• Eğer bir iş icin dişinizi tırnağınıza takıp mücadale ettiyseniz ve yine de başarısız olduysanız..
    Başka bir işe geçmenin zamanı gelmiştir
  • Fırsatlar otobüslere benzer. Birini kaçırdığınız zaman bulunduğunuz durağa yaklaşan mutlaka bir otobüs daha vardır. -Richard Branson
  • UZAY HUKUKU ve SORUNLARI ÜZERİNE

    Uzay Hukuku uluslararası kamu hukukunun görece yeni bir alt dalı sayılır. Gök cisimleri dahil, uzayı, uzayın keşfi ve kullanımındaki bütün faaliyetlerin usul ve esaslarını belirler. Diğer hukuk dallarının gelişmesi tarihte çok eskilere giderken, uzay hukuku alanı ortaya çıkalı daha 100 yıl olmamıştır. Kamu hukukunun genel prensipleri bu hukukun üstündedir.

    Uzay hukuku uluslararası deniz hukukundan veya hava sahası hukukundan tamamen ayrılır. Bir devletin ulusal hava sahasının dış sınırı karasularının bittiği çizgidir. Ancak açık denizlerde sınırı olan ülkeler için bu sınır kaç km'de biter, belli değildir. Ege denizi gibi yarı kapalı denizler için de tartışmalar vardır.

    Hava hukukunda devletler, üzerinde bulunan hava sahasında tam bir egemenlik hakkına sahiptirler. Ancak uzay ve havanın sınırı belli olmadığı için ilerde sorun çıkacak konuların başında bu gelir. Uzayın hangi irtifada başladığı BM dökümanlarında tanımlanmamıştır. Bilimsel olarak Von Karman (daha önce açıklamıştım) çizgisi yani 100 km ve üzeri uzay kabul edilebilir.

    Teknoloji geliştikçe yeni hava ve uzay araçları geliştiriliyor. Bu araçlar uçakların uçtukları 15-20 km irtifadan çok daha yükseklere çıkabiliyor. Uzay hukukunda bu şekilde yörünge altı uçuşlar için bir düzenleme yoktur.

    Ayrıca uzay herkesin erişimine açıktır. Uzayla ilgili Birleşmiş Milletler nezdinde 5 ana anlaşma vardır. Bu anlaşmalar 1950'ler ile 1980'li yılları arasında konuşulmuş, yazılmış ve imzalanmıştır. Çok genel prensipleri içerir. Son imzalanan Ay anlaşması 1984'te yürürlüğe girmiştir. O yıllardan sonra BM UBAKK komitesinin hukuk alt komitesinde onlarca konu tartışılmış ve BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen kararlar, prensipler ve deklerasyonlar ortaya çıkmıştır. Ancak bunlar bağlayıcı olmayan hükümler içerir. Dolayısıyla bu döneme soft law era (yumuşak kanun dönemi) denmektedir.

    Uzay hukukunda referans her zaman devlettir. Yani kişilerin, kuruluşların ve özel şirketlerin faaliyetlerinden devletler sorumludur.

    Uzay faaliyetlerinde teknoloji artık yeterince olgunlaşmış, maliyetler azalmış ve devletler artık özel şirketler eliyle bu faaliyetleri yapma eğilimine girmiştir. Özellikle Amerika'da bu tür şirketler NASA'dan işler almaktadır. Uzay faaliyetlerinin 1990'lı yıllarda Amerika'da özelleşmesi ve ticarileşmesi ile yeni bir hukukun hazırlanması ve imzalanması kaçınılmaz olmuştur. Ancak şimdiye kadar başka bir anlaşma üzerinde mutabık kalınamamıştır.

