Drina Köprüsüİvo Andriç

·
Okunma
·
Beğeni
·
5.665
Gösterim
Adı:
Drina Köprüsü
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
354
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754707823
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Na Drini Cuprija
Çeviri:
Hasan Ali Ediz, Nuriye Müstakimoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Drina Köprüsü, şüphe yok ki, geçtiğimiz yüzyılın en büyük romanlarından biri. 1961'de İvo Andriç'e layık görülen Nobel Ödülü, edebiyat dünyasında, özel olarak bu kitaba verilmiş gibi kabul edildi; kitap o yıllarda Türkiye'de de büyük ilgi gördü. Drina Köprüsü, hiç eskimeyecek değerinin ötesinde, kırk-elli yıl sonra 1990'ların Yugoslavyası'nda yeniden güncellik kazandı. Acı bir vesileyle: ülkedeki çok milletli, dinli, çok kültürlü hayatı tahrip eden iç savaşlar silsiseyle... Bu eseri savaşın hemen bütün tarafları bir şekilde sahiplendiler. Kimileri de, Sırpların, Hırvatların, Müslümanların birarada olamazlığının belgesi gibi 'okuttular' bu romanı. Drina Köprüsü, eski Bosna'nın, orada yaşayan herkesin paydaş olduğu hayatınadair, bu hayatın milliyetçilikler çağında nasıl değiştiğine dair bir roman. Belki de bir romans demek lazım - bir millete, cemaate değil de bir ülkeye, bir vatana adanmış bir aşk romanı. Diğer eserlerini de yayıma hazırladığımız Ivo Andriç'in bu başyapıtı, Osmanlı'da farklı toplulukların nasıl birarada yaşadığını geniş bir görüşle ve incelikle tasvir ediyor. Anlatılan ne müthiş bir uyum hikayesi, ne de mutlak bir zulüm hikayesi. Kimliklerin, dinlerin, devletlerin ve de her şeyin ötesinde, içinde insanların olduğu, karmamış, zengin bir hayat tablosu. Zaten Drina Köprüsü'nü büyük roman yapan da bu: Osmanlı, Bosna, Sırplar, Müslümanlar vs. meselelerini okura tamamen unutturabilen bir büyük roman.
(Arka Kapak)

