• Yеrin sеni çеktiği kаdаr аğırsın, Kаnаtlаrın çırpındığı kаdаr hаfif.. Kаlbinin аttığı kаdаr cаnlısın, Gözlеrinin uzаğı gördüğü kаdаr gеnç… Sеvdiklеrin kаdаr iyisin, Nеfrеt еttiklеrin kаdаr kötü.. Nе rеnk olursа olsun kаşın gözün, Kаrşındаkinin gördüğüdür rеngin.. Yаşаdıklаrını kâr sаymа: Yаşаdığın kаdаr yаkınsın sonunа; nе kаdаr yаşаrsаn yаşа, Sеvdiğin kаdаrdır ömrün.. Gülеbildiğin kаdаr mutlusun. Üzülmе bil ki аğlаdığın kаdаr gülеcеksin Sаkın bitti sаnmа hеr şеyi, Sеvdiğin kаdаr sеvilеcеksin. Günеşin doğuşundаdır doğаnın sаnа vеrdiği dеğеr Vе kаrşındаkinе dеğеr vеrdiğin kаdаr insаnsın. Bir gün yаlаn söylеyеcеksеn еğеr; Bırаk kаrşındаki sаnа güvеndiği kаdаr inаnsın. Ay ışığındаdır sеvgiliyе duyulаn hаsrеt, Vе sеvgilinе hаsrеt kаldığın kаdаr onа yаkınsın. Unutmа yаgmurun yаğdığı kаdаr ıslаksın, Günеşin sеni ısıttığı kаdаr sıcаk. Kеndini yаlnız hissеtiğin kаdаr yаlnızsın Vе güçlü hissеttiğin kаdаr güçlü. Kеndini güzеl hissеttiğin kаdаr güzеlsin.. İştе budur hаyаt! İştе budur yаşаmаk, Bunu hаtırlаdığın kаdаr yаşаrsın Bunu unuttuğundа аldığın hеr nеfеs kаdаr üşürsün Vе kаrşındаkini unuttuğun kаdаr çаbuk unutulursun Çiçеk sulаndığı kаdаr güzеldir, Kuşlаr ötеbildiği kаdаr sеvimli, Bеbеk аğlаdığı kаdаr bеbеktir. Vе hеrşеyi öğrеndiğin kаdаr bilirsin, bunu dа öğrеn, Sеvdiğin kаdаr sеvilirsin…
  • İnsanlar değişmişler. İnsanlar yazmayı öğrendiklerinden beri face açmışlar. Sonra da insta bakmışlar olmuyor sonra da 1k açmışlar.
    Zavallı insanoğlu...
    Napsın e dhaa naapsın yani haa?
    Tööbe yarebbim tööbee..
    Estağfirullah. Neyse Allahtan bunu yazmayı da bilacir zavallı insanoğlu. Ne kada da aciz..

    "Ey nefsim! Deme, "Zaman değişmiş, asır başkalaşmış. Herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder, derd-i maişetle sarhoştur." Çünkü ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalb olup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sür'at peydâ ediyor."

    "Hem deme, "Ben de herkes gibiyim." Çünkü herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır."(1)
    İnsanlar asrın ve insanların değiştiğini bahane ederek, kendi gaflet ve sapkınlıklarına bahane ve gerekçe üretiyorlar. Halbuki ölüm ve ötesi hakikati dipdiri ve değişmeden önümüzde duruyor. Bu zamanda insanlar gelişti ve değişti diye, ölüm ve kabir değişip başkalaşmadı, aynı vazifesini yine görüyor.
    Ölüm bin yıl önce yaşayan insanları nasıl alıp götürdü ise, aynı şekilde bizi de alıp götürecek. Bizim dönemimizde tren, uçak, araba gibi şeylerin olması ya da işlerin çok ve yoğun olması ölümü durdurmuyor, kabrin ağzını kapatmıyor. Öyleyse nedir bu gaflet, nedir bu umursamazlık.

    İnsanları aldatan başka bir husus da; çevremizin gafletinin bizim gafletimizle örtüşmesi ve onu takviye etmesidir. Yani herkes geçim derdine dalmış, ben ne yapayım deyip gafletimizi biraz daha kalınlaştırıp derinleştiriyoruz. Halbuki ölüm ve kabir, o çevremizi de yutuyor. El ile gelen, düğün bayram mantığı, ölüm ve kabir için pek esassızdır.