    Bu dönemde yeni kavramlar da ortaya çıkmıştır. Girişimci (Entrepreneurship) kelimesi uzay girişimcileri için Astropreneurship olarak adlandırılmıştır. Elon Musk, Jeff Bezos, Richard Branson bunlara örnek gösterilebilir. Bu tür girişimciler telekomunikasyon, uzaktan algılama, uzay turizmi ve seyr-ü sefer gibi konularda hizmet üretmeye başlamışlardır. Aslında uzay turizminin önünü açan olay Rusların parasızlıktan Amerikalı iş adamı Denis Tito'yu 2001 yılında uluslararası uzay istasyonu (ISS)'na götürmeleri olmuştur. Denis Tito 20 milyon dolar civarında para ödemişti.

    Uzay Turizmi ile ilgilenen firmalar insanları 103 km irtifaya götürüp getirmeyi planlamaktadır. Bunun için projeler ve uzay araçları geliştirilmektedir. Bu mesafeye gidenlere Spaceflight Participants (Uzay uçuşu katılımcıları) veya Spaceflight passengers (uzay uçuşu yolcusu) denmektedir. Yani astronot olarak kabul edilmiyorlar. Diyelim uçtunuz ve bir yere sağ salim düştünüz. Astronot anlaşması bu tür yolcuları kurtarmayı kapsamamaktadır.

    Uzay hukukunda başka açıklar da vardır. Mesela fırlatma ile ilgili bir merciden izin alma zorunluluğu yoktur. Sadece BM'ye bildirilmesi yeterlidir. Mümkün olan en yakın zaman diye tanımlandığı için fırlatma sırasında bildirilmiş olması gerekmiyor.

    Yörünge altı (sub-orbital flights) uçuşlar uzay hukukunda tanımlanmamıştır. Firmalar Londra Sidney uçuşunu bir saatin altında yapmayı planlamaktadırlar.

    Uzaya kitle imha silahı götüremezsiniz. Ancak fırlatmalar kontrole tabii olmadığı için bir ülke böyle yapsa kim bilecek?

    Bazı ülkeler ulusal kanunlarını oluşturmuşlardır. Ancak her ülke yapmamıştır. Ne olacak bu durumda?

    Uzay hukukuna göre (yani üzerinde anlaşılan ve imzalanan 5 anlaşmaya göre) hiç bir uzay cismi (Ay dahil) sahiplenilemez. Ordan getirilen bir taş veya değerli maden bütün insanlığın sayılır. Adam getirdi diyelim, bunu kullansa, bundan para kazansa ne olacak?

    1996'da delinin biri NASA'yı mahkemeye verdi. Siz şu asteroide gittiniz, oraya park ettiniz, o asteroid benim malımdı, size 20 dolar park cezası dedi. NASA, adama uluslararası hukuku örnek vererek cevap verdi. Detaylar için google'da: Greg Nemitz and parking ticket yazın.

    Uzay hukukunda fikri mülkiyet hakları da açık bir konudur.

    Ayrıca hava trafiği dünya üzerinde düzenlenirken uzay trafiği düzenlenmemektedir. Bu da uzaya çıkan araçlar için risktir.

    İşi bitmiş veya patlamış uydular uzayı kirletmekte ve bu parçalar yörüngede çalışan uyduları tehdit etmektedir. Biz zaman zaman Göktürk-2 uydusuna manevra yaparak bu çöplerden uzak durmaya çalışıyoruz.

    Uzay çöpleri zamanımızın en ciddi problemi kabul edilmektedir. Şimdiye kadar bu uyduların yaşanan bir bölgeye düştüğü görülmemiş ama bundan sonra uzay trafiği arttığı için görülebilir. Bunun için uzayı temizlemek ile ilgili projeler geliştirilmektedir.

    Bazı ülkeler kendi teknolojik seviyelerini denemek için kendi uydularını vurmuşlardır. 2007 yılında Çin, 2019 yılında Hindistan bu tip denemeyi yapmış ve başarılı olmuşlardır. Bu tür denemelerde uzay hukukunda uluslararası caydırıcı bir mekanizma yoktur. Uzayı kirletmemek ile ilgili alınan tavsiye kararları vardır.

