“Wylla.” Lord Wyman gülümsedi. “Onun ne kadar cesur olduğunu gördünüz mü? Onu dilini kesmekle tehdit ettiğimde bile, bana, Beyaz Limanın Kışyarı Starkları’na olan borcunu hatırlattı ki bu asla ödenemeyecek bir borçtur. Wylla kalbinden konuştu, Leydi Leona da öyle. Eğer yapabilirseniz, Leona’yı bağışlayın lordum. O aptal, korkmuş bir kadın ve Wylis onun hayatı. Her adamın içinde Ejderha Şövalyesi Prens Aegon ya da Symeon Yıldızgöz olmak yoktur. Her kadın Wylla ve onun ablası Wynafryd kadar cesur değildir... gerçeği bilen ama rolünü korkusuzca oynayan. Yalancılarla iş yaparken dürüst bir adam bile yalan söylemek zorunda kalır. Yaşayan son oğlum tutsak olarak kaldığı sürece Kral Toprakları’na meydan okumaya cesaret edemezdim. Lord Tywin, Wylis’i esir tuttuğunu bildirmek üzere bana bizzat mektup yazmıştı. Oğlumun zarar görmemiş bir hâlde serbest bırakılmasını istiyorsam, hainliğim için pişmanlık göstermeli, şehrimi teslim etmeli, Demir Taht’taki çocuk krala bağlılığımı bildirmeli... ve Kuzey Muhafızı Roose Bolton’a diz çökmeliydim. Bunları reddedersem, Wylis bir vatan haini gibi ölecek, Beyaz Liman saldırıya uğrayıp yağmalanacak ve halkım, Castamere’in Reyneler’inin kaderine maruz kalacaktı. Ben şişman bir adamım, çoğu insan güçsüz ve aptal olduğumu da düşünür. Belki de Tywin Lannister da onlardan biriydi. Ona, diz çökeceğimi ve oğlum iade edildikten sonra kapılarımı açacağımı bildirmek için bir kuzgun gönderdim. Kapıları oğlumun dönüşünden önce açmayacaktım. Lord Tywin’in ölümü sorun yarattı. Daha sonra Wendel’in kemikleriyle birlikte Freyler geldi... barış yapmak ve bu barışı bir evlilikle mühürlemek için geldiklerini söylediler. Fakat ben, Wylis’i sağ salim geri alıncaya kadar onlara istediklerini vermek niyetinde değildim, onlar da ben sadakatimi kanıtlayıncaya kadar
Ama kelimeler rüzgârdır, diye düşündü Sör Barristan. Kraliçenin yanında değilken onu nasıl koruyabilirim? Barristan Selmy birçok kral görmüştü. Benzersiz Aegon’ın sıkıntılı saltanatı sırasında doğmuştu, şövalyeliğini onun ellerinden almıştı. Yirmi üç yaşında, Dokuzmetelik Kralları Savaşı’nda Canavar Maelys’i öldürdükten sonra, omuzlarına Aegon’ın oğlu Jaehaerys tarafından beyaz bir pelerin serilmişti. Jaehaerys’in oğlu Aerys çılgınlık içinde tükenirken, Selmy aynı beyaz pelerinin içinde Demir Taht’ın yanında durmuştu. Durdum, gördüm, duydum ve hiçbir şey yapmadım. Ama hayır. Bu adil değildi. Selmy görevini yapmıştı. Sör Barristan bazı geceler, o görevi layığıyla yapıp yapmadığını merak ediyordu. Tanrıların ve insanların huzurunda yemin etmişti, şerefine leke sürüp o yemine karşı gelemezdi... ama Kral Aerys’in saltanatının son yıllarında, o yemini tutmak çok güçlenmişti. Selmy, hatırlarken bile acı çektiği şeyler görmüştü ve o kanın ne kadarının kendi ellerinde olduğunu birçok kez merak etmişti. Aerys’i Lord Darklyn’in zindanından kurtarmak için Gölgeli Vadi’ye gitmemiş olsaydı, Lord Tywin kasabayı yağmalarken, Aerys o zindanda ölebilirdi. Sonra Prens Rhaegar, Demir Taht’a çıkar ve belki diyarı iyileştirirdi. Gölgeli Vadi, Selmy’nin en büyük başarısıydı ama bu hatıra şövalyenin ağzında acı bir tat bırakıyordu. Ama geceleri şövalyeye musallat olan, başarısızlıklardı. Jaehaerys, Aerys, Robert. Üç ölü kral. Hepsinden daha iyi bir kral olabilecek Rhaegar. Prenses Elia ve çocukları. Sadece bir bebek olan Aegon ve kedisiyle birlikte Rhaenys. Her biri ölmüştü ama onları korumaya yeminli Selmy yaşıyordu. Ve şimdi de Daenerys; Selmy’nin pırıl pırıl parlayan kraliçesi. O ölmedi. Buna inanmayacağım.