Ödüller: Nobel Ödülü, 1961
muhteşem bir kitap.1961 yılı nobel edebiyat ödülünün yazara, bu kitabından dolayı verildiği sözlerinin ne kadar doğru olduğunu insan okuyunca anlıyor.kitapta,yazar,sadrazam Sokollu Mehmet Paşa tarafından yaptırılan Drina köprüsünün yapılışını ve yaklaşık 400 yıllık tarihini,hemen yanı başındaki Vişegard kasabasını ve bu kasabada çeşitli dönemlerde yaşamış insanları ön plana çıkararak bize anlatıyor.köprü üzerinde gerçekleşen önemli olaylar,yaşanan dramlar,o dönemlerdeki insanların yaşayış tarzları,farklı dinlerde ve milliyetlerde olmalarına rağmen dönem dönem değişen ilişkileri tamamen objektif bir şekilde bizlere yansıtılıyor.özellikle halkın,din,milliyet .vs ayırımı olmadan sorunsuzca birlik içerisinde çoğu zaman yaşadıkları ve yaşama istekleri vurgulanıyor ama mutlaka birilerinin de bunu engellemeye çalıştıkları kitap içerisinde bir çok defalar yer alıyor.ayrıca bölgenin doğal güzellikleri de sık sık tekrarlanıyor.savaşın ne kadar kötü olduğu,bundan her dönemde masum halkın çok daha fazla zarar gördüğü defalarca verilen örneklerde gösteriliyor.ayrıca köprünün ve kasaba bölgesinin Bosna civarında olduğu da düşünülürse,O bölgede yaşayan insanların yüzyıllardır çektikleri dramların,kitap yazıldıktan sonrada devam ederek günümüze kadar geldiğine (özellikle Bosnalı Türk ve müslümanların )yakın tarihimizde yaşadığımız olaylardan dolayı,bizler de tanıklık etmiş oluyoruz.kitabı, hem belgesel,hem tarih,hem kısa hikayeler,hem de baş kahramanının bir köprü olduğu büyükçe kalın bir roman olarak kabul edebiliriz.baştan son cümlesine kadar kesinlikle sıkılmadan adeta arka arkasına gelen olayları merak içerisinde okuyorsunuz.tabiiki büyük bir dram içerisinde yaşayarak.her satırda o bölgelerin bir zamanlar bizlerin idaresinde olduğunun ve elimizden alınıp,insanlarımızın yaşadığı onca acıların verdiği ızdırap ve iç burukluğunu hissediyorsunuz.açık söyleyeyim ben bu duyguyu hep yaşadım okurken. bence bu kitabı okumamak gerçekten büyük bir eksiklik olur.o topraklarda yaşananları,o dramları mutlaka okuyup bizzat hissetmek gerek diyorum.ve sadece edebiyat,tarih,siyaset...vs ile ilgilenenlerin değil herkesin okumasını tavsiye ediyorum.
Sadrazam Sokullu zamanında yapılan bir köprünün bulunduğu yerdeki insanların hikayesi anlatılıyor.Köprünün yapılmasıyla orada yaşayanların hayatları değişmeye başlıyor.Müslümanların,Sırpların ve Yahudilerin bir arada yaşadığı bir yer.Bu insanlar her zorluğa karşı birlikte karşı koyuyorlar,birbirlerine destek oluyorlar,bir arada huzur içinde yaşıyorlar. Ta ki Sırpların milliyetçilik ayaklanmaları başlayıncaya kadar.O zamandan sonra insanlar artık birbirlerine aynı şekilde davranmıyorlar.Birbirlerinden sürekli kuşku duymaya başlıyorlar.İyisiyle,kötüsüyle yaklaşık 400 yıllık bir zamanı anlatan bir roman.Romandaki karakterlerle bir arada yaşadığınızın hissini veren sizi içine alan bir roman
Bir yapı düşünün, romana baş kahraman olmuş bir köprü. Günlük hayatta sıradan bir şeymiş gibi bahsettiğimiz, çoğu zaman belki de basit bulduğumuz bir kelimedir 'köprü'. Halbuki daha ayrıntılı düşününce tek bir kelimenin derin anlamlar barındırdığını görürüz.

Tarih boyunca yapılan mimari eserler içerisinde en anlamlı olanlardan biridir belki de köprüler. Hep bir birleştirme olgusu vardır. Kimi zaman iki insanı, iki uygarlığı, kimi zaman da iki kültürü. Bu birleşimlerden doğabilecek olguları düşününce köprünün mahiyetini daha iyi kavrıyor insan.

Drina Köprüsü de Balkan coğrafyasında, Bosna Hersek'in Vişegrad kasabasında yer alan bir Osmanlı mimarisi. Hepimizin ismini sıkça duyduğu, küçük yaşta devşirme olarak alınan Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa tarafından doğduğu kasaba olan Vişegrad'a yaptırılmış bir köprüdür kendisi. Bu köprü sadece iki yakayı değil, Doğu ve Batı kültürünü de birbirine bağlıyor. İşte hikâyemiz de tam olarak köprünün yapımıyla başlıyor.

Yazar Drina Köprüsü üzerinden o yıllarda cereyan eden siyasi, sosyal, ekonomik pek çok değişimi yansıtıyor okuyucuya. Köprü pek çok mücadeleye, hezimete, sevince, heyecana şahit oluyor. Pek çok insan gelip geçiyor üzerinden, birçoğu hayatını kaybediyor ama köprü o bölgede varlığını sürdürmeye devam ediyor. Köprü olgusu üzerinden Sırbistan'da meydana gelen ayaklanmaları, bu ayaklanmaların kasabaya olan etkilerini, Avusturyalıların kasabayı işgalini, Osmanlı'nın çöküş sürecini, Balkan savaşlarını ve 1.Dünya savaşını okuyoruz satırlarda. Drina Köprüsü tüm bu olayları algılamamızda bir ayna görevi üstleniyor.

