1: devletlerden, toplumu tehtit eden krizleri çözmesini beklemek, bir tavuktan uçmasını beklemek gibidir.
Zira salgın, bir planın parçası ise, katilden merhamet beklenmez. Yok doğal ise, tüm devletler bu hususta ne kadar yetersiz olduğunu gösterdiğine göre, kifâyetsizden de yetkinlik beklenmez
2: bu böyle olduğuna göre bize düşen, kendi yaşamımıza ilişkin bireysel siyâsetimizi gözden geçirmek ve kendi ölçeğimizle örtüşecek sekilde yeni bir plan geliştirmemiz gerekiyor
3: yönetemeyen yönetilir ve yönetilenler de yönetimin izin verdiği ölçülerde varlıklarını sürdürebilirler. Bu yüzden yönetmekten vaz geçmek, kendini sistemin ellerine terk etmek demektir
4: yaşanmadan önce tümüyle gerçek dışı gelen şeyler, yaşanmaya başlayınca bir anda sıradanmış gibi geliyor. O halde hiçbir şeye "olmaz" deme ve tedbirini al
5: dünya ticaretinin işleyişine ilişkin kimi kırılma ve değişimler olacağı yıllardır konuşuluyordu. Bu vesile ile buna ilişkin beklenti de ayyuka çıktı. Hatta kimi somut adımlar da atıldı. Eğer gerçekten de bu salgın bunun zeminini oluşturuyorsa bile değişecek olan şey, işleyiş. Yâni ıstikâmet değil, metot. O yüzden de dünya daha kötü niyetle değil, nasıl yonetiliyorsa öyle yönetilecek (!) Ama her değişim kendi kazanan ve kaybedenlerini dogurur. Burada bizim payımıza neyin düşeceği bilinmez. Yeter ki çözümlerimizi devletlere bağlamayalım. Zira devlet, devlet olmak bakimindan sorunun olduğu kadar çözümün de dogal bir parçası ve bizler her ne yapıyor isek onun icinde yapıyoruz. Bundan daha fazlasını beklememeli ve iradeyi onun elleeine bırakmamalıyız
6: aylardır en ilgimi çeken şey de; en ufak bir şey olduğunda ayaklanan, propagandalar üreten sivil toplum örgütlerinin neredeyse hiç ortalıkta görünemesi oldu. Bununla beraber yıllardır tartışılan çevre