• Nereden başlayacağımı bilmiyorum çünku kitabı nereden tutarsanız tutun elinizde kalıyor.

    İlk kitaba başlarken bir genç yetişkin kitabı okuyacağımı bilerek fazla beklentiye girmeden başlamış ve beğenmiştim. Her ne kadar anlatıcımiz Feyre uyuz bir karakter olsa, Tamlin'in lanetindeki bazı noktaları anlamsız bulsam ve evrende açıklanmamış fazla şey bulunsa da yazarın kurgusu gerek mevsim ve gün sarayları gerek perilerin çeşitliliği ve kazan tarafından yaratılmiş bir dünya olsun beni kendisine bağlamış ve tam kitabın sacmalamaya başladığını düşünsem de son 200 sayfada ters köşelerle toparlamıştı.

    Fakat Sis ve Öfke Sarayı'nı zorlanarak ve mantık hatalarına katlanarak okudum ve üçüncü kitabı almamiş olsam seriye kesinlikle devam etmezdim.

    Öncelikle Tamlin'in bu kadar kolay harcanması kitapta sinirimi bozan seylerden sadece bir tanesi. İlk kitapta Rhysand'ı Tamlin'den daha çok sevdiğimi belirteyim fakat Tamlin'in tavırlarındaki değişikliğin dengesiz bir şekilde yansıtıldığını düşünüyorum. İlk kitaptaki centilmen tam bir hödüğe dönüşmüşti ki bu dönüşüm bana çok ani ve keskin geldi.

    Bunun yanı sıra kitap oldukça durağan. Gelecek olan savaşa dair pek fazla bir şey okumuyoruz. Arada yaz sarayı ya da Velaris saldırısı gibi yerler var fakat çoğunlukla Feyre&Rhysand sahneleri o kadar çok ki yerden sonra artık bunaltı geldi.

    Kitapta ikinci sevmediğim yer ise Hybern'de olan olaylar. Hybern Kralı neden Nesta ve Elain'i kazana atıp peri yaptı? Feyre'in kardeşlerinden başka denek mi yoktu? Feyre'in oynadığı oyuna nasıl kolayca kanabildi? Saraydaki tüm koruma büyüleri nasıl bu kadar kolay çöktü? Neden onun gibi tehlikeli birinin Tamlin ile gitmesine izin verdi.Sonuçta Feyre 7 Yüce Lordun gücüne sahip ölümcül bir peri.

    Kitabın evrenine edecek lafım yok. Yazar Feyre gibi bir anlatıcı yerine Taht Oyunlarındaki gibi birden çok karakterin ağzından anlatsaymış çok daha güzel olurmuş. Çünkü bu şekilde hikaye oldukça sığ kalmış.
  • Tüm soruların yanıt bulduğu, hesapların görüldüğü, büyük savaşı anlatan harika bir kitap. Aklınızdaki tüm soru işaretlerini gideriyor yazarımız.
    Şahsen ben en çok Tamlini merak etmiştim. Feyre ve Rhysand ilişkisi hakkında neler yapacak, Bahar Sarayı ve Hybern ilişkisi nasıl olacak? Gibi gibi bir sürü soruma çok tatmin edici yanıtlar aldım. Okumalısınız :)
  • Seri kitaplara başlarken yaşadığım sıkıntıyı Dikenler ve Güller sarayına başlarken de yaşadım. (Her ne hikmetse Başlarken sıkıntı ettiklerim sonrasında en sevdiklerim haline geldi.)
    Hikayenin başı ve peri diyarına gittiği ilk anlarda (çeviri kaynaklı olduğunu düşündüğüm bir durum) bir türlü verilmek istenen duygunun içine dahil olamadım. Evet, bir şeyler var ve kendini okutturuyor ama devamı nasıl olacak diye merakta ettiriyor. Tamlin' i seviyorum. Ryhs'ı ve onunla yaşanacakları da merak ediyorum. Sırf Feyre Tamlin' den vazgeçecek ve Tamlin'i kötü gösterecek diye kitabı yarıda bırakmayı dahi düşündüm. Feyre' nin iyiliği için Rhys' ın önünde diz çöken Tamlin görüntüsü aklımdan çıkmıyor.