Yazar tarafından siyasi gelişmelerin yanı sıra halk arasında yaşanan değişimlere de ayrıntılı olarak yer verilmesi ve anlatılan olayların milliyetçi bir bakış açısından ziyade objektif bir bakış açısıyla okuyucuya ulaştırılmış olması eserin en kıymetli yönleriydi bana kalırsa. Her ne kadar akıcı bir anlatımdan ziyade son derece durağan bir anlatıma sahip olsa da, en değerli mirasımız olan Balkan coğrafyasına dair okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.
insan karakterlerinin her birine farklı özellikler katması romanı çok gerçekçi kılmış. Böylesi güzel karakterleri betimlemesi onun insan ilişkilerinde üst düzeyde olduğu göstergesidir.
Kitabın başında ki hikayerin bir çoğunu daha sonra ki sayfalarında gerçekçi bir şekilde açıklması da bir o kadar güzel ve anlamlıydı. Ve hikayeden hikayeye geçerken de çok ince bağlmalarla romanın akışını hiç bozmadan devam ettirmeyide iyi biliyor.
Nobel ödülünü haketmesi bence çok yerinde . Ama şöyle bir açıklmayla son vermek istiyorum incelemeye...Bu kitabı okuduktan sonra şöyle bir kanıya vardım; Böylesi güzel bir kitabın Nobel ödülüne layık olması beni şaşırtmadı ama şaşırtan şey Sabahattin Alin in nasıl nobel ödülüne layık görülmemesi . Gönlümde Sabahattin Ali nobel ödülüne sahip en iyi yazar bence :)
En başlarda çok güzeldi hakkında yaşanan olaylar gelenekleri çok ilgimi çekti. Sonradan biraz sıkılsam da güzel kitaptı :)
"Unutmak, her acıyı siler, arkada bırakırdı. Şarkı söylemek ise, unutmak için en güzel çareydi. Çünkü insan şarkı söylerken daima sevdiği şeyleri düşünür."

Barışa susamış dünyamızda, tüm "şahin"lerin bu romanı okuması dileğiyle
1961 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Hırvat yazar İvo Andriç, Balkanlar'da geçen bu ünlü romanının, gelecekte bu topraklarda yaşanacak insanlık ayıbını anlamakta zorluk çekenlere bile bir ışık olacağını muhtemelen hiç tahmin etmemiştir.

Drina Nehri üzerinde 1577'de Sokollu Mehmet Paşa tarafından inşa ettirilen köprünün bulunduğu şehirde yaklaşık 400 yıllık bir zaman dilimini anlatan bu roman, her ne kadar merkezine köprüyü konumlasa da, esasen insanoğlunu mercek altına alıyor. Sokollunun devşirme olması ve ailesinden ayrılırken drinanin o soğuk sularından geçirilmesi ve sadrazam olduktan sonrada bu soğukluğu unutmayıp tarihe damga vuran bu eşsiz eseri yaptırması... Ah Drina . Ah o kocaman tarih...

Efsanelerle gerçeklerin kimi zaman birbirine dolandığı bu eserde, 400 yıllık zaman diliminde aynı topraklarda yaşamış Osmanlı, Boşnak, Sırp ve Müslüman nesillerin birbiriyle olan ilişkilerine, geleneklerine, dostluklarına, düşmanlıklarına, doğayla mücadelelerine şahit oluyoruz. Okuru Drina Köprüsü ile birlikte coğrafi bir konuma sabitleyen yazar, mekanın üzerinden yılları teker teker akıtarak, Osmanlı'nın devşirme sisteminin yaşamda bıraktığı izlerden, insanoğlunun acımasız cezalandırma yöntemlerinin barbarlığına, doğanın çaresizliği karşısında kenetlenen dostlukların, insanoğlunun çıkarcılığı ağır basınca nasıl yerle bir olduğuna kadar birçok hikayeyi nedeni, nasılı ile birlikte, yıllar boyu sürüp giden hayat akışının arasına serpiştirerek anlatıyor. Farklılıklarıyla öyle ya da böyle barışık bir şekilde yaşayan ve aynı toprakları paylaşanlar arasında kanırtılmaya ve kan akmaya hazır yara kabuklarının varlığını bu kadar bariz bir şekilde görmek, tarih boyu bunların nasıl manipüle edildiğini bu kadar sarih bir şekilde farketmek ve daha da acısı bunlardan neden hiç ders alınmadığını ve aynı oyunların ilerleyen teknolojiye, bilginin kolayca ulaşılabilirliğine rağmen yeniden ve yeniden neden oynandığını sorgulamak... İşte bu roman, okurunu bu düşünceler arasında yalpalatıyor... Ancak bu eseri belki de eşsiz yapan en önemli özellik ise, bu toprakların "taraf"larından biri olan yazarın en ufak bir şekilde okura kendi görüşünü hissettirmeden, hiçbir şekilde taraf tutmadan, "yanlış-doğru" ya da "haklı-haksız" yaftası yapıştırmadan yazmış olması bu satırları... Ve hatta bunun da ötesinde, okura da "taraf" olmanın anlamsızlığını hissettirmesi...