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kızıl Kale’nin de sırları vardı. Rhaegar’ın bile. Ejderha Kayası Prensi, Selmy’ye, asla Arthur Dayne’e güvendiği gibi güvenmemişti. Harrenhal bunun kanıtıydı. Yalancı bahar yılı. Bu hâlâ acı bir hatıraydı. Yaşlı Lord Whent, kardeşi Sör Oswell Whent’i ziyaret edip geri döndükten kısa bir süre sonra, bir turnuva düzenleyeceğini duyurmuştu. Kral Aerys, Varys’in fısıltıları sayesinde, kendi oğlunun onu tahttan indirmek için komplo kurduğuna ve Whent’in turnuvasının, Rhaegar’ın büyük lordlarla tanışması için bir bahane olduğuna inanmıştı. Gölgeli Vadi’den beri Kızıl Kale’den hiç çıkmamış olan Aerys, birdenbire, Prens Rhaegar’la birlikte Harrenhal’a gideceğini duyurmuştu ve o noktadan sonra her şey altüst olmuştu. Eğer daha iyi bir şövalye olsaydım... son müsabakada, diğer adamları atsız bıraktığım gibi prensi de atsız bıraksaydım, aşk ve güzellik kraliçesini seçen adam ben olacaktım. Rhaegar, Kışyarı’ndan Lyanna Stark’ı seçmişti. Barristan Selmy olsa başka birini tercih ederdi. Mevcut kraliçeyi değil. Dorne’lu Elia’yı da değil. Elia seçilse pek çok savaş ve keder engellenebilirdi ama Selmy’nin tercihi yine de o olmazdı. Selmy, Elia’nın eşlikçilerinden biri olan ve kısa bir süredir sarayda bulunan o genç kızı seçerdi... Dorne prensesi Elia, Ashara Dayne’e kıyasla bir mutfak hizmetçisiydi. Aradan onca yıl geçmişti ama Sör Barristan, Ashara’nın gülümsemesini hâlâ hatırlıyordu. Omuzlarına dökülen koyu renk uzun saçları ve insanı büyüleyen menekşe rengi gözleri olan Ashara’yı görmek için yapması gereken tek şey, gözlerini kapatmaktı. Daenerys’in gözleri de aynı. Kraliçe ona baktığında, Selmy kendini Ashara’nın kızına bakıyormuş gibi hissediyordu... Ama Ashara’nın kızı ölü doğmuştu ve Selmy’nin güzel leydisi kısa bir zaman sonra kendini bir kuleden aşağı atmıştı; kaybettiği çocuk
Prens Rhaegar, Leydi Lyanna’sını sevdi ve bu sevgi uğruna öldü. Daemon Karaateş ilk Daenerys’i sevdi ve ona kavuşamayınca isyan çıkardı. Acıçelik ile Kankuzgunu, Shiera Denizyıldızı’nı sevdiler ve Yedi Krallık kanadı. Prens Ejderhakanat, Eski Taş’ın Jenny’sini öyle çok sevdi ki tacını bir kenara bıraktı ve Batıdiyar gelinin başlık parasını cesetlerle ödedi. Beşinci Aegon’ın üç oğlu da aşk evlilikleri yapmıştı. Ve bu alışılmadık hükümdar, kendi kraliçesini seçerken kalbinin peşinden gittiği için, oğullarının da aynı şeyi yapmasına izin vermiş ve sağlam dostlar kazanabilecekken amansız düşmanlar edinmişti. Sonra ihanetler ve çalkantılar birbirini takip etmişti, tıpkı gecenin gündüzü takip ettiği gibi. Her şey büyücülük, ateş ve keder içinde Yaz Kalesi’nde bitmişti.