    Feyre ne zaman insan diyarına dönüş yaptı; işte olaylar bundan sonra çorap söküğü gibi gelmeye başladı. Olaylar zincirinin bir yerden sonra açıklığa kavuşması için 350 sayfa mı bekletilmek gerekiyordu? Ah Tamlin ah ne fedekarlıklar yapıp, nelere göğüs germişsin? Son 150 sayfa da dişlerimi sıkmaktan ve nefesimi tutmaktan tükendim resmen...

    Feyre mükemmel bir karakterdi. Kalbimi defalarca kez paramparça etti. Son zamanlarda okuduğum en harika kız karakterinden biriydi. Verdiği kararlar, içine gömdüğü istekleri ve bastırdığı hisleriyle kitabı kendisinin ağzından okumaktan muazzam keyif aldım. Diğer bakımdan kitap karar veremeyeceğiniz kadar çok harika erkek karakterleri barındırıyordu. Rhysand karakterinden önce nefret ettim ama yazar onun içini bize gösterdikçe ikinci kitapta onu okumak için bile sabırsızlanıyorum. Kitabın kurgusu son 100 sayfayla gönlümü fethetti ve muazzamdı. 
  • Madde 1:
    Q'nun Tess'in gözyaşlarını yalaması.
    (Dikenler ve Güller Sarayı'nı okuyanlar bilir ve akıllarına direkt Rhysand gelir. )
  • Merhabalar‍️ hep dediğim bir söz vardır: "hiçbir şeyden korkmadım, yeni bir seriye başlamaktan korktuğum kadar." Diye uzun zamandır bu cümlenin acısını derinliklerimde hissetmemiştim Hava Uyanıyor'u okuyana kadar.

    (DİKKAT BURADAN SONRASI AĞIR FANGİRLLÜK İÇERİR!)
     Vhalla sen nasıl bir karakterdin! Nasıl akıllıydın, nasıl mantıklıydınmantıklıydın nasıl güzel seviyordun, nasıl güzel bir kalbin vardı.
    Ve Aldrik sen Benim kalbimin aşkısın, gözlerimin nurusun, bana biraz Rhysand gibi geldin ama olsun.. ketumluğun, sevmene rağmen aptal bir aşığa dönüşmemen çok güzeldi.
    FANGIRLLÜĞÜM BURADA BİTMİŞTİR!
    Yazarın anlatımına ve dilinin akıcılığına bayıldım, yani yeni yaratılmış evrenleri okurken ister istemez bir adaptasyon dönemine giriyorum ve bu süreç benim için zor olursa kitabı bırakıyorum fakat bu öyle değildi. O kadar güzel, o kadar sıkmadan anlatmış ki anlatımının güzelliğine ağlayabilirdim o kadar yani.
    Tabi benim canımı sıkan şey anladığım kadarıyla seri tamamlanmış ve yine anladığım kadarıyla ara seri dahi çıkmış olmasına rağmen diğer kitaplarının çevrilmemiş olması! Hoş yakın zamanda @yabanciyayinlari ikinci kitabı çıkaracakmış ama olsun, gönül bu dayanamıyor. Deli gibi pinterest'a "Vhalla and Aldrik" yazdığım, çıkan fotoğraflara deli gibi hayran olduğum bu kitabı mutlaka ama MUTLAKA alıp okumalısın. Sende diğer kitaplar çevrilmeden oku ki bu acıyı tek başıma yaşamayım.

