Bir sokak ki, taşları benimle konuşmaz,
yürüyorum, gölgem bile benden kaçar,
Gökyüzü, çinko bir tabut kapağı,
nefes alıyorum, ama hava yok,
sadece ciğerlerimde bir çığlık tortusu.
Elimde kırık bir ayna, yüzüm değil,
bir çöldeki leş.
Kimse sormadı, niye buradasın,
ben de bilmem, niye buradayım?
Allah sustu, tas sustu,
sustuğum yerden kan sızıyor.
Zaman, bir iğne gibi batıyor etime,
her an bir dikis, her an bir yara.
Sevda dedikleri, bir kemik yığını,
öptüğüm dudaklar, mezar taşından.
Kalbim, bir saat, ama pili bitik,
tik takları sayıyor, lakin vakit değil.
Ey dünya, sen bir celladın gölgesisin,
bıçağın keskin, ama ruhum daha keskin.
Çöldeki kuyulara seslendim,
ne bir yanki, ne bir damla.
Adım, bir harf yığını, anlamı kaybolmuş,
toz olmuş, rüzgârda savrulan bir kül gibi.