Salierinin Mozart'a duyduğu hased, haddi zatında tanrısına duyduğu nefretin bir dışavurumudur. Bu nefret, onu arzularına kavuşturmayan kusursuz kulluğuna duyduğu hıncın doğurduğu bir şeytandır; ki bu şeytan, kulluğu ile tanrısını köleleştiremeyişinden beslenir.
Kulluğunun şiddetiyle ateşi harlanan tutkusunda, denedikçe yenilerek yanan Salieri, artık gerçek bir çarmıhtaki sahte bir İsa gibidir; "Tanrım, beni niçin terk ettin" der gibi isyan ederken söylediği şey; " kulluğum beni cennetime kavuşturmayacaksa niçin kendimi terk ettim" dir. Oysa kulluk, ne kendi kendine insanı bir yere getirebilir, ne de kendi olmayan biri kul olabilir
Bununla birlikte burada içine düşülen daha vahim bir durum vardır ki, o da; kulluğu ile özgürleşip cennetine vardığında kendini gerçekleştirebileceğini vehmetmesidir. Oysa insan, ancak kendini gerçekleştirerek özgürleşir ve özgürleştikçe cennetine kavuşabilir
Gerilimin, korku ve çaresizlikle kişinin ruhunu inim inim inlettiği bu aralıkta soru: " nereye gideceğim" iken, bildiği tek şey; öğrendiklerine kusursuzca bağlı olmak olan bir ruh, asla özgürleşemez ve bu türden bir kurtuluş yolunun özgürlükten geçtiğini bilmekle birlikte, insanın derinlerinde uyuyan hayalet yılan, zehirli diliyle ortalıkta dolaşmaya başlar; "tanrının yoluyla ruhunun yolu, dâimâ sırt sırtadır ve her ikisi de kendi yolunda ilerlediğinde bir birinden uzaklaşır. Sen iyisi mi yüzünü dön" diyerek
Oysa buna böyle inanan birinin cevabını vermesi gereken bir soru vardır: "insan doğası gereği şeytansa ve tanrıya ancak kendinden vaz geçerek ulaşacaksa kendisi kimdir ve bunun anlamı nedir " burada söylenecek ilk şey, bu durumun, öğretinin yanlış bir yorumundan ibâret olduğu ise de, umumiyetle öyle anlaşılmadığına göre artık bizim de bu sözü anlaşıldığı gibi ele alıp