    Bizim çevremiz, bize ne der mantığı ile değil, ölüm ve kabir bizden ne istiyor mefkuresi ile hareket etmemiz gerekir. Yoksa dünyanın boş ve fani işleri, kabirde pek kıymetsiz ve esassız metalardır.

    ~Rnk
    Aynen bu söz gibi hayata geçirmek ümidiyle heps...
  • Bediüzzaman'ın hayatını okudukça ve bu Risaleleri yazmak için verdiği mücadeleyi, yaşadığı zorlukları araştırınca; Risale-i Nur öyle özel, öyle önemli bir kitap oldu ki, hayatımda büyük yer edindi desem yeridir. Said Nursi bu mücadeleyi; bu zamana ulaşması için, tek bir genç olsa da onu hakka yöneltmek için, bizlerin imanını kurtarmak için, Kur'an ışığında hayatımıza yön vermemiz için vermiştir. Dinsizliğin büyük yer edindiği bir zamanda İslam karşıtları; Üstad'ı 19 kez zehirleyip, akıl hastanesine bir kumpasla yatırıp, doktorun verdiği : “ Eğer Bediüzzaman da zerre kadar mecnunluk eseri varsa, dünyada akıllı adam yoktur.” raporuyla kendini bir kez daha bu yola başkoymuş ve bu uğurda her şeyi göze almış ne derece önemli biri olduğu gerçeğini göz önüne seriyor. Biraz da olsa bu emeklere kayıtsız kalmayıp Üstad'ın bir kitabı da olsa okumak Müslümanların borcu diyebilirim. Okudukça ne denli haklı olduğumu siz de anlayacaksınız...
  • İşte, Cennet bir çiçektir. Huri taifesi dahi bir çiçektir. Rûy-i zemin dahi bir çiçektir. Bahar da bir çiçektir. Sema da bir çiçektir; yıldızlar, o çiçeğin yaldızlı nakışlarıdır. Güneş de bir çiçektir; ziyasındaki yedi rengi, o çiçeğin nakışlı boyalarıdır. Âlem, güzel ve büyük bir insandır; nasılki insan, küçük bir âlemdir. Huriler nev'i ve ruhanîler cemaatı ve melek cinsi ve cin taifesi ve insan nev'i, birer güzel şahıs hükmünde tasvir ve tanzim ve icad edilmiştir.

    Hem herbiri külliyetiyle; hem herbir ferdi, tek başıyla Sâni'-i Zülcemal'inin esmasını gösterdikleri gibi; onun cemaline, kemaline, rahmetine ve muhabbetine birer ayrı ayrı âyinelerdir. Ve nihayetsiz cemal ve kemaline ve rahmet ve muhabbetine birer şahid-i sadıktır. Ve o cemal ve kemalin ve rahmet ve muhabbetin birer âyâtıdır, birer emaratıdır. İşte şu nihayetsiz enva'-ı kemalât, daire-i vâhidiyette ve ehadiyette hasıldır. Demek o daire haricinde tevehhüm olunan kemalât, kemalât değildir.
    Sözler(RNK) - 681
  • "Tevhid iki çeşit olur:

    "Birisi âmiyâne tevhiddir ki, 'Allah'ın şeriki yok ve bu kâinat O'nun mülküdür' der. Bu kısım tevhid sahiplerinin fikirce gaflet ve dalâlete düşmeleri korkusu vardır.

    "İkincisi hakiki tevhiddir ki, 'Allah birdir, mülk O'nundur, vücud O'nundur, her şey O'nundur' der, lâyetezelzel bir itikada sahiptirler. Bu kısım tevhid sahipleri, her şeyin üstünde Cenâb-ı Hakk'ın sikkesini görür ve her şeyin cephesinde bulunan mührünü, damgasını okur. Ve bu sayede huzurî bir tevhid melekesi maliki olurlar ki, dalâlet ve evhamın taarruzundan kurtulurlar.

    -Rnk, Mesnevi Nuriye, s.1279