• “Yıkıldı yolunu bekleyen şehir
    Şimdi gelsen de bir
    Gelmesen de bir...”

    |Reha Muhtar
  • Fabrika'da bekçiliğe başlamıştım. Mersin-Adana sınırında bulunan bir mısır silosunun güvenliği için gündüz vardiyası bana verilmişti. Sabah 08:00 akşam 19:00 gibi bir çalışma süresini 1 ay 15 gün icra ettim akabinde yerime birini buldular bu geçici iş süreci hayatıma çok büyük tecrübeler kattı. Somut örnek olarak yaklaşık 30 civarı film bitirdim.

    Bukowski şöyle tanımlamış postahane günlerini ''Çocukların kimileri Afrika güneş kaskları ve gözlükleri giyiyorlardı; ama ben, hep aynıydım, yağmur ya da güneş- yırtık pırtık giysiler, çivileri ayaklarıma batan eski ayakkabılar. Mukavva parçaları koyuyordum ayakkabılarımın tabanlarına. Bir süre için iş görüyorlardı, ama çok geçmeden çiviler topuklarıma batmaya başlıyorlardı yine.'' Bu arada alıntı, kitabın kapağında mevcut olduğundan gönül rahatlığıyla paylaştım. Abbbov bütün sırrı bozduncular sakin olabilirler.

    Bazen bana yaşadığım o geçmiş denen anıların nasılda gerçek olduğunun hayreti düşer durur yahu ben bunları nasıl yaşamışım vay vay vay vah vah vah !!! ve bu tasvir ile bende o bekçilik günlerime döndüm. Fabrika faaliyet döneminde değildi. Silo boş ve satılığa çıkarılmıştı. Her sabah annem çantama soğuk suyumu koyar ve ben yola koyulurdum. Durak yakınlarında otobüs beklerken taze simit börek, ayran gibi yolluk yapar azığını omuzlayan Keloğlan tribiyle belediye otobüsünde arka koltuğa oturup link olarak paylaşacağım şarkı türevinde efkarın yanardağ gibi patladığı modlara yelken açar suskunserseri38 tarzı donuk suretle dinlerdim. https://www.youtube.com/watch?v=cmDgfzpKw5w

    Fabrika salaş ötesi bir yerdi kertenkeleler timsaha dönüşmüş, toz ikinci bir ten misali zemini kaplamış sıcak zaten, hoşgeldin dercesine suretimi selamlamıştı. Çalışma arkadaşı yoktu. Ortam sıkıcıydı. Bukowski ne demişti ama '' Sadece sıkıcı insanlar sıkılır.'' Bu laf bazen tetikleyici bir güç oluyor tavsiye ederim. İşe koyuldum. Filmler izledim. Sundurma altı gibi yerde egzersizler yaptım. Piknik tüpünde çay pişirdim ha bu arada çay harareti alır diyorlar bunu diyen Çukurova yazında çay içmemiş anlaşılan çünkü ben o çayı içtiğimde derisi nemli zehirli bir ok kurbağası misali fabrika musluğunun hortumuyla Şafak Sezer Kutsal Damacana sahnesi gibi kendimi yıkıyordum ilerleyen saatlerde. Ne kadar doğru bilmem o çay hani akarsu manasına gelen çaymış. Alın bu bilgiyle ne yaparsanız yapın.

    Bukowski bana çok şey öğretti. Yanlız olmanın yanlış bir kalpte olmaktan daha iyi olduğunu ve insanın öz saygısını dışa değil içe yansıtması olgusunu, Net tavırların önemini dolambaçlı izahta bulunmanın mantıksızlığını, hayatta her şeyin tozpembe olmadığını, kaybettiğini sandığın meselelerin kurtulduğun olabileceği ve daha bir sürü şey.

    Vardiyam bittiğinde cumanın farzını kılıp apar topar dükkana fırlayan esnaf gibi bende dakika sayar dış kapıya göz diker gece bekçisini beklerdim. Akabinde Jamaikalı atletlerin bayrak yarışına benzer atmosferle görevi devrederdim.