Jaime’nin, Kızıl Kale’nin avlusunda Rhaegar’la vedalaştığı gün hava rüzgârlıydı. Prens gece siyahı zırhını kuşanmıştı, göğüs kalkanında yakutlardan yapılmış üç başlı ejderha vardı. “Majesteleri,” diye yalvarmıştı Jaime, “bu defa kralı korumak için Darry’nin ya da Sör Barristan’ın kalmasına izin verin. Onların pelerinleri de benimki kadar beyaz.” Prens Rhaegar başını iki yana sallamıştı. “Benim soylu babam, senin babandan, kuzenimiz Robert’tan korktuğundan fazla korkuyor. Lord Tywin’in ona zarar verememesi için seni yanında tutmak istiyor. Böyle bir zamanda, ondan bu kol değneğini almaya cesaret edemem.” Jaime’nin öfkesi boğazına yürümüştü. “Ben bir kol değneği değilim. Ben Kral Muhafızları’nın şövalyesiyim.” “O halde kralı koru,” diye çıkışmıştı Sör Jon Darry. “O pelerini giydiğinde, itaat edeceğine dair söz verdin.” Rhaegar, elini Jaime’nin koluna koymuştu. “Şu mücadele bittiğinde konseyi toplamak niyetindeyim. Değişiklikler yapılacak. Bunu uzun zaman önce yapmak istiyordum ama... neyse, yürünmemiş yollardan bahsetmenin bir faydası yok. Döndüğümde konuşacağız.” Bunlar, Rhaegar Targaryen’ın Jaime’ye söylediği son sözlerdi. Kapıların dışında bir ordu toplanmıştı, bir diğeri de Üç Dişli Mızrak’a inmişti. Ejderha Kayası Prensi atına binmiş, siyah miğferini takmış ve felaketine doğru gitmişti.
"Cevap verin Leydi Stark... Sevgili Ned’iniz babasının nasıl öldüğünü anlattı mı size? Ya da kardeşinin?” “Brandon’ı babasının gözlerinin önünde boğdular ve ardından Lord Rickard’ı da öldürdüler.” Bu çirkin bir hikâyeydi ve on altı yıl öncesine aitti. Neden soruyordu ki? “Öldürdüler, evet, ama nasıl?” “Kordonla ya da baltayla, sanırım.” Jaime bir yudum içti, ağzını sildi. “Ned’in sizi korumaya çalıştığı besbelli. Bir bakire olmasa da gencecik tatlı bir gelin. Pekâlâ, gerçeği istediniz. Sorun bana. Bir pazarlık yaptık, sizden hiçbir şey saklayamam. Sorun.” “Ölü ölüdür.” Bunu bilmek istemiyorum. “Brandon ağabeyinden farklıydı, öyle değil mi? Onun damarlarında buzlu su yerine kan akıyordu. Daha çok benim gibiydi.” “Brandon size hiç benzemiyordu.” “Eğer öyle diyorsanız. İkiniz evlenecektiniz.” “Nehirova’ya doğru yola çıkmıştı ama...” bu konudan bahsetmek bunca yıl sonra bile boğazının sıkışmasına sebep oluyordu, garipti. “...Leydi Lyanna’yı duyduğunda buraya gelmek yerine Kral Toprakları’na gitti. Aceleyle verilmiş cüretkâr bir karardı.” Haberler Nehirova’ya ulaştığında kendi babasının nasıl öfkelendiğini hatırlıyordu Catelyn. Yiğit aptal, demişti Brandan için. Jaime son yarım kupa şarabı aldı. “Birkaç dostuyla birlikte Kızıl Kale’ye girdi ve Prens Rhaegar’ı dışarı çıkıp ölüme çağırdı. Ama Rhaegar kalede değildi. Aerys, oğluna karşı ölüm planı yapmak suçuyla hepsinin tutuklanması için muhafızlarını gönderdi. Diğerleri de lordların oğulları gibi görünmüştü bana.” “Ethan Glover, Brandon’ın yaveriydi,” dedi Catelyn. “Sadece o sağ kurtuldu. Diğerleri Jeffory Mallister, Kyle Royce ve Elbert Arryn, Jon’un yeğeni ve vârisi.” Bunca sene sonra isimleri hatırlaması tuhaftı. “Aerys onları vatan hainliğiyle suçladı ve suçun hesabını vermeleri için babalarını konseye çağırdı,