    Gelecek hafta İstanbul'da tüm bu konuları masaya yatırdığımız, uluslararası camiaya mesaj verdiğimiz bir Uzay Hukuku konferansı olacak. İlgili arkadaşları bekleriz.
    (Lokman Kuzu)
  • Nuño Domínguez ve Javier Salas’ın, Stephen Hawking ile Tenerife Adası’nda (Kanarya Adaları) 25 Eylül 2015’te yaptığı röportaj.

    Stephen Hawking: “Evrenin başka yerlerinde, yaşanabilecek gezegenler bulacağız.”

    Bu ayrıcalıklı röportajda, evrenin kökenini ve kendi rahatsızlıklarını derinlemesine düşünen bir fizikçi var.

    “Mutlu Noeller.” Tenerife’deki El Camisón plajında gezinen turistler, gezegen üzerindeki en ünlü bilim insanına ait olup kolaylıkla tanınan, duygudan yoksun kahkahalarla etrafı çınlatan o bildik robotik sesin sahibinin etrafında toplanıyorlar. “Hey bu Stephen Hawking’in ta kendisi!” diye birbirlerine fısıldarken, onu görmek için birbirlerini itip kakıyorlar.

    Stephen’ı gittiği hemen her yerde takip eden ekibin bir üyesi olan Pat (Patrick Jones), oldukça acemi bir selamlamayla: “Bu, onun yapmayı çok sevdiği bir şaka, insanlar buna gülüyorlar,” diyor. 73 yaşında olan Hawking, Kanarya Adaları’nı, iki yılda bir düzenlenen ve bu sene üçüncüsü yapılacak olan Starmus festivalini (http://www.starmus.com) ziyaret edecek. Birbirleriyle ilişkili bilimler -biyoloji ve kimya gibi-, sanat, müzik, uzay keşfi, astronomi gibi konuları kutlamak ve onlara odaklanmak için bir araya gelinen, şahsına münhasır uluslararası bir etkinlik Starmus. Kurucusu da 1963 doğumlu, Ermeni asıllı bir astrofizikçi olan ve Tenerife’deki Kanarya Adaları Astrofizik Enstitüsü’nde bir gökbilimci olarak çalışan Garik Israelian. Bu yıl ki buluşma, Nobel ödülü kazanmış bir düzine kişiyi bir araya getirecek ki bunların haricinde uzay keşfi ve astronomi, bilim ve sanat dünyasının meşhur birçok aktörü de forum da olacak.

    Oscar ödülü de kazanmış olan The Theory of Everything (Her Şeyin Kuramı) filminde üstün bir şekilde hayatı resmedilen Hawking, yanağında bulunan bir sensoru kullanarak yazı yazıp hala birkaç kasını hareket ettirebiliyor ve çeşitli bilgisayar programlarını kullanarak dış dünya ile iletişim kuruyor. Her ne kadar şaka yaparken kullandığı özel bir butonu olsa da, bazen basit bir soruyu dahi cevaplaması iki saatini alabiliyor.

    Mayolu bir kadın Hawking’e yaklaşarak şunu söyledi: “Stephen, mizah anlayışınız için size teşekkür ederiz.” Ekibinden biri bu tip olayların her zaman gerçekleştiğini belirterek: “Hawking’in astrofizik hakkındaki tüm kitapları ve çalışmaları, onu dünya genelinde oldukça popüler biri yaptı,” dedi. Hawking’e, bu yolculuğunda tam yedi kişi eşlik ediyordu. Bu kişilerin arasında yakın arkadaşları ve doktoru da vardı. Hawking, yaşamını sürdürmeye devam etmek isteyen insanlığın, uzayı fethetmek zorunda olduğuyla ilgili tartışmalar hakkında EL PAÍS’nin sorularını cevaplamayı kabul etti. Bunun yanı sıra, yapay zekâ (AI) tartışmalarındaki duruşunu ve İspanya’da yapılan bilimin geleceğini de sorduk kendisine.

    Soru: Karmaşık zorluklarınıza rağmen, kamuoyunun karşısına eskisinden daha çok çıkıyorsunuz. Baş döndürücü bir şekilde festival, röportaj, konferans ve yolculuk etkinlikleriniz var. Neredeyse bir Rock Yıldızı gibisiniz. Bunları neden yapıyorsunuz?