    Hani sabır acıdır meyvesi tatlıdır derler ya bizimki o hesap iş bitimi para geldi ellerime değdiiiiii değmediiiiii derken şu yaşadığımız hayat misali akıp gitti. Geriye baktığımda özetleyecek olursam Alın teri, bilek hakkı ve derine işlenmiş masum sabırlar aklıma geliyor. Yarın ihtiyar bir hal ile geçmişe bakacak olursam şunu diyeceğim. Tatlı kaderim beni fabrika bahçesinde , güneş altında derin düşüncelere dalmayı ve gençliğimi onurlu, şerefli bir yola harcamayı gösterdi. Bunun için ne kadar şükretsem azdır.

    Başınızı ağrıttıysam şayet özür dilemeyi borç bilirim. Özürümü bir link olarak paylaşayım baş ağrısı demişken... https://www.youtube.com/watch?v=Q-gvNh4Ayjo

    KAPANIŞ BÖYLE OLSUN İSTEDİM ESEN KALIN SEVGİ, BARIŞ HUZUR VE SABIR SİZİNLE OLSUN SAĞLICAKLA...

    - Hayatı paylaşmak için (Ali kırca)
    - İyi akşamlar Türkiye, her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa (Reha Muhtar)
    - Siz de Türkiye için bir şeyler yapın (Fatih Altaylı)
    - Gülümsemeyi ihmal etmeyin henüz kahkahaya vergi yokken (Gani Müjde)
    - Bendeniz haftaya yine bu ekrandayım beklerim efendim (Aziz Üstel)
    - En güzel günler en güzel geceler sizlerin olsun (Erkan Yolaç)
    - Yollar uzun memleket koşulları çetin (Tayfun Talipoğlu)
    - Şimdi bilgisayarınızı kapatabilirsiniz (Microsoft)
  • Efsane Replik
    Teşekkürler Türkiye Her nerde Yaşıyor ve yaşatılıyorsan

    Reha muhtar
  • Kitap 5 bölümden oluşuyor :

    1.bölüm, Osmanlı'nın çöküş dönemi, II. Abdülhamit, Mustafa Kemal ve İttihatçıları konu alıyor. Tarih okumayı, araştırmayı seven biri olarak ve bu bölüm konuları hakkında epey kitap okumuş olmama rağmen yeni ve şaşırtıcı bilgilerle karşılaştım.

    2.bölüm, "Cumhuriyet Dönemi Türkiye" başlıklı yazıda Şeyh Said İsyanıyla beraber Terakkiperver cumhuriyet fırkası, Mustafa Kemal'e suikast girişimi (konu hakkında sağlam kaynaklardan alınmış ve bence herkesin bilmesi gereken bilgiler var), Menemen olayı arşiv belgeleriyle beraber ele alınmış.

    3.bölüm, "Askeri Darbelerle Türkiye" isimli başlıkta öncelikle Adnan Menderes'e yer vermiş yazarımız, İsmet İnönü hakkında da sık sık bilgiler vermiş. Özellikle şu alıntı çok hoşuma gitti :
    "Türkiye'nin savaşa (2.dünya savaşına) girmemesinin İsmet İnönü'nün siyasi zaferi olarak gösteren İnönizmin uşakları, Türkiye'yi ABD'nin kucağına atanın İsmet İnönü olduğunu bilmiyormuş gibi davranıyorlardı." s:62
    DP hükümetinin icraatlarından ve sonunu getiren sebeplerden bahsedilmiş. 12 Mart 1971 Muhtırası ele alınmış ve 'bir yarım darbe' olarak nitelendirilmiş kitapta. 1960 sonralarında ortaya çıkan Sağ-Sol çatışmasına değinilmiş ve sayfa 77'de
    'Devrimci şehitler ve ülkücü şehitler diye tabir edilen körpecik bedenler bu ülkenin çocuklarıydı.' diyerekten tarafsızlığını korumuştur yazar. Daha sonra tarihe 'Kanlı 1 Mayıs' olarak geçen 1 Mayıs 1977 olayına değinmiş. Bu arada Süleyman Demirel üzerine epey yorumlar yapmış yazar kitapta ve 33.dereceden Mason olmasına da değinmiş. Maraş olaylarına kitapta oldukça fazla sayfa ayıraraktan açıklamalar yapmış.
    Türkiye üzerinde oynanan oyunların, Dünyayı yönetmeye çalışan Derin Devlet'in planları dahilinde olduğunu söyleyerekten 1980 öncesinde sağcı solcu, 80 sonrasında ise Alevi Sünni, laik antilaik, Türkçülük Kürtçülük gibi adlarla Türk halkını birbirine katmayı kendilerine bir vazife olarak gören ABD Derin Devlet'i hakkında sık sık yorumlar yapmış.
    Daha sonra 12 Eylül 1980 darbesini anlatmış.