Dünya savaşlarını aratır şekilde barışa susamış dünyamızda, tüm "şahin"lerin bu romanı okuması ve "güvercin"e dönüşmeseler de, kanadı kırık şahinlikle yetinmesi temennisiyle....

"Biz, sıradan insanlar, yalnız bir sefer ölürüz. Ama büyük adamlar iki sefer ölürler. Birinci sefer bu dünyayı bırakıp gittikleri, ikinci sefer de bıraktıkları eserler, yıkılıp kaybolduğu zaman."
Drina Köprüsü için tam olarak tarafsız demek mümkün değil. Özellikle Osmanlı/Türk yönetimi dönemine ait fazlasıyla kötüleme var bence. Zaten tam bir propaganda kitabı olmadığı için edebiyat dünyasında saygın bir yeri var kitabın. Drina Köprüsünde her şey bir tarafa fikir çok güzel; bir roman ama kimsenin değil bir köprünün romanı. Tabii bu arada aynı Andriç yaşasaydı 1992-95 arasındaki Boşnak katliamı için de tarafsız kalabilir miydi? Hiç sanmıyorum. Tıpkı kitapta da tarafsız kalamadığı gibi.
o kadar güzel betimlemeler var ki kendinizi Vişegrad da drina köprüsünün üstündeki kapiyada insanları izlerken buluyorsunuz.Köprünün gözünden tarihe tanıklık ediyorsunuz.
Dedemden aldığım enfes bir ciltli 1968 baskısından okudum kitabı.
Drina Köprüsü kitabın baş kahramanı, Drina Köprüsü canlı.. Yapıldığı andan itibaren şahit olduğu onlarca hikaye eskimiş o eskimemiş. İnsanlar unutulmuş o unutulmamış. Nehrin suyu akmış o baki kalmış.
Genel anlamda cümlelerdeki zarafeti yeni fark etmeye başladığımdan mı yoksa bu kitapta gerçekten kendini fark ettiren cümleler olduğundan mı bilmiyorum ama alıntı niteliği taşımamasına rağmen "söylenmek istenen ancak böyle söylenirdi" dedirten çok hoş tatlar bırakan cümleler vardı.
Toplum tek bir birey tek bir vücut gibi anlatılmış, sosyolojik bakış açısı da görülmeye değer.

