemi ile dolaşılması ve Doğu Hindistan'a deniz yolunun keşfinin yol açtığı ve dünyanın dolaşılmasının teşvik ettiği sosyal ve ekonomik altüst oluşla hazırlanmıştı. Bu altüst oluş önce Batı Avrupa'yı sardı, sonra da Almanya'yı. Yeni ulaşım yolları, o zamana dek bilinmeyen ve tahmin edilmeyen boyutta yeni ticaret ilişkileri yarattı. İlk planda Portekizliler, İspanyollar, Hollandalılar, İngilizler bu değişiklikten kar etmeye çalıştılar. Ama Fransa ve son olarak Almanya da bundan kar etti. Almanya dini savaşlar ve siyasal bölünmeler dolayısıyla en fazla zarara uğramış ve ekonomik açıdan en çok geri kalmış ülkeydi. Avrupa'nın zanaat ve sanayi ürünleri için sürekli yeni sürüm alanlarının açılmasının neden olduğu yeni dünya pazarı gereksinimleri, yalnızca zanaatçı üretim biçimini değil, Avrupalı halkların ve onların hükümetlerinin görüş, duygu ve düşüncelerini de devrime uğrattı.