    Cevap: Kamuoyunu, bilim hakkında bilgilendirmekle ilgili bir görevim olduğunu hissediyorum.

    S: Hayatınızda yapmak istediğiniz ancak henüz yapamadığınız herhangi bir şey var mı?

    C: Virgin Galactic’le[i] uzaya gitmek.

    S: Son kitaplarınızın birinde, birleşik alan ve kuantum fiziği kuramlarına odaklandınız. Sonraki kitabınız ne hakkında olacak?

    C: Tüm şansızlıklara rağmen kendi hayatıma sığınmak!

    S: Aynen birçok ülkede olduğu gibi İspanya’da da bilimsel araştırma bütçeleri kesiliyor. Bu da birçok genç bilim insanını, yurtdışına gidip araştırmalarına oralarda devam ettirmeye yöneltiyor. Bir bilim insanı olup olmamak konusunda karar vermeye çalışan bir İspanyol gencine ne söylemek istersiniz?

    C: Amerika’ya gitsin. Teknolojinin bir bedeli olduğundan bilimin de bir değeri var.

    S: Son dönemde, galaksimizdeki akıllı yaşam formlarını araştırmak adına oldukça tutkulu bir girişim başlattınız. Birkaç yıl önce, dünya dışı uygarlıklarla iletişim kurmamanın daha akıllıca olabileceğini çünkü bizi toptan yok edebileceklerini söylemenize rağmen hem de! Düşüncenizi mi değiştirdiniz?

    C: Uzaylılar bizi ziyaret ederlerse -Kızılderililer için pekiyi sonuçlanmadığını düşünürsek- daha çok Kristof Kolomb’un Amerika kıtasında karaya çıkması gibi sonuçlanabilir. Böylesi gelişmiş uzaylılar belki göçebe olmak, fethetmek ve koloniler kurmak için gezegenin erişebildikleri her yerini arayıp taramak isteyebilirler. Matematiksel beynime göre; çokluğun düşündüğü tek şey, uzaylıların tamamen aklı başında oldukları. Gerçek meydan okuma, uzaylıların gerçekte nasıl oldukları işinin içinden çıkabilmektir.

    S: Bir kara deliğin içinde yaşamayı sürdürebilirsiniz iddiasında bulundunuz. Ortalama bir insan için bu ne anlama geliyor? Özellikle de bir kadın ya da erkek, bir kara deliğin içine girdiğinde?

    C: Bir kara deliğin içine girmek, Niagara Şelalesi’ni bir kanoyla geçmek gibidir. Yeterince hızlı kürek çekerseniz, kirişi kırabilirsiniz. Kara delikler, esaslı birer geri dönüşüm makineleridir. İçeri ne girerse dışarı o çıkar; elbette yeniden işlenmiş olarak.

    S: Görelilik kuramı 2015’de 100 yaşına bastı. Şayet Einstein ile konuşabilseydiniz ona ne söylemek isterdiniz? Ayrıca, gelecek 100 yıl içinde bilimden beklentileriniz nelerdir?

    C: Einstein 1939 yılında, kara delikleri göz ardı ederek, maddenin belli bir noktadan öteye sıkıştırılamayacağını iddia eden bilimsel bir makale yazdı.

    S: Yapay zekâdan (AI) neden korkmalıyız?

    C: Bilgisayarlar AI sayesinde, 100 yıl içinde belli bir noktada, insanların kontrolünü ele geçirecek. Bu olduğunda, bilgisayarların bizimkilerle aynı hizaya konmuş amaçlarından emin olmak için gerekeni yapmaya ihtiyacımız var.

    S: Türümüzün yazgısıyla ilgili olarak ne düşünüyorsunuz?