    Kitaba puanım:5/5⭐⭐⭐
  • -Kitaba laf ediyor diye yorumu okumayı yarım bırakmamanız önerilir.-
    Hatırlayacağınız gibi ikinci kitabı Feyre'nin biricik "Tamlin'ine" geri dönmesiyle bitirmiştik. Bu kitaba da kaldığımız yerden devam ediyoruz. Feyre ikinci ve üçüncü kitap arasındaki kısa zamanı, Tamlin ve Bahar Sarayı ahalisine karşı incinmiş yaralı ceylanı oynarken aynı zamanda planını ilmek ilmek işleyerek ve en sevdiği arkadaşı Lucien'e laf sokarak geçiriyor. Tabii Ianthe için düşündüğü acı dolu planlardan hiç bahsetmiyorum bile.

    İlk kitaptan beri Tamlin'i sevmediğimi herkes bilir. Bu yüzden ilk bölümleri okumak benim için tam bir eziyetti. Sünepenin adı geçtikçe sinirim bozuluyor ay. Kitabı İngilizce okurken Feyre'nin yaptığı resimleri ballandıra ballandıra anlatması ve Tamlin beni krizlere soktuğundan o zaman bu bölümleri atlamıştım. Şimdi dönüp bakınca keşke atlamasaydım diye düşünüyorum çünkü bu bölümleri okuduktan sonra fark ettiğim önemli bir şey oldu. Tamlin, nasıl desem... biraz pasif kalmıştı. Tabii hala aşırı sinir bozucu bir sünepe ama DvGS ve SvÖS'deki Tamlin ile alakası yok. Bazı bölümlerde arada adı geçmese karakterin orada olduğunu unutuyordum. Tamam, Feyre gittikten sonra harap oldu, geri gelince ona söz verdi falan filan ama bu Tamlin bizim Tamlin değil ki. Aslında bakacak olursanız çoğu zaman Feyre'nin yanında olup olmamasını bile sallamadı. Yazar o bölümlerde Ianthe ve Lucian gibi yan karakterlerin hikayesini öne çıkarmak ve sürekli Feyre'yi vurgulamak istemiş tamam ama Tamlin'i çok geriye itmiş be arkadaş! Yani karakteri o kadar pasif bir duruma getirmiş ki, kitabın bir yerinde kızgın bir şekilde çıkıp geldiğinde o kızgınlık aşırı havada kalıyor ve sanki karakterler altı yaşında bebeler de kim ebe olacak ona karar veremiyorlarmış gibi bir hava oluşuyor.

    Feyre'yi vurgulamak demişken... Ben kendisini aşırı abartılmış ve doldurulmuş buluyorum. Yazar karakteri göklere çıkartıyor ama altı boş. Böyle güçlü kadın karakter mi olur?.. Kitapta gelecek vaat eden o kadar çok karakter var ama yazarımız tutturmuş Feyre diye sürekli aynı cümleleri ve olayları ısıtıp ısıtıp önümüze sunuyor. İkinci kitapta okuması birbirinden zevkli karakterler tanıdık ve yazar bize bu karakterlerle ilgili bir sürü şey vaat etti ama asla ve asla o vaatler yerine gelmedi. Cassian'ı bu kitapta daha fazla gördük ve yazar onu öne çıkartmak için bir noktada uğraşmış. Amren'de kısmen kitabın çoğunda vardı, ona tamam ama peki ya Az? Mor? İkinci kitapta Morrigan değince insan kraliçeler nasıl şekil değiştirmişti? Bu kitapta ise bu gibi olayların asla altı doldurulmuyor. Potansiyeli bu kadar yüksek olan karakterler arasında sadece Feyre ve Rhysand'a ama özellikle Feyre'ye yatırım yapmak... Pek akıl karı değil ya.

    Kanatlar ve Küller Sarayı'nda aramıza bir sürü yeni karakter katılıyor. Bunların birkaçını hemen seviyor, anlıyor ve aramıza alıyoruz ama çoğu... yine bağ kuramadığımız bir ton karakter. Hakkını yiyemem, yazar cidden güzel karakterler yaratmış ama bize bunları sunmayı beceremiyor...

