• 693 syf.
    ·2/10
    Şu an sadece CHAOOOOOL! diye bağırasım var.

    Dikenler ve Güller Sarayı'nı okurken Team Tamlin olduk. ok.
    Sis ve Öfke Sarayı'nı okurken Team Rhysand olduk. ok.
    Cam Şato okumaya başladık Team Dorian mı olsak Chaol mu olsak karar veremedik ama ikisini de kalbimize koyduk.. ne olacak dedik. buna rağmen kalbimiz o dans sahnesinde Chaol'un oldu. buna da ok.

    AMA

    Dorian'ı geçtim, ben Chaol'u unutamadım. Celaena'ın Nehemia pisliği yüzünden az kalsın Chaol'u öldüreceği aklıma geliyor.. diyorum ki Tamlin'den vazgeçme nedenimiz mantıklıydı.. Chaol resmen araya gitti ve sırf bu yüzden ben Rowan'a ısınamadım. Ne kadar Aelin'le mate olsalar, carranam olsalar da. Zaten ben komple Aelin karakterini sevmiyorum. Bu kitapla onu da fark etmiş oldum. tşk.

    Chaol, diyerek girdim çünkü kitapta Chaol yoktu. Hayır yani Sarah, Chaol'u araya verdin, güzelim ilişkiyi bitirdin, üçüncü karakteri getirdin sevdirdin -pardon, sevdirmeye çalıştın. Olmadı yani. Madem en başından Rowan vardı NEDEN O DANS SAHNESİNİ YAZDIN!! NEDEEEN?!

    Şimdi içimde iyileşmeyen, kapanmayan yara olan Chaol Westfall'ı bir kenara bırakıp ilk iki kitaptan sonra aşırı saçmalaya, gereksiz yere uzatılmaya başlayan seriye geleyim..

    Cam Şato ve Karanlık Taç bu serinin açık ara en-en-en iyi kitapları. Bunu onları okurken anlayamıyordum. Üçüncü kitabı sakin kafayla okuyup yeni gelen Rowan beye ısınmaya çalışıyordum.. sonra 4. kitap geldi. Orada bende ipler koptu, zerre okuyasım gelmiyordu.

    Şimdi serinin son kitabı Kingdom of Ash geldi. Bende bu kadar okumuşum bari seriye devam edeyim, sonunu getireyim de içimde kalmasın dedim. Zaten dizisi falan da çıkacak... Neyse.
    Gölgeler Kraliçesi'nin sıkıcılığını bir kenara bıraktım ve başladım EoS'a.

    Hayal kırıklığının adı Empire of Storms oldu.

    Kitabın ilk sayfasından, son bölümlere kadar ortada dolaşan bir SAVAŞ var.
    Sadece adı var, savaş geliyor. Savaş yaklaşıyor. Savaşı kazanmamız lazım. Savaşı kazanamazsak... diye diye geçiyor kitap.

    Kitabın ilk kısımlara üçe ayrılıyor. Rowan, Dorian'ı bulmaya gidiyor. Aedion, Aelin, Lysandra ilerliyor. bir de iki sahne yetmezmiş gibi Lorcan ve Elide sahneleri ekleniyor.
    aa... unutmuşum, pardon.. bir de okurken sıkıntıdan patladığım Manon sahneleri var. Yani kitap 4 ayrı sahne oluyor. Ve hiçbiri eğlenceli değil. Şimdi diyeceksiniz savaş geliyor sen ne eğlencesi arıyorsun?
    Bunu istemek benim suçum değil.. o kadar sıkıcılığın arasında devam etmek için eğlenceli bir şeyler aramak elimde olmayan bir tepki.
    Bu da yetmezmiş gibi beş bin tane karakterle başlayan kitap, sonuna doğru on bin karaktere ulaşıyor yani. her sayfada bir bakıyorum yeni karakter geliyor. İki saat durup düşünüyorum, önceki kitaplarda geldi mi bu-bunlar- acaba diye.

    Dönüp dolaşıp yine ilişkilere geldim, gelmek zorundayım çünkü olaydan, savaştan, ihanetten çok bu kitapta karakterlerin ilişkileri yapıştırılmaya çalışılmıştı.

    Mesela herkesin sevdiği Manon -ki ben hiç sevmezdim. Yeni gelenlere alışmak benim için çok zor olmuştur her zaman. Manon artık yeni olmamasına rağmen Dorian'la aralarında bir ilişki başlamasaydı ben onu sevmemeye devam edecektim. Şu an Dorian gibi bir krala yakışan kraliçe olarak Manon... artık ona söyleyecek lafım yok.

