İnsan için ne yaşayabileceği ne de ölebileceği bir çağ gelince yakınmak neye yarardı? Evet, ne yaşayabilir ne ölebilir, ancak toprağa çakılan bir direk gibi çürüyebilirdi.
Bu kasaba halkının eğitimi kıt, kafası kalın ve muhayyilesi zengin olduğundan, yazıyı herkes kendine ve anlayışına göre yorumluyordu. Bu da bir toplumun önüne serilen her metin gibi orada, iyi niyetli veya kötü niyetli, akıllı veya deli, bilgin ya da cahil, herkesin istediği gibi yorumlayacağı, ölümsüz bir taşın üstünde ölümsüz kalacak bir yazı oldu.
Müslüman ve Hristiyan çocuklar bu konuda hiç kavga etmezlerdi. Her iki taraf da kendi inancının doğruluğundan emindir. Bir kimsenin inancını ve görüşünü bir başkasının değiştirdiği hiç görülmemiştir.
Her türlü mit, deneyimlerimizi tutarlı hale getiren bir çerçeve, bir anlatı sunar. Felsefe, psikoloji, bilim, tarih, politika ve her türden entelektüel disiplin, bunların mit olduğunu ortaya çıkarsa da bunlar olmadan nasıl idare edeceğimizi söylemez.