O dönemde burjuva sınıfın evli kadınlan evde, katı bir inzivada yaşıyorlardı; kadının yerine getirmesi gereken iş ve görevler o kadar çoktu ki, özenli bir ev kadını olarak bunlara yetebilmek için sabahtan akşama dek çalışmak zorundaydı ve ancak kızlarının yardımıyla işin altından kalkabiliyordu. Yapılması gereken şeyler, bugün de küçük-burjuva ev kadınının yapmak zorunda olduğu günlük ev işleri değildi yalnızca, bugünün kadınının modern gelişme sayesinde kurtulduğu birçok başka işi vardı onun. iplik bükmek dokumak, çamaşır ağartmak, çamaşır ve giysileri bizzat dikmek, sabun kaynatmak, mum ve bira yapmak zorundaydı, kısacası, gerçek bir kül kedisiydi ve tek dinlencesi Pazarları kiliseye gitmekti. Evlilik yalnızca aynı toplumsal çevre içinde olurdu, tüm ilişkilerde en katı ve en gülünç kast ruhu egemendi. Kızlar da aynı ruhla eğitiliyor ve katı biçimde evde kapalı tutuluyorlardı; düşünsel eğitimleri önemsizdi ve ufukları en dar ev ilişkilerinden öteye geçmezdi. Buna bir de, eğitim ve düşüncenin yerine geçen ve kadının yaşamını gerçek bir cehenneme çeviren boş ve kof bir biçimcilik ekleniyordu. Reformasyon ruhu, en berbat softalığa dönüştü, insanın içindeki en doğal güdüler ve yaşam sevinci, "saygıdeğer" olarak sunulan, ama ruh öldüren iğrenç yaşam koşulları altında boğuluyordu. Burjuvazide kofluk ve gerilik egemendi, onun altındakiler ise çok ağır bir baskı ve en sefil koşullar altında yaşıyorlardı.