    Bir de Aedion ve Lysandra var.. şimdi şöyle, daha önceki kitaplarda böyle bir etkileşim olmadığı için bir anda bütün ilişkiler bu kitapta patlak verince biraz mind-blown oldu.

    Elide ve Lorcan zaten yeni.. onlar normaldi. Benim asıl gıcığıma giden Aelin ve Rowan.
    Bunu söyleyeceğimi düşünmezdim. Bundan önceki iki kitapta Rowan'a nasıl tepki verdiğimi hatırlamıyorum. Rhysand gibi bir şey olmasını mı bekledim, ne yaptım hiçbir fikrim yok. Şunu göz önüne almamışım: Rhysand gibi olamazdı çünkü Chaol Tamlin'in yaptığı gibi saçma sapan işler yapmadı. Chaol'un Nehemia'nın ölümüyle bu kadar suçlaması saçmalığın daniskasıydı. Nehemia'dan da nefret ediyorum bu arada. Bu kitapta da Elena'yla olan sahnesinde hislerimin farkına vardım.

    Ve ayrıca bu kitapta beynim açıldı ve Rowan'ı sindiremediğimi fark ettim. Rowan benim için selülozdan başka bir şey değil.
    Chaol sondu. sorry.

    Kitabın çoğu Skull's Bay'de geçiyor. Saldırılar oluyor falan da kitabın tek kilit noktası bence 70. bölümden sonrasıydı. Özellikle de Maeve'in ordusunun geldiği bölüm.

    YA AELİN GERİZEKALI MISIN? BEN SENİ ANLAYAMIYORUM!
    Maeve gelmiş, eziyet ediyor. Güya ateşin varisisin, o saldırıda az kalsın her yeri yakacaktın eziyet ediliyor gücün ortada yok. Elide orada anahtarları kullan diyor kullanmıyorsun.. neyse ki onları neden kullanmadığını öğrendik sonradan.
    Ama keşke bizde görebilsek bu müneccimlik yeteneklerini kullanırken seni.
    Millet Feyre'i yerin milyon kat dibine gömdü.. ben ona karşı hiç nefret hissetmedim. Aelin'e karşı neler hissediliyor pek bilmem ama şu an benim sevmediğim garanti.
    Yani herkes bir arada, kitaptaki ana karakterlerle bir aradasın sen, hangi ara kalkıp gidip müttefik arıyorsun, çağırıyorsun? hadi gitmedin, mektup yazdın diyelim... yine de zaten kitap bu kadar karışıkken böyle olayların gerçekleşmesi can sıkıcı oluyor.

    Herkesin bu seride bir Shipi var. Benimkini açıklıyorum:
    Dorian ve Chaol.
    benim minik kralım ve muhafız kıtası yüzbaşısı'm (şunu asla unutamıyorum, her okuduğumda gülerdim.) ikisini yan yana görmeyi özledim.
    Gidip Tower of Dawn spoisi alacağım.. Chaol yoksa yine, okumayı düşünmüyorum.

    İlk defa bir SJM kitabına 1 yıldız verdim. Serinin bu kadar uzamasına cidden ama cidden hiç gerek yoktu. Kınıyorum. 18 gündür şu kitabı bitirmek için uğraşıyorum. Bana da yazık.
    6. kitap 680 7. kitap 990 küsür sayfa. Ne gerek var? (Chaol yoksa ne gerek var? dljrkldj)

    kitabın sadece son on bölümünü okusaymışım da bir şey olmazmış. Nerede o eski Throne of Glass serisi kitapları diyorum artık.

    BUNDAN AŞAĞISI BÜYÜK SPOİ İÇERİYOR:
    .
    .
    .
    ve son olarak şunu söylemek istiyorum



    O KADAR ADAMSINIZ KADIN GELİP AELIN'İ KIRBAÇLATIYOR.
    ZİNCİRLİYOR.
    DEMİR TABUTA KOYUYOR.
    ALIP GÖTÜRÜYOR.
    HİÇBİRİNİZ BİR İŞE YARAMIYORSUNUZ.
    NE GEREĞİNİZ VAR BENDE ONU ANLAYAMADIM.

    tek dileğim son iki kitabın sıkıcılıktan uzak olması. bir de korkuyorum kitabın sonunda Rowan 'I'II find you' diyip duruyordu
    Kingdom of Ash'de aynı kelimelerle başlıyor, e böyle olunca bende Tower of Dawn boyunca Aelin'i arıyorlar da bulamıyorlar mı diye düşünüyorum elimde olmadan... umarım öyle bir şey yoktur ve ben abartıyorumdur.

