Yazdığım incelemem silinse de (modum düşse de) pes etmek yok yeniden yazıyorum.
Kitaba nedendir bilinmez bayıldım.
Kitabın özellikle kapağından ötürü oluşmuş bir önyargı vardı o yüzden erteleyip duruyordum. İlk 100 sayfa biraz ağır geçse de sonrası su gibi akıp gitti.
Karakterleri ayrı ayrı çok sevdim. Özellikle Kingfisher (sevmeyen var mıdur) ve Carrion. Ana karakter kızımız da gönlümü çeldi. Kız bir karaktere demir dökümcüsü sıfatı verme olayı da güzeldi. Sadece kızın hırsızlıktan başka yetenekleri olsun da isterdim. Kingfisher ise her haliyle muazzam bir karakterdi. Laf yok, şşş.
Farklı karakterlerin gözünden hikaye okuma olayı olmaması da sevdiğim diğer bir detay oldu. Bu furya nereden geldiyse yazarlara, on farklı karakterden olayları okuma şekli beynimi allak bullak ediyor ve kadın yazarlar maalesef ki erkek karakterlerin gözünden güzel yazamıyor hikayeyi. Kurgu orada her zaman bayağılaşır. Hiç sekmez. O yüzden sadece kızımızın gözünden okumak beni ziyadesiyle memnun etti.
Kitabı asıl sevdiren şeyse diyalogları. Kapaktaki yorum yapan yazarlarımızın da belirttiği gibi diyaloglar bir harika. Becca Fitzpatrick esintileri aldığım zekice laflar ve tatlı atışmalar mevcut. Bir kitapta en çok kaliteli diyalog olayını seviyorum sanırım. Bu kısım iyi olduktan sonra kitap her şekilde akıyor.
Kırdığım puanların sebebi ise yer yer Dikenler Ve Güller Sarayı esintisi almış olmam. Spoi vermeyeyim, ama olayların kilit noktalarının birebir aynı olması şey… olmamış. Belki de çoğu fantastik kitapta işlenen detaylardır ama benim hoşuma gitmedi. Sen o kadar özgün fikirle koca hikayeyi baştan yaz, şu kadarcık şeylere kafa yorma. Birrraz kolaya kaçmak oluyor sanki ama neysem.
Ve ben Saeris’i Feyre (Dikenler ve Güller Sarayı)’den daha çok sevdim. Sebebi ise kızın yaşadığı