“Ama ne konuşacağımızı bilemiyorduk. Gülüyor, hıçkırıyor, ipe-sapa gelmez bir sürü söz ediyorduk. Yaya kaldırımından yürürken geri dönüyor, karşıya geçiyor, sonra durarak yeniden rıhtıma dönüyorduk. Çocuklaşmıştık sanki…”
“Ama sana kin bağlamak mı Nastenka… Aydın, pürüzsüz mutluluğunu gölgelemek, acı bir sitemle kalbine keder vermek; vicdan sızısı duyurarak en tatlı anlarında seni keder çarpıntısına uğratmak; gelin olduğun gün, siyah büklümlerini süslediğin narin çiçeklerden bir tekini bile soldurmak?.. Bunu mu yapacağım ben Nastenka, asla, asla! O tertemiz, sevimli gülümseyişin parlaklığını, mutluluğunu hiç yitirmesin. Yalnızlık içinde yaşayan ve sana karşı şükran dolu olan kalbe tattırdığın mutluluk anı için sana hayır dua ediyorum.”