    sorry. sorrya.
  • "Sen," diye fısıldadım. Müzisyenler o kadar güzel çalıyorlardı ki gözlerimi onlardan alamıyordum; çevre kafelerde yemek yiyenler bile çatal bıçaklarını indirmişlerdi. "Bu müziği hücreme sen yolladın. Neden?"
    Rhysand'ın sesi boğuktu. "Çünkü gözlerimin önünde eriyordun ve seni kurtarmanın başka yolu yoktu."
  • 764 syf.
    ·11 günde·Puan vermedi
    Tüm soruların yanıt bulduğu, hesapların görüldüğü, büyük savaşı anlatan harika bir kitap. Aklınızdaki tüm soru işaretlerini gideriyor yazarımız.
    Şahsen ben en çok Tamlini merak etmiştim. Feyre ve Rhysand ilişkisi hakkında neler yapacak, Bahar Sarayı ve Hybern ilişkisi nasıl olacak? Gibi gibi bir sürü soruma çok tatmin edici yanıtlar aldım. Okumalısınız :)
  • 540 syf.
    ·15 günde
    Seri kitaplara başlarken yaşadığım sıkıntıyı Dikenler ve Güller sarayına başlarken de yaşadım. (Her ne hikmetse Başlarken sıkıntı ettiklerim sonrasında en sevdiklerim haline geldi.)
    Hikayenin başı ve peri diyarına gittiği ilk anlarda (çeviri kaynaklı olduğunu düşündüğüm bir durum) bir türlü verilmek istenen duygunun içine dahil olamadım. Evet, bir şeyler var ve kendini okutturuyor ama devamı nasıl olacak diye merakta ettiriyor. Tamlin' i seviyorum. Ryhs'ı ve onunla yaşanacakları da merak ediyorum. Sırf Feyre Tamlin' den vazgeçecek ve Tamlin'i kötü gösterecek diye kitabı yarıda bırakmayı dahi düşündüm. Feyre' nin iyiliği için Rhys' ın önünde diz çöken Tamlin görüntüsü aklımdan çıkmıyor.

    Feyre ne zaman insan diyarına dönüş yaptı; işte olaylar bundan sonra çorap söküğü gibi gelmeye başladı. Olaylar zincirinin bir yerden sonra açıklığa kavuşması için 350 sayfa mı bekletilmek gerekiyordu? Ah Tamlin ah ne fedekarlıklar yapıp, nelere göğüs germişsin? Son 150 sayfa da dişlerimi sıkmaktan ve nefesimi tutmaktan tükendim resmen...

    Feyre mükemmel bir karakterdi. Kalbimi defalarca kez paramparça etti. Son zamanlarda okuduğum en harika kız karakterinden biriydi. Verdiği kararlar, içine gömdüğü istekleri ve bastırdığı hisleriyle kitabı kendisinin ağzından okumaktan muazzam keyif aldım. Diğer bakımdan kitap karar veremeyeceğiniz kadar çok harika erkek karakterleri barındırıyordu. Rhysand karakterinden önce nefret ettim ama yazar onun içini bize gösterdikçe ikinci kitapta onu okumak için bile sabırsızlanıyorum. Kitabın kurgusu son 100 sayfayla gönlümü fethetti ve muazzamdı. 
  • Madde 1:
    Q'nun Tess'in gözyaşlarını yalaması.
    (Dikenler ve Güller Sarayı'nı okuyanlar bilir ve akıllarına direkt Rhysand gelir. )
  • 400 syf.
    ·2 günde·10/10
    Merhabalar‍️ hep dediğim bir söz vardır: "hiçbir şeyden korkmadım, yeni bir seriye başlamaktan korktuğum kadar." Diye uzun zamandır bu cümlenin acısını derinliklerimde hissetmemiştim Hava Uyanıyor'u okuyana kadar.