    C: Sanırım insan ırkının varlığını sürdürmesi, evrende yaşanacak yeni gezegenler bulma kabiliyetine bağlı. Çünkü gezegenimiz olan Dünya’yı bir felaketle yok etme konusundaki risk gözle görülür bir şekilde artıyor. Bu yüzdendir ki, uzay uçuşları konusundaki kamusal farkındalığın artmasını istiyorum. Çok ileriye bakarak değil, şu ana, mevcuda yoğunlaşarak öğreniyorum. Yapmak istediğim daha birçok şey var.

    S: Bilimsel harcamalarda büyük kesintileri daha şimdiden onaylamış olan İspanya Başbakanı’na ne söylemek isterdiniz?

    C: İspanyollar, bilim ve kozmoloji konularıyla oldukça ilgililer. A Brief History of Time (Zamanın Kısa Tarihi) isimli kitabımın muazzam sayıda okuyucusu var burada. Önemli olan şey, bizim, hepimizin teknoloji ve bilimi doğru anlamamız gerektiğidir. Bilim ve teknoloji, dünyamızı çarpıcı bir şekilde değiştiriyor. Burada asıl önemli olan şey, bu değişikliklerin doğru yönde olmasını garanti altına almaya ihtiyaç duymaktayız. Demokratik bir toplumda bunun anlamı, temel bir bilim anlayışına sahip olmamız gerektiğidir. O halde bilinçli kararları, uzmanlara bırakmaktansa kendimiz başarıya ulaştıracağız. Elbette kolaylaştırmalısınız. Çoğu insanın, kuramsal fiziğin yüksek matematiksel detaylarının üstesinden gelmeye zamanı yoktur. Ancak inanıyorum ki hemen herkes bunu yapabilir, evrenin nasıl çalıştığı ve kendi yerimizin onun içinde bulunduğu yerle ilgili büyük resme bakabilir, bakmalıdır da. Konferanslarımla ve yazdığım kitaplarla aktarmaya çalıştığım şey işte tam da budur.

    S: Birinin hem iyi bir bilim insanı olup hem de tanrıya inanabileceğini aklınız alıyor mu?

    C: O sözcüğü ben de kullanırım, “tanrı”, kişiler üstü bir hisle, aynen Einstein’ın[ii] doğa kanunları adına kullandığı gibi.

    S: Bu durumda, tanrının evreni açıklaması lüzumsuzdur diyorsunuz. Günün birinde insanoğlunun, din ve tanrı kavramlarını kaldırıp atacağına inanıyor musunuz?

    C: Evrenin kökenini açıklamak için bilim yasaları yeterlidir. Bunun için tanrıya yakarmanın bir gereği yoktur.

    S: Tekerlekli sandalye kullanan bir insan normal bir hayatı idare ederken birçok zorlukla yüzleşir. Kendi zorluklarınızı tecrübe ederken, tekerlekli sandalye kullanan diğer insanlara mesajınız nedir?

    C: Talihsiz bir şekilde motor-nöron hastalığına sahip olmama rağmen, bunun dışındaki hemen her şeyde oldukça talihli biriyim. Sayılı alanlardan biri olan kuramsal fizik alanında çalıştığım için şanslıyım, yaşadığım bu bedensel engellilik ciddi bir güçlük oluşturmuyor. Herkesçe anlaşılabilir kitaplarım sayesinde turnayı gözünden vurdum. Diğer engelli insanlara tavsiyem şu olabilir; bedensel engelli olmaları, yaptıkları şeylere yoğunlaşıp başarılı olmalarına engel teşkil etmiyor. Ayrıca kendilerine engel olan şeylere de üzülmesinler. Kuramsal fizik, bedensel engelliler için elverişsiz bir durum oluşturmayan birkaç alandan da biridir. Her şey aklınızda bitiyor. İtiraf etmem gerekiyor ki, konuşma yeteneğimi kaybettiğim zamanlarda, fizik veya kara delikler hakkında düşünürken yorgunluktan bitkin düşüyordum. Aslına bakarsanız, bedensel engelli biri olmam bir bakıma bana yardım etti. Son derece sıkıcı komitelere katılmaktan veya ders anlatmaktan beni kurtardığı gibi bana düşünmek ve araştırmak için daha çok zaman kazandırdı.