Okuyacaklara verebileceğim yegane tavsiye:
Daha önce görmemişseniz merak edeceksiniz ama köprünün resmine bakmak için acele etmeyin, en az bir 100 sayfa kitabın zihninizde çizdiği tablonun keyfini çıkarın.
Roman gibi değil, büyüklere masal tadında bir köprü vasıtasıyla bosnayı, balkanları yüzyıllar boyunca olan değişimini aynı zamanda da durağanlığını anlatan bir kitap. Korkular, farklılıklar, zalimler, mazlumlar...
Eğer milli emellerin gerçekleşmesi,sosyal adaletin de gerçekleşmesi demekse... O halde büyük sosyal problemler kalmadı demektir.Artık milli ideallerin çoğunu gerçekleştirmiş ve bu bakımdan tatmin olunmuş olan Batı Avrupa Devletlerinde, artık, ne büyük sosyal problemlerin, ne de bir hareket ve çatışmanın olmaması gerekirdi
Kitabın merkezinde bir köprü ve onun üzerinde bir taş... Birkaç yüzyıl içinde Bosna civarlarından nasıl çekildiğimizi ve oradaki insanlarda başta köprü olmak üzere yaşananların ne izler bıraktığını olabildiğince tarafsız bir gözle, güzel ve akıcı bir dille anlatan okunası bir kitap.
İnsanlar böyledir. Çok yükselen ve yükseklerde uçanların düşmesinden adeta haz duyarlar.
İnsanoğlunun her şeyde yeteneği sınırlıdır. Onun için de tutkular birbirleriyle çatışır, birbirini iter, çoğu zaman da biri ötekini bastırır.
Yol çok uzun... topraklar sert, vücutlar zayıf, Osmanlılar ise güçlüydü.
İvo Andriç
Sayfa 25 - İletişim Yayınları
"O anlaşılmaz bir adamdı. Soğuk, egoist ve kaprisliydi. Belki de müstesna yaradılışta olan her insan böyledir" diye düşünüyordu. Kısacası, bütün bu şeyler aşktan çok acıya benziyordu.
İvo Andriç
Sayfa 302 - İletişim Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Drina Köprüsü
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
354
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754707823
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Na Drini Cuprija
Çeviri:
Hasan Ali Ediz, Nuriye Müstakimoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Drina Köprüsü, şüphe yok ki, geçtiğimiz yüzyılın en büyük romanlarından biri. 1961'de İvo Andriç'e layık görülen Nobel Ödülü, edebiyat dünyasında, özel olarak bu kitaba verilmiş gibi kabul edildi; kitap o yıllarda Türkiye'de de büyük ilgi gördü. Drina Köprüsü, hiç eskimeyecek değerinin ötesinde, kırk-elli yıl sonra 1990'ların Yugoslavyası'nda yeniden güncellik kazandı. Acı bir vesileyle: ülkedeki çok milletli, dinli, çok kültürlü hayatı tahrip eden iç savaşlar silsiseyle... Bu eseri savaşın hemen bütün tarafları bir şekilde sahiplendiler. Kimileri de, Sırpların, Hırvatların, Müslümanların birarada olamazlığının belgesi gibi 'okuttular' bu romanı. Drina Köprüsü, eski Bosna'nın, orada yaşayan herkesin paydaş olduğu hayatınadair, bu hayatın milliyetçilikler çağında nasıl değiştiğine dair bir roman. Belki de bir romans demek lazım - bir millete, cemaate değil de bir ülkeye, bir vatana adanmış bir aşk romanı. Diğer eserlerini de yayıma hazırladığımız Ivo Andriç'in bu başyapıtı, Osmanlı'da farklı toplulukların nasıl birarada yaşadığını geniş bir görüşle ve incelikle tasvir ediyor. Anlatılan ne müthiş bir uyum hikayesi, ne de mutlak bir zulüm hikayesi. Kimliklerin, dinlerin, devletlerin ve de her şeyin ötesinde, içinde insanların olduğu, karmamış, zengin bir hayat tablosu. Zaten Drina Köprüsü'nü büyük roman yapan da bu: Osmanlı, Bosna, Sırplar, Müslümanlar vs. meselelerini okura tamamen unutturabilen bir büyük roman.
(Arka Kapak)

Ödüller: Nobel Ödülü, 1961

Kitabı okuyanlar 597 okur

  • Özge Batan
  • Siçil
  • Zeynep
  • Recep YILDIZ
  • Kenz-i Mahfi
  • Helen Üce
  • Gülşah Cansever
  • Soner Gurbuz
  • Selma Kavurmacıoğlu
  • Batuhan Güneş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.7
14-17 Yaş
%3.6
18-24 Yaş
%19.8
25-34 Yaş
%32
35-44 Yaş
%21.1
45-54 Yaş
%13.8
55-64 Yaş
%2.4
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%58.5
Erkek
%41.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.7 (40)
9
%24.6 (50)
8
%24.1 (49)
7
%20.2 (41)
6
%6.9 (14)
5
%2 (4)
4
%0
3
%0.5 (1)
2
%0.5 (1)
1
%1.5 (3)

Kitabın sıralamaları