    (DİKKAT BURADAN SONRASI AĞIR FANGİRLLÜK İÇERİR!)
     Vhalla sen nasıl bir karakterdin! Nasıl akıllıydın, nasıl mantıklıydınmantıklıydın nasıl güzel seviyordun, nasıl güzel bir kalbin vardı.
    Ve Aldrik sen Benim kalbimin aşkısın, gözlerimin nurusun, bana biraz Rhysand gibi geldin ama olsun.. ketumluğun, sevmene rağmen aptal bir aşığa dönüşmemen çok güzeldi.
    FANGIRLLÜĞÜM BURADA BİTMİŞTİR!
    Yazarın anlatımına ve dilinin akıcılığına bayıldım, yani yeni yaratılmış evrenleri okurken ister istemez bir adaptasyon dönemine giriyorum ve bu süreç benim için zor olursa kitabı bırakıyorum fakat bu öyle değildi. O kadar güzel, o kadar sıkmadan anlatmış ki anlatımının güzelliğine ağlayabilirdim o kadar yani.
    Tabi benim canımı sıkan şey anladığım kadarıyla seri tamamlanmış ve yine anladığım kadarıyla ara seri dahi çıkmış olmasına rağmen diğer kitaplarının çevrilmemiş olması! Hoş yakın zamanda @yabanciyayinlari ikinci kitabı çıkaracakmış ama olsun, gönül bu dayanamıyor. Deli gibi pinterest'a "Vhalla and Aldrik" yazdığım, çıkan fotoğraflara deli gibi hayran olduğum bu kitabı mutlaka ama MUTLAKA alıp okumalısın. Sende diğer kitaplar çevrilmeden oku ki bu acıyı tek başıma yaşamayım.

    Kitaba puanım:5/5⭐⭐⭐
  • 764 syf.
    ·17 günde·Beğendi·6/10
    -Kitaba laf ediyor diye yorumu okumayı yarım bırakmamanız önerilir.-
    Hatırlayacağınız gibi ikinci kitabı Feyre'nin biricik "Tamlin'ine" geri dönmesiyle bitirmiştik. Bu kitaba da kaldığımız yerden devam ediyoruz. Feyre ikinci ve üçüncü kitap arasındaki kısa zamanı, Tamlin ve Bahar Sarayı ahalisine karşı incinmiş yaralı ceylanı oynarken aynı zamanda planını ilmek ilmek işleyerek ve en sevdiği arkadaşı Lucien'e laf sokarak geçiriyor. Tabii Ianthe için düşündüğü acı dolu planlardan hiç bahsetmiyorum bile.

    İlk kitaptan beri Tamlin'i sevmediğimi herkes bilir. Bu yüzden ilk bölümleri okumak benim için tam bir eziyetti. Sünepenin adı geçtikçe sinirim bozuluyor ay. Kitabı İngilizce okurken Feyre'nin yaptığı resimleri ballandıra ballandıra anlatması ve Tamlin beni krizlere soktuğundan o zaman bu bölümleri atlamıştım. Şimdi dönüp bakınca keşke atlamasaydım diye düşünüyorum çünkü bu bölümleri okuduktan sonra fark ettiğim önemli bir şey oldu. Tamlin, nasıl desem... biraz pasif kalmıştı. Tabii hala aşırı sinir bozucu bir sünepe ama DvGS ve SvÖS'deki Tamlin ile alakası yok. Bazı bölümlerde arada adı geçmese karakterin orada olduğunu unutuyordum. Tamam, Feyre gittikten sonra harap oldu, geri gelince ona söz verdi falan filan ama bu Tamlin bizim Tamlin değil ki. Aslında bakacak olursanız çoğu zaman Feyre'nin yanında olup olmamasını bile sallamadı. Yazar o bölümlerde Ianthe ve Lucian gibi yan karakterlerin hikayesini öne çıkarmak ve sürekli Feyre'yi vurgulamak istemiş tamam ama Tamlin'i çok geriye itmiş be arkadaş! Yani karakteri o kadar pasif bir duruma getirmiş ki, kitabın bir yerinde kızgın bir şekilde çıkıp geldiğinde o kızgınlık aşırı havada kalıyor ve sanki karakterler altı yaşında bebeler de kim ebe olacak ona karar veremiyorlarmış gibi bir hava oluşuyor.

    Feyre'yi vurgulamak demişken... Ben kendisini aşırı abartılmış ve doldurulmuş buluyorum. Yazar karakteri göklere çıkartıyor ama altı boş. Böyle güçlü kadın karakter mi olur?.. Kitapta gelecek vaat eden o kadar çok karakter var ama yazarımız tutturmuş Feyre diye sürekli aynı cümleleri ve olayları ısıtıp ısıtıp önümüze sunuyor. İkinci kitapta okuması birbirinden zevkli karakterler tanıdık ve yazar bize bu karakterlerle ilgili bir sürü şey vaat etti ama asla ve asla o vaatler yerine gelmedi. Cassian'ı bu kitapta daha fazla gördük ve yazar onu öne çıkartmak için bir noktada uğraşmış. Amren'de kısmen kitabın çoğunda vardı, ona tamam ama peki ya Az? Mor? İkinci kitapta Morrigan değince insan kraliçeler nasıl şekil değiştirmişti? Bu kitapta ise bu gibi olayların asla altı doldurulmuyor. Potansiyeli bu kadar yüksek olan karakterler arasında sadece Feyre ve Rhysand'a ama özellikle Feyre'ye yatırım yapmak... Pek akıl karı değil ya.