    S: Peki, Starmus neden bu denli önemli?

    C: Starmus-3 sadece, üzerinde çalıştığım önemli bir konu olan kara delikler hakkında bir forum değil. Forumun kapsamında sanat ve müzik de var. Starmus-3, entelektüel düşüncenin yer bulduğu, ciddi bilimsel keşiflerin geniş bir izleyici kitlesine sunulduğu, ince ayrıntı ve karmaşıklıkların kutlandığı, bilimsel çalışma yöntemlerinin keşfine çıkıldığı ve yeni fikirlerin denetim altına alındığı bir yer.

    ***

    Starmus: “Gelecek” e dair bir forum!

    Starmus-3 (http://www.starmus.com), 27 Haziran 2016 ila 2 Temmuz 2016 tarihleri arasında, Kanarya Adaları’nın Tenerife ve La Palma adalarında, Stephen Hawking’in de onurlandırmasıyla, “Beyond the Horizon / Ufuk Ötesi” başlığı altında gerçekleştirilecek.

    Hawking’e göre: “Starmus, insanlığın geleceğini tartışmak için eşsiz bir forum haline dönüşmüştür.”

    İspanyol Astronot Miguel López Alegría ve Kanadalı Astronot Chris Hadfield (David Bowie’ye ait Space Oddity’i şarkısını Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 11 Ocak 2016 tarihinde Bowie’nin ölüm haberi sonrası onu anmak adına söyleyen) ile birlikte, aralarında Nobel Ekonomi Ödülü’nü almış Joseph Stiglitz’in de olduğu en az 12 Nobel Ödülü kazanmış kişi Starmus-3’e katılacak. Bir TV dizisi olan Cosmos’un sunuculuğunu yapan Neil deGrasse Tyson da forumda olacak. Ayrıca, uzayda ilk defa yürüyen Rus Kozmonot Alexei Leonov da katılımcılardan birisi.

    Starmus-3’ün diğer bir önemli atraksiyonu “Teide Starmus Partisi”: Profesyonel astronomların canlı müzik eşliğinde, Teid Ulusal Parkı’nda yapacakları ay manzarası ve Samanyolu Galaksisi gök kubbe yıldız gözleme gecesi toplantısı. Park -UNESCO tarafından doğal nedenlerle özel öneme sahip ilan edilmiş koruma alanı- karanlık semanın dünya üzerinde en berrak şekilde görülebildiği gözleme alanlarından birisi konumunda. Yüksek rakımı ve düşük kirlenme oranı da artılarından. Ayrıca parkın, “Turistlerin Rağbet Ettiği Yıldız Işığı Alanı” olarak tanınan bir özelliği de var.

    Röportaj (İngilizce) Kaynak: http://elpais.com/...43171082_956639.html

    İngilizceden Türkçeye Çevirisi: Süha Demirel, 27 Ocak 2016, Balıkesir-Altınoluk.

    [i] Virgin Galactic, Sir Richard Branson ve Burt Rutan tarafından 2004 yılında ABD’de (Las Cruces, New Mexico), ticari uzay yolculuğu seferleri düzenlemek için kurulmuş bir şirkettir.

    [ii] “Tanrı zar atmaz!” Görelilik kuramının babası Albert Einstein’ın doğayı yönlendirenin rastlantı olmadığını söylemek için verdiği karşılık.

    Süha Demirel, 2 Şubat 2016, istanbul

    Not: Bu söyleşi çevirim Tefrika Dergi’nin 2016 Mayıs/Haziran 13. sayısında yayımlanmıştır.
  • Virgin’in sahibi Richard Branson, sporun günlük verimliliğini 4 saat artırdığını söylüyor. Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, her sabah köpeğiyle koşuya çıkıyor. Apple CEO’su Tim Cook, egzersiz için sabah 4.30’da uyanıyor.
  • Saygı herkese nasıl davrandığınızdır. Sadece etkilemek, istediğiniz kişilere değil.

    Richard Branson