    4.bölüme gelince " Kan, gözyaşı ve terör" başlığı altında PKK'ya, Abdullah Öcalan'a, dönemin başbakanlarına, Madımak Oteli Olayı'na Başbağlar Katliamı ve son olarak 28 Şubat Oyunu üzerine oldukça geniş açıklamalar yapılmış. Dönemin hükumetleri hakkında bilgiler verilmiş, 28 Şubat hakkında bazı Aydın! şahısların görüşlerini vermiş. O şahısların görüşlerine karşılık cevaplar vermiş. 28 Şubat Milli Güvenlik Kurulu Kararları olduğu gibi alıntı yapılmış. 28 Şubat'ta etkin rollerde oynayan piyon şahıslar hakkında bilgiler vermiş. (Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz, Ali Kırca, Reha Muhtar, Fadime Şahin, Müslüm Gündüz, Nur Serter)

    Ve son olarak 5.bölüm "Kalemi Kırılanlar" dan oluşuyor. Kalemi Kırılanlar; Türkiye'de ABD'nin projelerinin önüne taş koymaya çalışanlardır. Burada şahısların isimleriyle beraber, medyada gün yüzüne çıkmayan, herkesçe bilinmeyen bilgiler de açıklanmış. Abdi İpekçi, Turgut Özal, Uğur Mumcu, Abdullah Çatlı ve Susurluk Olayı çok güzel bir şekilde anlatılmış. Osmanlı'dan bu yana Ermeni olayları ele alınarak Hrant Dink olayı hakkında bilgiler verilmiş. ASALA terör örgütü ve katliamları anlatılmış. Hiram Abas, Orgeneral Eşref Bitlis, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı, Ali Gaffar Okkan, Üzeyir Garih, Necip Hablemitoğlu hakkında bilgiler verilmiş. Özellikle Üzeyir Garih hakkında medyaya yansımayan, yansıtılamayan, her yerde bulunmayan çok kıymetli bilgiler...

    Ben çok çok beğenerek okudum kitabı. Bir oturuşta bitirdiğim çok nadir kitaplar vardır bu kitabı da o şekilde okuyabilirdim, öyle olmadı tabi günlerimi aldı kitabı bitirmek çünkü sadece okuyarak gitmek istemedim, benden çok daha fazla tarih görmüş, siyaseti seven babamla beraber, görüşlerini alarak, konular hakkında tartışarak okuduk kitabı diyebilirim. (Allah herkese böyle bir baba nasip etsin (: ) Çünkü tarih/siyaset kitabı okumanın tadı buradadır bence, konular hakkında yorumlarda, tartışmalarda bulunarak ilerlemede.
    Velhasıl kelam yazarımız Mehmet Işık hakkında daha önce yaptığım incelemede de tarafsız bir yazar olduğunu dile getirmiştim. Dilini, üslubunu çok çok beğendiğimi tekrar dile getirmek istiyorum burdan. Vatansever, barışçıl,mantıklı düşünüp mantıklı yazan, kalemi kuvvetli olan tarafsız bir yazar. Bunu kitaplarında net bir şekilde belli ediyor. Kitabı bitirdikten sonra babamın dediği cümle şu oldu "Bugünün üzerinden 1 yıl geçsin kitabı tekrar oku." ve kesinlikle ilerleyen yıllarda kitabı tekrar tekrar okumak istiyorum.
    Kitap hakkında olumsuz hiçbir eleştirim yok. Puanım 10. Herkese ki özellikle yakın tarihimize merak duyan HERKESE okumalarını tavsiye ederim. Hangi görüşe sahip olursanız olun kitabı çok beğeneceğinize eminim. Kesinlikle hiçbir sıkıcılığı olmayan, akıcı, sürükleyici, merak uyandıran enfes bir kitap... Bu arada Mehmet Işık'ın II. Abdülhamit kitabını da tavsiye etmeden bitirmek istemiyorum. O kitabı da en az bunun kadar muazzam bir güzellikte. Tarihi roman sevenler için de Teşkilatı mahsusa operasyon kitabını tavsiye ederim, inanılmaz sürükleyici bir kitap Herkese keyifli okumalar dilerim, kitaplarla musmutlu kalın 🤗