    Kanatlar ve Küller Sarayı'nda aramıza bir sürü yeni karakter katılıyor. Bunların birkaçını hemen seviyor, anlıyor ve aramıza alıyoruz ama çoğu... yine bağ kuramadığımız bir ton karakter. Hakkını yiyemem, yazar cidden güzel karakterler yaratmış ama bize bunları sunmayı beceremiyor...

    Kitabımızın ana karakteri Hybern Kralı'na gelirsek de, bu adamın ve halkının yıllar boyunca sefillik içinde yaşadıklarını biliyoruz ama aslında bu adam neden saf kötü? Tahmin edeceğiniz gibi bu sorunun da cevabı yok.

    İster inanın ister inanmayın ama ben gerçekten üzülüyorum. Kitabın potansiyeli karşında gözlerim kamaşıyor ve bu potansiyelin böyle harcanmasına da kalbim dayanmıyor. Sarah, istediği sahneyi çok iyi bir şekilde yazabilen bir yazar. Feyre, Gökkuşağı'nı savunurken kusursuzdu mesela. Ya da Rhysand Feyre'ye hikayesini anlatırken Rhys'ın çektiği bütün acıları biz de çekmedik mi? Bunları böyle yazabiliyorsun da bu kitabı, karakterleri neden heba ediyorsun?..

    Bütün bu söylediklerimi kenara bırakırsak - korkmayın bunlar kitabın en fazla yarısı eder, o da en fazla ama- Kanatlar ve Küller Sarayı gerçekten eğlenceli bir hikayeydi. Okurken kahkahalara boğuldum bazen çok hüzünlendim - yani ilk okuduğumda tabii. Çünkü olayları filan biliyordum hehe- ama her zaman mutluydum. Bu kitabın son zamanlardaki mutluluk kaynaklarımdan biri olduğunu söylemem yanlış olmaz bence. Umutsuzdum ama kitaptaki bazı şeyler bana umut verdi. Ayrıca kitabın bazı yerlerinde Kısrak kelimesi geçiyordu, ee bilirsiniz çok severim

    Ayrıca bizim gibi tatlı fangirl ve fanboylar için yazılmış harika sahneler vardı. Bknz: Rhysand'ın içinde olduğu sahnelerin %93'ü, Cassian ve malum kişinin sahneleri, toplantı sahnesi falan filan. Bu liste uzar gider.

    İkinci kitabı okurken fark etmemiştim ama Feyre'nin gelişimi beni kalpten etkiledi. İlk kitaptaki itaatkar Feyre'den Gece Sarayı Yüce Leydisi'ne çok güzel bir geçiş yapmış. Karakter gelişimi beni şoka uğrattı. Rhysand'ın Feyre'ye ruh kattığını ve ona "Hayır." demeyi öğrettiğini söylesem yalan olmaz sanırım.

    Ayrıca Feyre'nin Gece Sarayı'na geri dönüşü... Çeviri olmadan daha da güzel olabilirdi ama neyse.

    Rhysand... Kitaptaki en iyi karakter derinliğinin onda olduğunu söylemesem yalan söylemiş olurum. Cassian ve Azriel'ı ne zaman tehlikeli bir yere gönderecek olsa bir kaç saniyeliğine öyle hüzünlü hüzünlü duruyor ya, içim gidiyor be çünkü biliyorum neler düşündüğünü. Her ne kadar gerektiğinden de fazla fedakar olsa da Rhysand'ın bıraktığı etki bir başka. Az-Cass-Rhys üçlüsü çok ayrı bir alem zaten. "Keşke yazar, Feyre'yi bırakıp biraz da onları yazsaymış! " demediğim zamanın sayısı çok azdır.

    Böyle işte. Sevdiğim bir kitap oldu ama yazar karakterlerin değerini bilememiş. Seriye başladıysanız zaten alın okuyun ama ingilizce okuyun por favor. Benim gibi sinir krizlerine filan girmeyin siz de.