    Kitabımızın ana karakteri Hybern Kralı'na gelirsek de, bu adamın ve halkının yıllar boyunca sefillik içinde yaşadıklarını biliyoruz ama aslında bu adam neden saf kötü? Tahmin edeceğiniz gibi bu sorunun da cevabı yok.

    İster inanın ister inanmayın ama ben gerçekten üzülüyorum. Kitabın potansiyeli karşında gözlerim kamaşıyor ve bu potansiyelin böyle harcanmasına da kalbim dayanmıyor. Sarah, istediği sahneyi çok iyi bir şekilde yazabilen bir yazar. Feyre, Gökkuşağı'nı savunurken kusursuzdu mesela. Ya da Rhysand Feyre'ye hikayesini anlatırken Rhys'ın çektiği bütün acıları biz de çekmedik mi? Bunları böyle yazabiliyorsun da bu kitabı, karakterleri neden heba ediyorsun?..

    Bütün bu söylediklerimi kenara bırakırsak - korkmayın bunlar kitabın en fazla yarısı eder, o da en fazla ama- Kanatlar ve Küller Sarayı gerçekten eğlenceli bir hikayeydi. Okurken kahkahalara boğuldum bazen çok hüzünlendim - yani ilk okuduğumda tabii. Çünkü olayları filan biliyordum hehe- ama her zaman mutluydum. Bu kitabın son zamanlardaki mutluluk kaynaklarımdan biri olduğunu söylemem yanlış olmaz bence. Umutsuzdum ama kitaptaki bazı şeyler bana umut verdi. Ayrıca kitabın bazı yerlerinde Kısrak kelimesi geçiyordu, ee bilirsiniz çok severim

    Ayrıca bizim gibi tatlı fangirl ve fanboylar için yazılmış harika sahneler vardı. Bknz: Rhysand'ın içinde olduğu sahnelerin %93'ü, Cassian ve malum kişinin sahneleri, toplantı sahnesi falan filan. Bu liste uzar gider.

    İkinci kitabı okurken fark etmemiştim ama Feyre'nin gelişimi beni kalpten etkiledi. İlk kitaptaki itaatkar Feyre'den Gece Sarayı Yüce Leydisi'ne çok güzel bir geçiş yapmış. Karakter gelişimi beni şoka uğrattı. Rhysand'ın Feyre'ye ruh kattığını ve ona "Hayır." demeyi öğrettiğini söylesem yalan olmaz sanırım.

    Ayrıca Feyre'nin Gece Sarayı'na geri dönüşü... Çeviri olmadan daha da güzel olabilirdi ama neyse.

    Rhysand... Kitaptaki en iyi karakter derinliğinin onda olduğunu söylemesem yalan söylemiş olurum. Cassian ve Azriel'ı ne zaman tehlikeli bir yere gönderecek olsa bir kaç saniyeliğine öyle hüzünlü hüzünlü duruyor ya, içim gidiyor be çünkü biliyorum neler düşündüğünü. Her ne kadar gerektiğinden de fazla fedakar olsa da Rhysand'ın bıraktığı etki bir başka. Az-Cass-Rhys üçlüsü çok ayrı bir alem zaten. "Keşke yazar, Feyre'yi bırakıp biraz da onları yazsaymış! " demediğim zamanın sayısı çok azdır.

    Böyle işte. Sevdiğim bir kitap oldu ama yazar karakterlerin değerini bilememiş. Seriye başladıysanız zaten alın okuyun ama ingilizce okuyun por favor. Benim gibi sinir krizlerine filan girmeyin siz de.
  • '' Bana kimsenin bilmediği bir sırrını söyle Gece Lordu, ben de sana kendi sırrımı söyleyeyim. ''
    Acaba karşıma hangi korkunç gerçek çıkacak diye kendimi hazırlamıştım ki Rhysand, '' Yağmurlu havalarda sağ dizimin ağrısını durduramıyorum. '' dedi. '' Savaş'ta incitmiştim; o zamandan beri ağrıyor. ''