1941-1945 yıllarında Gestapo Yahudi İşleri Başkanlığının müdürü Adolf Eichmann, üç milyon Yahudi'nin imha kamplarına gönderildiği süreçte operasyonların yöneticisiydi. Savaştan sonra Arjantin'e kaçsa da 1960'ta İsrailli Mossad ajanları tarafından kaçırılarak 1961'de Kudüs'te yargılandı. Ölüm cezasına çarptırılarak 1962'de idam edildi. Bu duruşmayı izlemesiyle ünlü Hannah Arendt, Holokost'un kötülüğü hakkında en etkili ve aynı zamanda en kafa karıştırıcı raporlardan birini kaleme aldı. Arendt, sanki duruşmada bir şeytan veya canavar görmeyi beklemiş ve Eichmann'ın ikisi de olmadığını görünce şaşırmış gibi yazar; Eichmann gayet sıradan bir insandı, ne sapkın ne de sadistti fakat korkunç derecede ve korkutucu şekilde normaldi. Hepsinden korkutucu olanı işte bu normallikti.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir kişinin yaptığının önemli bir yönü kontrolünün dışındaki faktörlere bağlı olduğu halde, o kişiye bu itibarla ahlaki muhakemenin nesnesi olarak muamele etmeye devam ediyorsak bu duruma ahlaki şans denebilir.
İnsanları gerçekte yaptıkları veya yapamadıkları ile yargılarız, koşullar farklı olsaydı yapabilecekleriyle değil.
Güçlülerin karşı karşıya olduğu asıl tehdit, kitlenin desteğini kaybetmekten ileri gelir ve sadakatlerini korumanın yolu, onların hınçlarını "kötülük peşindeki bir düşmana" yönelterek onları bu korkunç düşmandan korumanın tek yolunun egemen sınıfa sadık kalmaktan geçtiğine ikna etmektir çünkü onları bu tehditten koruyabilecek engin bir tecrübe ve uzmanlığa sahiplerdir.
Kant, tutkulu benliğimizin rasyonel benliğimize üstün gelmesi, arzularımızın aklımıza baskın çıkması nedeniyle yanlış yaptığımız açıklamasını reddeder. Ahlaken kötülük, insan failin özgür ve bilinçli seçimi olarak kalır: Ahlak dışı eylemleri insana özgü kabul edilebilir bir amaç uğruna yaparız. Dolayısıyla, örneğin daha fazla servet edinmek uğruna bencilce bir eylemde bulunursak servet arzumuzun bize üstün geldiğini iddia edemeyiz zira ahlakın peşinden gitmek yerine servetin peşinden gitmeyi özgürce seçiyoruzdur.