"Çok mutlu, sevinçliydim, ama böyle anlarımda nedense bir elem sarar içimi. Ağlamama gelince, boş verin. İkide bir neden ağladığımı kendim de bilmiyorum."
Duygularım, izlenimlerim acı veriyor bana. Bulutsuz, donuk gökyüzü, güneşin batışı, akşamın o sakinliği...niçin bilmiyorum- bütün bunlar bir hüzün çöktürdüler içime, doldum, ağladım. Ama niçin yazıyorum bütün bunları size? Öyle zor ki bir daha anımsamak, anlatmak! Sanırım anlarsınız beni. Hem gülmek hem ağlamak geliyor içimden!
"Ah, hem keder hem sevinç dolu ne saatierdi onlar! Şimdi amınsadıkça tatlı bir elem sarıyor içimi. Ama tatlı da acı da olsa her zaman ıstırap verir insana. Belki baş kası öyle degildir, ben duyarım bu ıstırabı. Ama tatlıdır bu ıstırap.Kalp acı çekmeye, ezilmeye, sıkışmaya, kederlenmeye başladıgında anılar onu, gündüzün sıcağında kavrulmuş cılız, zavallı bir çiçegi akşam serinliğinde çiğ tanelerinin canlandırdıgı gibi canlandırır."
"İlk anda yadırgar insan, ama hiç önemi yoktur bunun. İki dakika sonra farkına varmadan alışır. Çünkü kendi de, üstü başı da, elleri de kokmaya başlamıştır..."